Ağustos önerileri: Yeni çıkan 22 kitap!

Klasikleşen kitap öneri listelerimizin yenisiyle karşınızdayız.

Temmuz ve Ağustos ayı itibariyle raflardaki yerini alan kitaplardan derlediğimiz listemiz 22 kitaptan oluşuyor.

Faydalı olması dileğiyle!


1. İkinci Eş Serüveni – Andrew Finkel

Sultan, Osman’a, “Bu Sherlock Holmes için çok başarılı
bir gün oldu,” dedi, camiye girmek için arabadan inerken.
“Helen Stoner adında genç bir kadının ve Abdülhamid
adında bir hükümdarın hayatını kurtardı.”

Arthur Conan Doyle bir röportajında, en sevdiği Sherlock Holmes öyküsünün “İkinci Eş Serüveni” olduğunu söyler. Ne var ki böyle bir öykü yoktur ve ünlü dedektifin hayranları yıllardır bu muammayı çözmeye çalışmaktadır. Bu takıntılı okurlardan biri de Baker Sokağı’nda oturan bir doktordur ve Osmanlı uzmanı akademisyen Leyla Arslan’la birlikte kayıp metnin peşine düşer. Gizem Buckingham Sarayı’ndan Yıldız Sarayı’na uzanırken, arayışları beklenmedik başka sırları da açığa çıkaracaktır…

Uzun yıllardır Türkiye’de yaşayan gazeteci Andrew Finkel, İkinci Eş Serüveni’nde tarihin en ünlü dedektifi Sherlock Holmes ile onun büyük bir hayranı olduğu bilinen II. Abdülhamid’i bir araya getiriyor. Bir katilin yerine bir metnin peşine düşen bu sıradışı dedektiflik romanı, iç içe geçen hikâyelerle bir labirent anlatıya dönüşüyor.


2. Kızıl Kahkaha – Leonid Andreyev

Andreyev’in Rusya’nın Rus-Japon Savaşı’ndan (1904) ağır bir yenilgiyle çıkmasının ardından kaleme aldığı Kızıl Kahkaha, savaşın akıl almaz mezalimi üzerine yazılmış en sarsıcı metinlerden biridir. Bir Rus subayının Mançurya’daki korkunç taarruz sırasında tuttuğu bölük pörçük günlük, onun ölümünden sonra savaşa katılmayan kardeşi tarafından tamamlanır. Genç subay kendi ordusunun mermilerine hedef olarak bacaklarını yitirmiştir. “Kızıl Kahkaha” onun için yaralı, sakatlanmış, paramparça bedenlerin; “kanla kızıllaşan toprakların” simgesidir: “Dünya çıldırdığında böyle gülmeye başlar.” Savaş alanındaki vahşet, hem sonu gelmeyen yürüyüşün tükettiği askerleri hem de bütün bu acılar karşısında büyük bir acze düşen doktorları delirtmiştir. Subayın kardeşi savaşı dışarıdan izlese de ölümü ve acıyı kanıksayıp duyarsızlaşmış, o da tıpkı subay gibi akıl sağlığını yitirmiştir. Savaş öyle akıl dışı bir hale gelmiştir ki oğlunun korkunç bir ölümle can verdiğini gazetelerde okuyan bir ana, bir ay boyunca ondan mektup alır. Ölülere ölülerden mektup gelir. Kızıl Kahkaha, giderek toplu bir cinnete dönüşen savaşın yol açtığı muazzam yıkımın, altüst ettiği hayatların, insanlıktan çıkıp deliliğe sığınanların trajik öyküsüdür.


3. Cehennemlik Yürek – Clive Barker

“Clive Barker o kadar iyi bir yazar ki her okuduğumda nutkum tutuluyor.”

– Stephen King

Birçok okura göre Clive Barker’ın en iyi kitabı kabul edilen Cehennemlik Yürek, korku edebiyatının en tekinsiz eserlerinden. Romanın, Hellraiser adıyla yine Barker tarafından yazılıp yönetilmiş film versiyonu ise kült korku filmlerinden biri olmuştur.

Frank dünyadaki her türlü hazzı tatmış, yeni hazlar peşinde bir günahkârdır. Lemarchand’ın kutusunun bulmacasını çözerek ona haz vermeleri için dünyaya çağırdığı “Cenobite” denen cehennem yaratıkları akla hayale gelmeyecek dehşetleri de beraberlerinde getirirler. Frank’in ayini gerçekleştirdiği eve taşınan kardeşi Rory ve eşi Julia bir süre sonra evde bazı tuhaflıklar sezmeye başlarlar. Frank kadar günahkâr olan Julia, Cenobite’ların gazabına uğrayan Frank’e yardım etmek için yeni kurbanlar ararken aile dostları Kirsty de Rory’yi kurtarmanın yollarını arar.

Kutu… Onu açtın, biz geldik.


4. Aeneis – Vergilius

Dünya edebiyatının en büyük eserlerinden olan Aeneis işte bu ünlü cümleyle başlıyor: “Savaşların ve bir yiğidin şarkısını söylüyorum.”

Roma bir yandan silahlarla, savaşlarla büyüyüp genişlerken diğer yandan ruhsal temellerini ve ufkunu oluşturan büyük bir şaire de sahipti. Ve bu şair, Aeneis ile Roma’ya bir kök, Latinceye bir dil panteonu, gelecek kuşaklara ölümsüz bir öykü bıraktı.

Aeneis, ondan etkilenen büyük ustalar ve onun kaynaklık ettiği hikayeler sayesinde zaman geçtikçe Batı edebiyatının temel metinleri arasındaki yerini sağlamlaştırdı ve T. S. Eliot’ın deyimiyle “tüm Avrupa’nın klasiği” oldu.

Bu büyük eseri Türkan Uzel’in Latince aslından çevirisi ile sunuyoruz.


5. Lanetli Avlu – Ivo Andriç

Lanetli Avlu, Balkan edebiyatında çığır açan Nobel ödüllü yazar İvo Andriç’in hapsedilme deneyimi ve iradenin sınırları üzerine çarpıcı anlatısı. Osmanlı İstanbul’undaki bir hapishanenin “lanetli avlusu”nda toplanan Müslüman, Yahudi, Hıristiyan mahkûmlar cezaevi avlusunun karamsar atmosferine kişiselle tarihseli birleştiren öyküleriyle direnmektedirler. Mahkûmlardan birinin öyküsü Osmanlı şehzadesi Cem Sultan’ın sürgün ve hapis deneyimine açılırken, bir başkasının öyküsü Balkanların çok uluslu mirasından baki kalmış gerçek yaşam sahneleri sunmaktadır. Lanetli Avlu, öykülerine sarılan insanın cezaevinin lanetiyle nasıl baş edebildiğini gösteren bir başyapıt.

“Andriç, Yugoslavya’nın dünyadaki şöhretine hepimizden çok katkıda bulundu.”

Josıf Broz Tıto


6. Kompartıman – Canol Balkaya

“Hani az önce size farklı ölüm şekillerinden bahsediyordum ya, belki de bana bir ayrıcalık verilmiş. O da, kendi cenaze törenimi organize etme lüksü. Ben de bu lüksü kullanmaya karar verdim. Sizden yapmanızı istediğim birkaç şey var. Ne de olsa herkes son arzusunun yerine getirilmesini hak eder…”

Musa, kanser hastası bir adamdır. Çetrefil zamanlardan geçmesine rağmen yaşama aşkını hiç yitirmemiştir… Ömrünün son günlerinde sevdikleriyle beraber, Ankara Ekspresi’ne binip ebedi bir yolculuğa çıkmak ister. Bu yolculukta onları gizemli mektuplar beklemektedir. Ama asıl sürpriz, geçmişten çıkıp gelen, ne idüğü belirsiz tuhaf yabancının kendisidir…

Kompartıman, ayazına ve gri devlet binalarına rağmen Ankara’yı sevenlerin hikâyesi. Seksenlerin kaotik atmosferiyle örülü, muamma yüklü bir ilk roman.

Canol Balkaya, duyarlı, içli ve melankolik bir kalem…


7. Beren ile Luthien – J.R.R. Tolkien

Tolkien’in yayımlanmayan metinlerinden derlenerek başlı başına bir kitap haline getirilen Beren ile Luthien’in destansı hikayesi Hobbit, Yüzüklerin Efendisi, Silmarillion ve Tolkien’in yarattığı Elfler, İnsanlar, Orklar ve Cücelerle dolu Orta Dünya hayranlarını bir kez daha bir araya getirecek.

J.R.R. Tolkien’in İlk Çağ’daki destanları ve mitleri anlattığı Silmarillion’ın gelişiminde büyük bir rol oynayan Beren ile Luthien’in hikayesinin yazım sürecinde pek çok detay değişse de gölgelenen aşkları hep baki kaldı: Beren ölümlü bir İnsandı, Luthien ise ölümsüz bir Elf. Önemli bir Elf beyi olan babası, kızının Beren’le olmasına karşıydı ve eğer Luthien’le evlenmek istiyorsa Beren imkansız bir görevi yerine getirmek zorundaydı. Beren, Luthien ile birlikte kötülerin en kötüsü, Kara Düşman, Morgoth olarak da bilinen Melkor’dan en değerli mücevher Silmarili çalmaya çalışacaktı.

Bu kitapta Christopher Tolkien, Beren ile Luthien’in hikayesinin ilk yazıldığı tarihten, Silmarillion’daki haline kadar geçen süreci adım adım ele alıp Orta Dünya’nın en önemli aşk hikayesine nasıl dönüştüğünü, bu evrende giderek nasıl daha büyük bir yer kapladığını gözler önüne seriyor. Bunu yaparken de babasının kelimelerine dokunmadan, orijinal hallerini koruyarak destanın hem manzum hem de mensur biçimlerini ilk kez birlikte yayımlıyor.


8. Benoni – Knut Hamsun

Benoni, Knut Hamsun’un çalışmaları arasında özel bir yere sahip, bir diptiğin ilk kısmı. Buram buram Norveç, Nordland’ın kendine has doğası, ormanları, faunası ve florası, denizi, parlak yaz geceleri, ağır kış günleri var bu romanda… Ve tıpkı bu doğanın bir yansıması olarak insanları var: Önyargıları, çekingenlikleri, alçak sesli cümleleri, kısıtlanmışlıkları, arzuları ve hayalleri. Knut Hamsun, ilk kez, tüm çalışmalarının en büyük endişelerinden birini, İskandinav toplumunun da en önemli sorunlarından birini bu kitapta merkeze alıyor: Etik ve tipik değerleri ile geleneksel kırsal kültür ve kent dünyası, kapitalizm, para arasındaki çatışma. İkinci sırada, melankolik bir aşk hikâyesi var, Behçet Necatigil’in şiirli çevirisiyle taçlanan bir hikâye…

“Hamsun, bu büyük romancı 1859’da Norveç’te doğdu. Gezdi, yaşadı, sevdi, yazdı. Hamsun’u çevirmek benim için şiir yazmak gibi bir şey.”

– Behçet NECATİGİL


9. Kabuk – Zeynep Kaçar

Sabiha, Sezin, Füsun…
Anneanne, anne, evlat…

Zeynep Kaçar, üç kadının ve onların etrafını saran kadınların hayatlarını Kabuk’ta resmedip büyük insanlık panoramasını oluşturuyor. Acının yoğurduğu kadınları koruyan da sıkıştırıp ezen de aile kabuğuyken, her şeye rağmen var olmaya çalışanlar bize sesleniyor: asla vazgeçme kendin olmaktan!

Terzi Saliha’nın kumaşlara ve uykuya sığınarak kaçıp unutmaya çalıştığı hayat, kızı Sezin için mücadele ve yokuşlarla dolu bir yola dönüşüyor. Füsun ise aile mirası gibi birbirlerine kalan acı ve delilikten kaçmaya uğraşıyor. Kadınlığın bütün tanımları ve gizli odaları anlatılıyor Kabuk’ta.

Zeynep Kaçar’ın yayımlandığı ilk günden beri çok konuşulan ve ses getiren kitabı Kabuk yeni baskısıyla Doğan Kitap’ta.


10. Ülkenin Sonuna – David Grossman

Kitapları kırkı aşkın dilde okurla buluşan büyük yazar David Grossman’dan son sayfasına değin soluk soluğa okunan bir başyapıt: Ülkenin Sonuna. Grossman, muazzam kurgusu ve okurunu yanı başına çeken doğrudan anlatımıyla her şeyin mümkün göründüğü gençlik günlerinden yetişkinliğin burukluğuna ve aşktan sağ çıksalar da yaşama yenik düşen insan kalıntılarına dair sarsıcı bir öykü anlatıyor. Ülkenin Sonuna’nın odağında kötü bir haber alacağından emin olan bir kadın, Ora yer alıyor ve Ora, bu haber geldiğinde evde bulunmamak için uzun bir yolculuğa çıkıyor. Grossman, sökülen bir kumaş gibi ilmek ilmek açılan bu büyük romanda Ora’nın öyküsünü üzerinde yaşadığı fakat siyasetine pek de kafa yormadığı topraklara, o toprakların yadsınamaz hakikatini de kurguya karıştırıyor ve çiçek kokularının arasına kaybetme korkusunu, mavi gökyüzünün altına insan ruhunun koyu karanlıklarını yerleştiriyor. Yaşamları bir hastanenin karantina koğuşunda kesişen Ora, Avram ve İlan’ın arasındaki bağlar, sayfalar boyunca giderek karışıp düğümlenirken bölgenin geçmişi, insanlarının yaşamlarıyla birlikte çözülüyor ve yaşamın ağırlığından sıyrılmak için uzağa, daha uzağa, ülkenin sonuna yürüyen Ora, ayaklarını bastığı toprak yavaş yavaş dağılırken kelimelere sarılıyor.


11. Fransız Masalları – Sophie De Segur

Perilerin ve cinlerin hem dünyamızda hem de hayal gücümüzde var olduğu gizemli bir çağdan masallar.

“Blondine, Bonne-biche ve Beau-Minon’un Öyküsü”, “İyi Kalpli Minik Henry” ve “Prenses Rosette’nin Öyküsü” çok eski zamanlardan çok önemli erdemleri bize hatırlatıyor, dürüstlüğün ve gerçek dostluğun her şeyin üstesinden gelebileceğini söylüyor.


12. Canım Arkadaşım – Özgür Balpınar

Bir arkadaş yalnızca bir arkadaştan mı ibarettir?

Koşarak gidilen sevinçlere, anlamlı bekleyişlere, umut dolu düşlere yaraşır arkadaşlık. Bazen plansız çekilen bir fotoğraf karesinden dolup taşıverir, bazense bir kuşun uçuşunda anlamlanır. Bazen düş sarısıdır, bazense turuncuya çalan bir kırmızı. Bazen gücünü bir ağacın yapraklarından alır, bazense dingin bir sessizlikten.

Taiyang ile Yue’nin, Güney Çin’deki Guangzhou eyaletinin varoş sokaklarında başlayıp Ginkgo ağacının yapraklarından sonsuzluğa uzanan hikâyesi bu. Varlıklı bir ailenin çocuğu olan Taiyang’la, bir atık fabrikasında çalışan Yue’nin yolları tesadüfen kesişir ve aralarında derin bir bağ kurulur. Birbirlerinden farklı olsalar da bu farklılıktan bir arkadaşlık yaratabilecekler midir?


13. Sonsuz Aşk – Ian McEwan

Kefaret, Çocuk Yasası ve Amsterdam’da Düello gibi romanlarıyla tanınan Ian McEwan’dan, aşk, inanç ve saplantı üzerine, gerilimin hiç düşmediği bir roman.

Bilim yazarı Joe Rose’un huzurlu ve düzenli yaşamı, tanık olduğu bir balon kazasıyla sarsılır. Balonun içindekileri kurtarmak için işbirliği yaptığı kişilerden biri, Joe’ya karşı korku verici bir saplantı geliştirecek, bu saplantı Joe’nun bilimsel akılcılığını ve eşi Clarissa’yla ilişkisini tehdit edecek, onu çıldırmanın eşiğine getirecektir.

“Olay örgüsü o kadar sürükleyici ki, gece uyumak gibi bir planınız varsa bu kitabı akşamleyin elinize almak düşüncesizce görünebilir.”

– A. S. Byatt, Daily Mail

“McEwan, bir gerilim yaratma ustası.”

– New Statesman


14. Zeplin – Karin Tidbeck

Kitap Açıklaması

2013 Crawford Ödülü Kazananı / 2012 James Tiptree Jr. Onur Li̇stesi̇ / 2013 Dünya Fantazi̇ En İyi̇ Koleksi̇yon Ödülü Aday

“Tedirgin edici… keyifli… gizemli biçimde dokunaklı… Bunlar muazzam öyküler.”

– Ursula K. Le Guin

Bir adam bir zepline âşık olur. Bir operatör Cehennem’e telefon bağlar. Üç kadın zamanın ötesindeki bir yerde süzülürler.

İsveçli yazar Karin Tidbeck’in alacakaranlık dünyasına hoş geldiniz. Perilerin sakin köylere musallat olduğu, ölümsüz bir varlığın zaman kavramıyla tanıştığı bir dünya. Her şeyin mümkün olabileceği bir dünya. Tidbeck’in hem güldüren hem de rahatsız eden, hem duygulandıran hem de var olmayan bir yere hasret çekmenizi sağlayan öyküleri türler arasındaki sınırları ustalıkla aşıp tanıdık ile bilinmeyenin çekiciliğini ve dehşetini hissetmenizi sağlıyor.


15. Biri Sizi Bulmaya Çalışıyor – Marc Auge

Zaman, filmleri hatıraya dönüştürüyor, ama başka türlü hatıralara.

Eski Amerikan filmleri tutkunu emekli edebiyat öğretmeni Julien, Claire adında genç bir kadın psikologla karşılaşır. Bir süre sonra Claire’in isteğini kırmayarak çalışmasına yardımcı olmaya karar verir ve geçmişini anlatmaya başlar. Julien anlattıkça Kurtuluş günleri, Cezayir savaşı, Mayıs 68 ve eski arkadaşlarının anıları yeniden su yüzüne çıkar, oysa Claire’in farklı bir amacı vardır.

Antropolog Marc Augé’den hatırlama, unutma ve kimlikler üzerine roman formunda bir değini.


16. Beyaz Ev – Pelin Özer

Pelin Özer’den romandan şiire, anlatıdan hikâyeye tüm türleri kapsayan bir “söz büyüsü” Beyaz Ev.

Bütün evi kendi ezgisiyle anlattığı kitabında, ahşabın tene ne kadar yakın olduğunu dile getiriyor Pelin Özer.

Kıvrılıp dönen basamakları arasında yürürken, Beyaz Ev’de, hayal ve gerçeğin aslında aynı şey olduğunu göreceksiniz…


17. Alıç Ağacının Gölgesinde Anadolu Bozkırları

Türkiye’de bitki sosyolojisi alanının kurucusu Prof. Dr. Hikmet A. Birand dünyada doğa koruma konularının henüz yeni tartışıldığı yıllarda, ülkesinde yaşayanlara hem bitkiler hakkında herkesin anlayacağı bir dille Alıç Ağacı ile Sohbetler kitabını hem de ülkemizin bazı önemli doğa parçalarını tanıtan Anadolu Manzaraları kitabını kaleme almıştır. Geçmişte olduğu gibi gelecekte de bu eserler halkın, özellikle de gençlerin doğa koruma konularında daha da bilinçlenmesini sağlayacaktır.

Hikmet Birand’ın bilimsel değerini ve öğrencilerine doğa ve bitki sevgisini aşılamaktaki maharetini, eski öğrencilerinden Prof. Dr. Koray Haktanır şöyle anlatır: Ziraat Fakültesi Toprak Bölümü’ne geldiğim 1963 yılında Fizik, Kimya ve Botanik (FKB) derslerini Ankara Üniversitesi Fen Fakültesi’nde okuyorduk. Botanik derslerine gelen hocamız, amfinin kalabalıklığına, bizlerin gürültücü haline fazlaca kulak asmadan büyük bir ciddiyet ve özveriyle derslerini anlatırdı.

Bu kalabalık arasında onu daha iyi duyabilmek için ders olduğu günler çok erken kalkar, hazırlanır ve ön sıralarda yer kapmaya giderdim. Zaten sevdiğim bu bilim dalıyla ilgili bilgileri almak beni çok mutlu ederdi. Henüz yeni bir öğrenci olmama karşın bölüm laboratuvarlarında ders saatleri dışında da çok mutlu ve keyifli öğrenme ve çalışma saatleri geçirdiğimi hatırlıyorum. Bunları ve doğa tutkumu büyük ölçüde Birand Hocama borçluyum. Ruhu şad olsun. Saygıyla anıyorum.

Birand’ın açtığı yoldan yürüyen pek çok araştırmacının, onun sevdalısı olduğu Anadolu bozkırlarını doğal karakterleriyle incelediği yazıları Alıç Ağacının Gölgesinde Anadolu Bozkırları kitabında bir araya getirildi. Ülkemizin bozkır sahalarını botanik ve yakın dalları açısından tanımlayan ve pek çok yeni floristik çalışmaya yer verilen bu kitap, bitki severler ve uzmanlar kadar, lisans ve yüksek lisans öğrencilerinin de faydalanabileceği niteliktedir.


18. Avrupa ve Tarihsiz Halklar – Eric R. Wolf

Antropolog Eric R. Wolf’un ilk defa 1982’de yayımlanan Avrupa ve Tarihsiz Halklar’ı, modern çağda Avrupa toplumlarının küresel çapta giriştikleri yayılma ve sömürgeleştirme hareketinin tarihine ışık tutan klasikleşmiş bir eserdir.

Kapitalizmin ortaya çıkardığı, bugün de içinde yaşamayı sürdürdüğümüz dünyanın nasıl şekillendiğine dair Wolf’unki kadar kapsamlı pek az inceleme yapılmıştır. Immanuel Wallerstein’in dünya-sistemi teorisi ve Karl Polonyi’nin Büyük Dönüşüm’ü benzeri çalışmalar ampirik bilgi zenginliği açısından Wolf’unkinin gerisinde kalır.

Akraba düzenli, haraççı ve kapitalist olmak üzere üç temel üretim tarzı belirleyen Wolf’un ortaya koyduğu yaklaşımın özgünlüğü, Avrupalıların yayılmasından ve kapitalizmin gelişiminden önce “tarihsiz halkların” varoluş biçimlerine, büyüyen dünya piyasasının ve ardından endüstriyel kapitalizmin nüfuzuna nasıl maruz kalıp yok edildiklerine odaklanmasıdır. Böylelikle, başka yazarların “periferi” veya “uydu” gibi kavramlarla işaret ettikleri, fakat esasen etno-tarihçiler ve antropologların inceleme sahası olan “maddi ilişkilerin değişimine dair mikro-topluluklar düzeyinde hareket eden bir analitik anlatı” ortaya çıkar. Antropolojiyi tarihle bir araya getiren ve son beş yüzyıllık dünya tarihine geniş olduğu kadar ayrıntılı bir bakış sunan bu sosyal bilimler klasiğinin Türkiye’de geç de olsa layık olduğu ilgiyi göreceğine inanıyoruz.


19. Yağmurdan Sonra – William Trevor

Dünyanın en iyi öykü yazarlarından biri kabul edilen William Trevor öyküleriyle ilk kez Türkçede!

Trevor’ın öykülerindeki yalnız insanlar varlıklarını sürdürmek için yalan söyler, gerçeği gizler, aldatır, aldatılırlar; bu insanlar şimdiyi ve geleceği kendileri belirleyemez, hayat onların yerine belirler, seçer. Öykülerin kahramanları da küçük zalimliklerle çaresizliklerinin acısını çıkarmaya çalışır.

Kendini dışlanmış hisseden bir oğul onu yılda sadece bir kez, doğum gününde gören anne babasını yalanlarıyla incitir. Kör bir piyano akortçusuyla evlenen bir kadın ilk eşin izlerini silmeye uğraşır. Bir koca, karısının ihanetini affetmek için acımasız bir şart koşar. Alkolik bir kadın çaresizliğini kullanarak kocasını evliliklerine hapseder. Terkedildikten sonra İtalya’ya tatile giden genç bir kadın bütün ilişkilerinin neden aniden bittiğini anlamaya çalışır. Kuzey İrlanda’da Katolik bir azize gördüğünü iddia eden Protestan bir genci ailesi eve kapatır.

Trevor, bu kitapta ruhsal dengeleri tökezleyen ama geçirdikleri hayati bir değişim sonrasında kendilerini duygusal bir düzlüğe ulaşmış bulan insanları anlatır; ancak yazar bu düzlüğe olumlu ya da olumsuz bir değer atfetmez ve okuru son cümleden sonra da farklı okumalara açık olmaya davet eder.

Şu anda İngiliz dilinde yazanlar arasında Trevor’dan daha iyi bir öykü yazarı yok.

– Wall Street Journal

William Trevor bir tür moleküler biyolog gibidir; çok ekonomik yazar ve yazarken çıplak gözle görülmeyen küçücük manevralarla ilerler.

– Die Zeit


21. Dil Felsefesi – Barry Lee

Felsefe ve bilimde özlü değişimlerin yaşandığı bir dönem olarak 19. yüzyılın, Frege’nin 1884 yılında yayımlamış olduğu Aritmetiğin Temelleri adlı eseri ile birlikte dil felsefesinin doğumuna da şahitlik ettiği söylenebilir.

Bugün artık klişe bir hakikat olarak ‘Kant’a rağmen, Kant’la birlikte felsefe’ ifadesinin ‘Kant’a rağmen’ tarafında yer alan Frege ile başlayan dil felsefesi, yüz yılı aşkın macerasında çoğu zaman kol kola yürüdüğü mantıkla birlikte felsefenin birçok alanında zengin tartışmalara kaynaklık etti.

Tüm bu tartışmaları, Frege’den Wittgenstein’a, Chomsky’den Derrida’ya dek analitik-bilimsel-kıta felsefesi üçgeninde kronolojik bir sırayı takip ederek ele alan elinizdeki kitap, okurlarına dil felsefesinin kilit düşünürleri üzerinden tarihsel serüvenini aktarıyor.


22. Propaganda Güç ve İkna – David Welch

Propagandanın bu yüzyılın siyasetindeki önemi küçümsenmemelidir. Propagandaya ve onun kamuoyu üzerindeki varsayılan gücüne giderek daha fazla önem verilmesinin en açık nedeni, siyasal katılımın doğasını çarpıcı bir şekilde dönüştüren, genişleyen politika zeminidir.

‘Kamuoyu yönetimi’, geride bıraktığımız yüzyılda, savaşta ve barışta devletleri merkezi önemde meşgul etti. Bu kitaptaki makaleler dizisi, ‘kamuoyu yönetimi’ tekniklerinin izini Birinci Dünya Savaşı’ndan şu anda Afganistan’da süren çatışmaya ve WikiLeaks’in kurulmasına kadar sürüyor. Devlet liderlerinin ve devletleri adına faaliyet yürüten kamuoyu oluşturucuların nasıl da –ülke içinde ve dışında– halkın tutumlarını şekillendirmeye çalıştığını, bu doğrultuda medyayı kalpleri ve zihinleri kazanma hedefiyle donatma arayışında olduğunu açığa çıkarıyor. Kitap, bugün propaganda çalışmasının ve pratiğinin tarih tarafından şekillendirildiğine dair ikna edici deliller sunuyor.”

Ne Okuyorum? ekibinin kolektif paylaşımlarının hesabıdır. Arkasında sadece bir kişi yoktur. Bir fikir vardır! Hiç!