Ağrı Dağı’nın İçindeki Dehşet

Bram Stoker En İyi Roman Ödülü’nü alan Ağrı Dağı geçtiğimiz ay İthaki Yayınları tarafından yayımlandı. Ağrı Dağı başlangıçta sadece iki maceracı ruhun yeni bir maceraya atılmalarını anlatacak gibi dursa da, kesinlikle çok daha fazlasını sunan bir roman. Yazar Christopher Golden, Nuh’un gemisine dair bahsedilen mitlerden birine el atıyor ve söylenildiği gibi geminin kalıntılarının Ağrı Dağı’nda var olması üzerine bir kurgu üzerine ilerliyor. Bu hali bile yeterince heyecan verici iken yazar kurguda gerilimin dozunu arttırıp gemi kalıntılarında bulunan ürkütücü görünüme sahip bir cesedin varlığını işliyor.

Meryem ve Adam birbirini seven ve evlenme hazırlığı yapan iki maceracı yazar, yaptıkları keşifler, tırmandıkları dağlar hiç bitmeyecekmiş gibi gelen güzel bir hayat. Fakat Ağrı Dağı’ndaki arkadaşları Kürt rehber Fevzi’den gelen bir haber üzerine zaten Meryem’in sebepsizce yavaşlattığı tüm evlilik hazırlıklarını bırakırlar ve bu yeni maceraya atılırlar. Ağrı Dağı’nda gerçekleşen bir deprem sonrası bir mağara ortaya çıkar ve kahramanlarımız bu mağarada keşifte bulunan ilk araştırmacılar olmak istemektedirler. Bulunan kalıntılar her ne kadar Nuh’un gemisini bulduklarını gösterse de onların buna dair şüphesi vardır ve hem buldukları bu kalıntıyla hem de kendi ilişkilerine dair tahmin ettiklerinden çok daha büyük problemleri var.

“Gemi –eğer uygun sözcük gerçekten buysa- bir insan vücudunda keşfedilmeyi bekleyen bir tümör misali Ağrı Dağı’na gömülmüştü. Walker insanların yıllar boyunca onu ararken harcadıkları zamanın ve paranın ardından Ağrı’da Nuh’un gemisini bulmanın imkânsız olduğunu söylerdi ama işte şimdi onun içindeydi.”

 

Adam ve Meryem bu tırmanışı rakiplerinden önce gerçekleştirip, araştırmayı yapmaya hak kazanan ekip olurlar. Buraya kadar her şey zorlu Ağrı Dağı’na her an yeni bir deprem olma tehlikesiyle ve rakipleriyle savaşan insanların tırmanış macerası gibi geliyor. Fakat romanın sonrası daha çetrefilli; soğuk daha keskin ve korku romanın başkahramanı olarak ortaya çıkıyor.

Nuh’un gemisine dair anlatılanlarda daha önce pek gözüme ilişmeyen bir durumun da üzerinde gidiyor yazar; Nuh Peygamberin tüm hayvanlardan birer çift olmak üzere sığacak şekilde gemi inşa etmesi ve bir geminin bahsedildiği üzere neredeyse tüm dünyayı yutacak bir selden kurtulması, aslında insan hangi dinden olursa olsun bir iman meselesi. Her ne kadar yazar bu kısmını incelikli işlemeye özen göstermiş olsa da, kahramanlarımız haliyle her zaman o kadar hassas davranmıyorlar. Gemide bir rahibin bulunması diğer inançlara sahip olan insanları bazı açılardan rahatsız etse de sonunda inanmayanların bile inanmak durumunda olduğu ve inanca sarıldıkları bir noktaya geliyorlar.

Roman aslında beklenen olaylarla ilerleyen bir gerilim romanı; ürkütücü bir ceset, yavaş yavaş kaybolan insanlar ve henüz gerçeklerle yüzleşmemiş pek çok farklı karakterin bulunduğu bir ekip. Kitap çoğu zaman tahmin edilebilir bir şekilde ilerlese de okuru şaşırtmayı başarıyor ve bu haliyle Ağrı Dağı korkutucu bir kurguya sahip. Sonunda kurtulmayı başaracaklar mı sorusuyla hızla okunan satırlar. Fakat bu romanı diğerlerinden farklı kılan; çoğu insanın inanabileceği bir hikâyeyi, yazar Christopher Golden’ın zemin olarak kullanması ve tasvirleriyle Ağrı Dağı’na çıkışın tüm o zorluklarını ve hava koşullarına bağlı yaşanan tüm o zorlukları çok iyi yansıtması. Okurken ürpermeniz sadece korkudan değil, soğuktan da.

  • Ağrı Dağı – Christopher Golden
  •  İthaki Yayınları – Roman
  • Çeviri: Cihan Karamancı
  • 312 sayfa