2017’de çıkan 13 ilk öykü kitabı

2017 yılı edebiyatımızda öykü yazarlarının ilk kitaplarını çıkardığı bir yıl oldu. Birçok genç yazar, ilk kitaplarını bu sene yayımladı, okurla buluştu. Türk edebiyatında öykünün yükseldiği bir dönemde olduğumuzu söylemek yanlış olmasa gerek.

Sizler için, bu sene farklı yayınevlerince yayımlanmış 13 ilk öykü kitabını listeledik.


1. Maveraünnehir Nereye Dökülür?

“Siz burada duracaksınız küçükhanım,” diyor Harun Bey. “Evinizin balkonu. Narin ciğerlerini akşam serinliğiyle dolduran bir Roxane’siniz artık.” Ne olduğunu anlayamayan damat, gelinin yanına doğru hareketlenecek oluyor, Harun Bey bırakmıyor. Çehresi sert. “Sen kenarda duracaksın Christian. Tek yapman gereken söyleyeceklerimi tekrarlamak. Bu kadarını becerebilirsin herhalde.”

Engin Barış Kalkan‘ın İletişim Yayınları’ndan çıkan ilk öykü kitabı. Geçmişin bulanıklığı, kırıklıklar, kabullenişler. Gıcırdayan kapılar, boş fincanlar, galaksideki bütün gezegenler… Su sızdıran yağmur borusu. Engin Barış Kalkan, insanın ve dünyanın ürpertisini, geride kalanların tenhalığını anlatıyor. Maveraünnehir Nereye Dökülür?, kirli bir gündüzün ince ağrılarını resmediyor, neşeli ve hayat dolu öyküler.


2. Durun Yanlış Anladınız

Edebiyat dergilerinde yer alan öyküleriyle son dönemin en öne çıkan yazarlarından Bülent Ayyıldız, ilk kitabıyla “Durun Yanlış Anladınız” diye sesleniyor. Ama bu seslenişin, doğru anlaşılma kaygısından kaynaklandığı zannedilmesin. Kendine has öykü diliyle sadece muhatabına hitap eden tema ve kurgular eşliğinde okurunu arıyor yazar. Bu okuma serüvenine hazır olacak okurlar için, bu aslında bir nevi ‘bir yazarı bulma’ hikayesi de olacak. O okur ise evet diyecek muhtemelen, tam da doğru anlamışım. Güçlü bir ilk adım.


3. Ev Yapımı Hüzünler

Ev Yapımı Hüzünler, yazarının her öyküde farklı bir hikâye anlattığı, aynı zamanda anlattığı hikâyeye özgü olan dil ve anlatımı aradığı bir ilk kitap. Aile içi ilişkilerden yakın tarihteki toplumsal olaylara, umut yoksunluğundan rastlantıların zenginliğine, yaşamdan ölüme uzanan geniş bir yelpazede, kimi zaman gülümseten kimi zamansa mutlu sonlardan çok uzakta hikâyeler yazıyor Oğuzhan Yeşiltuna.

Ev Yapımı Hüzünler’de yazar çeşitli biçim denemeleriyle de öykünün sınırlarını zorlarken, çağdaş öykünün olanakları hakkında düşündürüyor. Metinleri incelikli bir dil ve kurguyla işleyerek, hem ‘ev yapımı’ tutukluluk hallerinin ev-cil dünyasını didikliyor, hem de bir adım ötesinde yaban bir özgürlüğe açılan ıssız yolların tekinsizliğiyle okuru tedirgin ediyor.


4. Kaplumbağaların Ölümü

Fatma Nur Kaptanoğlu, tutkuyu yüksek duygularda arayan bir yazar değil. Aksine, sabah uyandığımızda, yanı başımızda olup biten sıradanlığı, tutkuyla perçemleyip öyküleştiriyor. Soğuk sodaya sıkılan limonun çekirdeğinin sodaya düşmemesi için gösterilen dokunuş duyarlılığı, bekleme odasındaki meraklı gözlerin hapsindeyken deri koltukların gıcırtısı, takma dişlere takılan gül lokumunun yaşlılıkla cebelleşmesi, kavurucu yaz sıcaklarında ıslak lastik terliklerin ayak uçlarından bedene yayılan anlık serintisi… Kaplumbağaların Ölümü, yaşıyor olmanın, gezegen kadar ağır, kaplumbağalar kadar hafif, mikro çekim öykülerinden oluşuyor.


5. Korku Yokuş Aşağıydı

İçime, tam da göğsümün ortasına bir efkâr geldi çöktü. Çünkü insan delirmeye yalnız kaldığı anlarda başlıyor. Eline tütün sarısı çöktüğünde maziye tutunmak istiyor. Yalnızlıktan ciğeri solduğunda hatırlıyor ilk aşkını, seviştiği ilk kadını. Annesine babasına yakışmayan bir adam olduğunu hatırlatıyor kendine. Bir de türkü tutturuyor, yarı fısıldar yarı bağırır söylüyor.

Balkondan değil, camdan, damdan değil, tüm metaforları ve çağrıştırdıklarıyla “kendinden” atlamak isteyen karakterleri konu alıyor Korku Yokuş Aşağıydı…

Bu karakterlere zaman, olay, mekân yardım ve yataklık ediyor.

Anıl Mert Özsoy, herkesin bildiğini birbirinden sakladığı hikâyeleri hatırlatıyor okura…

Sokağın dibini görmüş, görüp de susamamış insanların arka sokaklardaki hararetli kavgasını…

Korku Yokuş Aşağıydı, biçimi, dili ve rengiyle yetenekli bir yazarı müjdeliyor.


6. Geceleyin Gökyüzü

Bir deri bir kemik öyküler. Ama zeki, çevik, haysiyetli. Erhan Memiş’in öykü kitabı Geceleyin Gökyüzü, kendini ilk bakışta belli eden “tuhaf”lıkta metinlerden oluşuyor. Dil kullanımıyla, anlatıcının sesiyle, ele aldığı anlar ve durumlarla bu kitap, 2017’nin en çok konuşulacak öykü kitaplarından biri olmaya aday.


7. Kırgın Anlatıcı

“Ben bu geceden çok daha eski bir zamanda ölmüştüm. Siz bunu bilmezsiniz. Ben de bilmezdim. İnsan öldüğünü bilmez mi halbuki, değil mi? Bilmezmiş. Zaman, insanı zamanla çürütürmüş. Bazı yaşananlar, hiç bitmezmiş havsalada. Gece uyumadan önce akla çöreklenir, her gece bir önceki geceye nazaran daha da şiddetli çizermiş aklın odalarını. Aklın kazınmalarla parça pinçik olurmuş. Aklın kalmayışı, ölüme eşdeğermiş meğerse. Bilmezmişim.”

Yeni neslin dikkat çeken öykücülerinden Caner Almaz, ilk kitabı Kırgın Anlatıcı’yla okur karşısına çıkıyor. Farklı hayatlardan karakterlerin bir araya geldiği bu kitap, taze bir soluk getiriyor öykücülüğe. Bilinç akışı tekniğinin sıkça kullanıldığı öyküler, okuru zaman ve mekân geçişleriyle keyifli bir yolculuğa çıkarıyor. Gerçekle hayal, uykuyla uyanıklık arasında kurulan Kırgın Anlatıcı, kurmaca anlatının öne çıkan örneklerinden olmaya aday.


8. Onu da Sonra Anlatırım

“Malum sona ulaştığımızda bağrışlar yine arttı. Yavaşça indirip çukura yerleştirdiler, bembeyaz kefenin her yanı çamur oldu. E madem pislenecek, niye bu kadar özeniyorsunuz ki? Ya da yer döşemesi ayarlayın da yaptığınız iş bir şeye benzesin. Ölümün en kötü yanı bu işte. Hiçbir şeye itiraz etme hakkınız olmuyor.”

Okan Çil, hem diliyle hem de ele aldığı konularla günümüz öykücülerinden ayrı bir yerde duruyor. Kitaptaki öyküler, insanı çok iyi gözlemleyen bir zihinden çıkmış. Çil, metinlerin gövdelerini çoğu zaman sıra dışı, hatta absürt kurgulara yaslıyor. Öykülerini, okuru kahkahaya boğacak bir mizahla süslüyor.


 

9. Susulacak Ne Çok Şey Var Aramızda

Ona baktığım zaman kendi kurallarının dışına hiçbir zaman çıkmamış huysuz bir adam görüyorum. Hepimizde bulunan o geçirgen, biçim değiştiren şeffaf zar, onun çevresinde zamanla katılaşmış, koyulaşmış gibi. On yıldır ne tutkuyla birini sevdiğini gördüm ne de yeni bir arkadaşı olduğunu. Acaba bu da bir sevme biçimi mi? Bir tür yaşamak mı?

Genç öykücülerimizden Ezgi Polat, ilk kitabı Susulacak Ne Çok Şey Var Aramızda ile okurun karşısına çıkıyor. Polat’ın öyküleri, yaşadığımız günlerin içeriden bir dökümü. Duygu hallerimizin, itirazlarımızın ve sustukça büyüttüğümüz ortak sorunlarımızın öyküleri. Öykü kişilerinin bol bol konuştuğunu, ama her konuşmada asıl çabalarının aslında aktarmaya değil, üstünü kapatmaya yönelik olduğunu göreceksiniz. Tıpkı kitabın adı gibi; Susulacak Ne Çok Şey Var Aramızda…


10. Orada Bir Yerde

Çenemde demir halatlar vardı sanki, tek tek, yavaş yavaş koptuklarını duyuyordum. Üzerimdeki adamın ağırlığından nefesim bağırmaya yetmiyordu. Cansız bir inleme sürünerek ancak çıktı ağzımdan. Pas tadı geliyordu belli belirsiz. Gözlüklü, dişime asılmaya devam ediyordu. En sonunda bir çatırtı duydum, çene kemiğim parçalanmıştı sanki. İçimde bir boşluk hissettim.

Engin Türkgeldi’nin Orada Bir Yerde’si, benzerine pek az rastladığımız bir öykü dünyası çıkarıyor karşımıza. Alabildiğine görsel, dünya edebiyatının tanıdık öykülerine ve atmosferine göndermelerle ilerleyen, fantastiğin kıyısında bir öykü dünyası bu. Terk edilmiş kasabalar, köleler, peygamberler, cüceler, krallar ve dağ bayır dolaşan bilge kişiler… Bir solukta, düşünerek, şaşırarak okuyacaksınız.


11. Tekme Tokatlı Şehir Rehberi

Ayağa kalkıp dizlerimdeki toprağı silkelerken çocuk sesleri duydum.

“Baban nerede Armağan? Herkesin babası var!”

Hırsla etrafa bakındım, kimse yoktu. Sonra babama baktım. Beni bu duruma düşürdüğü için ona kızdım, sonra hemen affettim rahmetliyi. Yerden bir avuç toprak alıp kolum kopacak kadar şiddetle uzağa fırlattım, sesleri babamla kovar gibi. Var gücümle bağırdım.

Mevsim Yenice, olgun bir ilk kitapla okuyucunun karşısına çıkıyor. İstihzayı elden bırakmayan, gerektiğinde yoran öyküler yazıyor. Anlatıcısının sesi bir değil, bin.

Tekme Tokatlı Şehir Rehberi öyküye yeni bir soluk oluyor. Ama soluğu verdikten sonra kahkahasını da patlatıyor.


12. Her Şey Dahil

Babamın kışın ölmesi iyi olmadı, haberi kokusuyla birlikte yayıldı. Komşusu Neriman Teyze o akşam çöpü çıkarmak için kapıyı açtığında, bu pis kokunun elindeki poşetten değil de karşı kapıdan geldiğini hemen anlamış ve zavallı adamın Allah korusun ama, galiba ölmüş olduğunu düşünmüş. Zaten fazla konuşkan olmayan, evden dışarı da ancak birkaç günde bir alışveriş için çıkan babamı günlerdir görmediği de aklına ilk o zaman gelmiş. Yine de bir umut, o sırada içeride haberleri seyreden kocası Bülent Amca’yı çağırıp babamın ziline bastırmış. Bülent Amca zile ikinci kez basmaya gerek duymamış, arkasına dönünce de Neriman Teyze’nin çoktan ağlamaya başladığını, tülbendiyle gözlerini sildiğini görmüş. Bülent Amca karısını içeri yolladıktan sonra kapıcıya haber verip hemen bir çilingir çağırmasını söylemiş. Neyse ki kapıcı böyle durumlarda polise de haber vermek gerektiğini biliyormuş. Polislerden yaşlı olanı başıyla işaret verince çilingir beyaz, plastik bir kartı kapının arasına sıkıştırmış, kapıyı kulpundan tutup yukarı itmiş, kartı da birkaç kez ileri geri oynatınca kapı şık diye açılmış. Ama koku bütün apartmana yayılmaya başlarken polislerin, Bülent Amca’nın ve kapıcının akıllarında tek bir şey varmış: Demek bu kadar kolay! Polisler kollarıyla burunlarını kapatıp içeri girdiklerinde babam, mutfakla salon arasındaki uzun koridorda, dört gündür, öylece yatıyormuş.

Birbirine dolanan arzular, hiç durmadan yağan yağmur gibi bizi kıstıran yorgunluklar, zamanın insafsızlığı, eksikliğin sıkıntısı, hayatın yeknesaklığı ve benzersiz coşkusu.

Kerem Aslan, yarı karanlıkta bir zamanı anlatıyor; eve sığınan, evi bulan ve özleyen ince bir hüznü.

Her Şey Dahil, uyumsuzluk öyküleri, bulanık, perdesiz ve yanı başımızda.


13. Günün O Belirsiz Vaktinde

Canavarlar çıkıp gitti parmaklarımın ucundan. Anıları kaldı yalnızca. Benim yazamamam, anlatacak bir şey bulamamam kaldı. Yaşamımın son demi dediğim şu anlamsız zamanı anlamlandıramamam kaldı. Yıllar önce bittiğini fark etmeden bitirdiğim bir hikâyenin, son olduğunu bilmeden koyduğum o noktanın titreyen ışığı kaldı sonra içimde.

Günün O Belirsiz Vaktinde, genç öykücü Emir Çubukçu’nun ilk kitabı. Ama daha baştan oturmuş bir anlatımı, öyküye yönelik sağlam bir bakışı var Çubukçu’nun. Anlatımındaki açıklığı, toplumsal sorunlara yönelik dikkatli ve eleştirel tutumu, onu yakıcı sorunlarla boğuşan son dönem gençliğimizin sözcülerinden biri kılıyor. Çubukçu’nun öyküleri, özellikle güncel sorunların önümüzdeki dönemde öyküye nasıl yansıyacağı konusunda fikir veriyor.

 

 

Ne Okuyorum? ekibinin kolektif paylaşımlarının hesabıdır. Arkasında sadece bir kişi yoktur. Bir fikir vardır! Hiç!