Ahmed Saadavi’den sarsıcı bir kitap: Frankestein Bağdat’ta

Hepimiz savaş kelimesinin ne anlama geldiğini bir şekilde öğrenmişizdir ve her birimiz en az bir kez bir savaşın içerisinde kalmışızdır. Başa çıkabildik mi, henüz bilmiyorum fakat yaşıyor oluşumuz bu ihtimali arttırır. İçimizde duygularımızın savaşı, “düşman” gördüklerimizle yapılan savaşlar, bir ülke geleceği için yapılan savaşlar… Savaşın yapılmasının sebeplerinden en önemlisi; birinin kaybettiğinin kanıtlanmasıdır zannımca. Fakat arkada kalanlar, arada kalanlar, artık kalamayanlar hiç düşünülmez.

Ahmed Saadavi‘nin yazdığı Frankestein Bağdat’ta kitabı Süleyman Şahin çevirisiyle Timaş Yayınları‘ndan bizlere sunulmuş olmakla birlikte, işte bu savaşın arkasında, arasında ve artık aramızda olmayanlarıyla ilgilidir. Savaşın olduğu bir ülkenin üzerine kapanan perdelerin arkasında duranlara perdeyi hışımla çekiyor Ahmed Saadavi. Gerçeklerden kaçılmaz diye bağırıyor perde. Belki de ben öyle görüyorum. Ama öyle bağırsa da hakkı var. Ben kitabı okumaya başladığımda gerçekten böyle olayların yaşandığını zihnime kabul ettirene kadar çok zorlandım. Kitabı belli bir sayfaya kadar okuduktan sonra dinlenmeye çekildim. Zihnimin sindirmesini ve hayal gücümün beni ele geçirmesini bekledim. Rüyalarımda her bir karakteri yaşadım. Size de bu perdenin sakladığı her şeyi görmenizi tavsiye ederim.


İlk bölümde İlişva karşılar bizi. Kedisiyle koca bir evde tek başına yaşayan ihtiyar bir kadın İlişva. Canı gibi sevdiği oğlu Danyal’in ne idüğü belirsiz bir adamın cesaretlendirip savaşa göndermesi sonucu onu bekleyerek yaşamaya çalışır. Her hafta dua etmeye gider ve hayatta olan iki kızına kardeşlerini anlatıp bir gün geleceği umudunu yüksek sesle söylemenin verdiği huzurla ayakta kalmaya çalışır. Hiç bilinmedik zamanlarda patlamaların yaşandığı bu yerde, insanları da kendi içlerinde büyük savaşlar verir. İlişva’nın savaşı da bu: Geriye kalan ömrünün içerisinde yeniden oğlunun yüzünü görebilecek mi? Yaşamalı İlişva, görmek istiyorsa dayanmalı, diyor İlişva’nın umudu.


Ferec, emlakçı. İlişva’nın o büyük evinin bir numaralı alıcısıdır. Bir an önce o evi satılığa çıkarmak ve zengin olmak ister. Fakat İlişvi hiç oralı olmaz. Ferec en büyük savaşını İlişva ile veriyor olabilir. Zira İlişva ona evi verecek gibi değil. Oğlu Danyal’in hatırasını canlı tutmak zorundadır İlişva.


Hadi, kitabın başında sadece bir eskici olarak tanıtılan biri. Fakat kitapta birazcık ilerledikçe ve belli cesaret engellerini aştıktan sonra aslında bu savaş uğruna patlamalarda kaybedilen insanların haricinde bir iç savaşın kahramanını doğuracak Hadi. İşte onun savaşı da böyle bir kahramanın ya da katilin yaratıcısı olması ile başlayacak.


“Sen sadece bir geçiş, bir vesilesin Hadi. Düşün, tarih boyunca kaç aptal anne baba dâhilerin ve büyük insanların dünyaya gelmesine sebep oldu. Anne babanın güç yetiremeyeceği, onları aşan işler bunlar. Sen sadece bir araçsın. Hayat denilen şu satranç tahtasında piyonları hareket ettiren kaderin gizli eline giydiği şeffaf bir eldiven.”


Mahmud, gazeteci. Nerede bir patlama oluyor, nerede bir insan ölüyor, nerede bir insan intihar etmek istiyorsa Mahmud orada olmak zorundadır. Patronunun vakit geçirdiği Nevval Vezir’e ince bir yol bulmak ve o yolda kaybolmak ister. Onun savaşı da; patronu gibi başarılı biri olmak ve yanıbaşında Nevval Vezir’i bulmak. Ama ikisinin de olduğu bu kantar, teraziyi bozmaz mı?


Meşhur Nevval Vezir, Ali Bahir’in yani Mahmud’un patronunun telefonunda 666 numarası ile kayıtlı. Mahmud bu numaranın “şeytan”ı çağrıştırdığını ve bu kadının bir şeytan olabileceği şeklinde yorumlar fakat sonra bu şeytan onun tüm iradesini çökertip kendisini melek olarak mı tanıtır? Nevval Vezir’in savaşı; bu iki erkek arasında bir seçim yapmak.

Frankestein Bağdat’ta / Timaş Yayınları
320 sayfa / Çeviri: Süleyman Şahin


İnsanların bu iç savaşları sürerken, dışarıda bir patlama meydana gelir. Bu patlamanın nerede olduğu ve kim tarafından yapıldığı hiç bilinmez. Bir intihar bombacısı doğru zamanın geldiğine inanıp olduğu yerde patlatır kendisini. Kendisi ve etrafındaki kalabalık parça parça yağar gökten yağmur gibi. Kollar, bacaklar, burunlar, gözler… Her uzuv kendisine bir yer beğenir ve oraya konar. Böyle anlarda Hadi, etrafındaki parçaları toparlayıp birbirine dikerek vaktini geçirmeye çalışır eski dairesinde. Bu tavrıyla kendisini Tanrı gibi hissettiğini düşünürüm Hadi için, odasında bulunan Meryem Ana heykeli de bana bu düşüncemi kanıtlıyor gibi gelir. Bir insan yaratmaya çalışır kendince bu işlemle ve bu ona eski bir dairede, fakir ve kimse tarafından sevilmediğini, yalnız olduğu gerçeğini unutturuyor adeta.


Bir gün, bu yeniden yarattığı ruhsuz insanını beyaz bir çuvala koyup yola çıktığı bir anda yeni bir patlama ile karşılaşır. Patlama esnasında savrulduğu için çuvalı kaybettiğini kendine geldikten sonra fark eder. Daha sonrasında aramaya gittiğinde hiçbir yerde bulamadığı o beyaz çuval içerisindeki ceseti kusar. O ceset kendini oluşturan tüm uzuvların intikamını almak için yaşama savaşı içerisinde bulur kendisini.


“Ben zavallı insanların çağrılarına bir cevap, bir karşılığım. Ben kurtarıcıyım, beklenenim, rağbet edilenim ve bir şekilde umut beslenen. Az kullanıldığı için pas tutan gizli güçler nihayet harekete geçti. Sürekli uyanık kalmayan bir yasanın güçleri. Kurbanların ve ahalinin duaları bir araya gelip bu gizli güçler aracılığıyla karanlığın rahmini harekete geçirdi. Ve ben dünyaya geldim. Ben, zulme son verecek intikam çağrılarının karşılığıyım.”


İşte Hadi şimdi Tanrı olduğunu söylese yalan sayılmaz. Fakat bir yerde de olmadığı fark edilir. Çünkü yarattığı bu yeni insan modeli “İsmi Nedir” masumca öldürülen insanların, uzuvlarından meydana geldiği için o insanların katili öldürüldükten sonra uzuvları da huzura erir ve İsmi Nedir’in eklemeli vücudundan düşer. Fakat intikamı alınmasa bile doğanın bir kanunu olarak çürüyüp düşer uzuvlar. Her halükarda o uzvu kaybeder İsmi Nedir fakat bunu huzur içinde yapmak istemesi ana fikrimiz.


Bazı durumlarda henüz intikam almadığı insanlar varken, gözlerinin eridiğine, ellerini hissetmediğine şahit olur İsmi Nedir ve yardımcıları sayesinde yeni uzuvlar ile takviye edilir. Bu insanların uzuvları acaba masum insanlar mıydı yoksa birer kötülük abidesi miydi anlaşılamayınca bana yeni bir şey öğretmiş oldu İsmi Nedir. Bir insan öldüğünde masum veya kötü bir insan olduğu anlaşılamıyorsa, diğer insanlardan farkı nasıl anlaşılır?


“Hepimizin masum bir tarafı olduğu gibi suçlu bir tarafı var. Suçsuz yere öldürülen biri bugün için masum görünebilir. Fakat on yıl önce eşini veya huzurevindeki annesini pencereden attığında veya bir ailenin suyunu,elektriğini keserek bir çocuğun hastalanarak ölmesine sebep olduğunda aynı adam bir suçluydu.”


Kendimizi bu olayların içerisinden çekip aldığımızda ve dışarıdan olaylara baktığımızda İsmi Nedir bir katil midir yoksa kahraman mı? İsmi Nedir kendisini bir kahraman olarak ilan etmişti, bunu kendi ağzıyla o gece yaratıcısı olan Hadi’yi, kendisini beyaz çuvalda kaybettiği patlamanın olduğu gün ölen güvenlik görevlisinin ölümünden sorumlu tutup öldürmeye geldiği gece Hadi’ye. Kendisini insanlara bir şekilde anlatabilmek ve masum olduğunu kanıtlamak ister. Fakat anlatmaya çalıştığı gecelerde, en dürüst halini sergilerken oldukça umutlu olmasına rağmen, gazetelerde çıkan haberlerde aksine bir katil olarak görüldüğünü öğrenir. Başlık budur: “Frankestein Bağdat’ta”. İnsanlar siz gerçekten masum olsanız bile sizi istediği gibi anlar demek ister yazar burada zannımca. Siz kendinizi ve yaptıklarınızı bildiğiniz takdirde bu size yeter. Çamurlu ellerinizi çıkartıp bu bir eldir deseniz bile kimse onu zihninde yıkayıp el olarak hayal etmek zorunda değildir ki genelde yapmazlar. Bunların asıl sebeplerinden biri korkudur. İnsanlar birilerine inanmaktan, sonuçlardan ve en önemlisi yaşamaktan korkar.


“Köprünün üzerinde gezinen şekiller, insanların bedenlerinde yaşamış hayaletlerdi. İnsanlar farkına varmadan uyumuş ve onların bedenlerine yerleşmişlerdi. İnsanlar nereye gitse onları da beraberlerinde taşırdı. Hatta mezara dek. Uyanmaları, özgür kalıp insan bedeninden dışarı çıkmaları ancak bir şekilde mümkündü: Korku. Astrologlara göre bu ruhlar, “korkuyu izleyenler” olarak anılıyordu.”


Korkak insanlar, sadece patlamanın yakınında olduğu için ölen insanlar, insanlardan insanlar birleştiren bir insan, sevdiklerini kaybeden insanlar, sevdiklerinden kaybolan insanlar, insan olmak için savaşan bir insan… Daha anlatılmamış ama kitabın içinde okurunu bekleyen daha birçok karakter yer alıyor. Duvarlar, yarılmış yerler, tabelası artık tam oturmayan mekanlar bombanın izlerini kusuyor. Bir insanın yaşlandıkça yüzünde oluşan izler gibi hepsi birer anlam taşıyor Bağdat’ta oluşan izler. Hâlâ aramızda savaşın iki kişi arasında yapılan silahlı, bombalı, tüfekli bir olay olduğunu düşünenlerin var olduğuna eminim. Özellikle böyle düşünen insanların ellerine bu kitabı alıp savaşı ve insanı yeniden tanımasını öneriyorum.


“Yaşama arzusu diğer insanlardan, hayatlarını ve bedenlerini ona sunanlardan çok daha fazlaydı. Onlar korkuyor, hayatları için savaş vermiyorlardı. İşte bu yüzden yaşamayı daha fazla hak eden kendisiydi. Kendisiyle başa çıkamayacaklarını bilseler de en azından onunla savaşmalıydılar. Savaşa girmeden teslim olmak onurlu bir davranış değildi. Üstelik bu savaş kendi hayatları içindi. Bir insan kendi canı için savaşmayacaksa ne için savaşacaktı. “


İsmi Nedir; kahvehanedeki insanlar için Hadi’nin geçmiş zamanlarda ölen yakın arkadaşıydı, İlişva için uzaklara giden oğluydu, Hadi için cansızlığın canıydı, Bağdatlı insanlar için korkuydu, gazeteci Ali Bahir için Frankestein’dı. İsmi Nedir benim için ise, insanın hep içinde kendisiyle tartıştığı vicdanıydı. Çünkü bazen insan mantığını da kalbini de dinleyecek durumda olmadığında içinden geleni yaptığı o anda, onun vicdan olduğundan habersiz. İçini sızlatan, yardım eli uzatan, onu ağlatan, onu haksızlığa uğratan, onu diğer insanlardan ayıran, onu vicdanı olmayanlara göre katil, vicdanı olanlara göre kahraman yapan… İnsan bedenindeki her organ, her uzuv bir gün düşecek ya da eriyecek toprak altında bunu hepimiz kabullendik. Onlar çıkınca bizden ne kaldığını anlatacak kitap; her birimize ayrı ayrı.


“Kaçınılmaz olan
Bir gün nasıl olsa gerçekleşir.”


Okurken aklımı kaybedip vicdanımı bulduğum bu kitap umarım sizin de uykularınızı kaçırır. Bakalım sizden size kalacak olanın “ismi nedir”?
İyi okumalar.