Aristoteles’in Nikomakhos’a Etik Eseri Üzerine Düşünceler – I

1

Aristoteles’te siyasetle ahlak iç içedir, hatta öyle ki Ahlak adlı yapıtını bir siyaset araştırması olarak dillendirecek kadar bir bütündür her ikisi onda. Ayrıca bir kent için iyi olanın, Aristoteles için, bir tek kişi için de iyi olduğunu düşünürsek, politika felsefesi ile ahlak felsefesinin kaçınılmaz ilişkisini de saptamış oluruz. Bir kentin kuruluşu ve onun iyi bir kent oluşu nasıl ki sadece dar anlamda herhangi bir anayasal sistemle açıklanamazsa, bir tek insanın bir kentteki varlığı da sadece politik bir kimlik üzerinden değerlendirilemez. Bu yüzden bireyi belirleyen ve onun nasıl davranıp nasıl davranmayacağına olanak sağlayan, içinde yaşadığı toplumun genel siyasi ve ahlaki yapısıdır. Başka bir deyişle, insan nasıl ki eylemleriyle iyi ya da kötü bir varlıksa, eylemsizliğiyle değil, onun eylemlerinin olanaklı ya da olanaksız olmasını sağlayan siyasal koşulları göz ardı etmemiz elbette gerçekçi bir tavır olamaz.

2

Öyle görünüyor ki siyaset ahlakça iyi olanın alanına girmelidir. Acaba Aristoteles’in kaygısı, siyasetin kötü olanın ellerinde iyiden pay almaması mıdır? Ahlakça iyi olmayan neden iyi bir siyasal yönetimi istesin değil mi?

3

Aristoteles, kitabında aslında temel bir Platon eleştirisi yapıyor. Onun idealar kuramındaki iyi ideasını sorguluyor. Başka bir deyişle, filozof bütün iyi şeyler üstünde kendinde iyi bir iyinin varlığını kabul etmiyor. Onun için tek tek birey olarak var olan insanlardan bağımsız bir insan ideasının mümkün olamayacağını belirtir. Platon’un her şeyin üstünde bir iyinin olduğu fikrini eleştiren Aristoteles, bilimlere böyle bir düşüncenin aykırı düşeceğini, bilimlerin, örneğin hekimlik, tikel şeylerle ilgilendiğini her şeyin üstünde olan bir iyiye hizmet etmediklerini söyleyerek reddeder. Doktorlar, tek tek insanları iyileştirmeye çalışır, tek tek insanların üstünde olan bir insan ideasını değil elbette.

4

İyi olanın amaçla temellendirilmesini; yani, kendisi amaç olan, bir başka şeyin amacı olmayan, kendisi için aranan bir şeyden bahsediliyor. Bu durumda, mutluluktur, bir bakıma söz konusu olan. Çünkü mutluluk hiçbir zaman başka bir şey uğruna tercih edilmez, o kendisi için tercih edilir ve kendine yeter bir şeydir. Hiç kimse, ben zengin olmak uğruna mutlu olmak istiyorum ya da büyük bir onur sahibi olmak için mutluluğu istiyorum, demez Aristoteles’e göre. Yalnızca, ona ulaşmak için bir şeyler yapar insanlar: Zengin olurlar, savaşırlar, çırpınırlar. İşte, tam da budur anlatılmak istenen. Peki, mutluluk bir tek başına, başka şeyler de vermez mi insana? Mesela, zenginlik, onur, şan, şöhret ya da iyi bir yaşam vermez mi? Mutlu olduğunu söyleyip de yoksulluk içinde yaşayan olabilir mi, veyahut zindanda küçük bir hücrede çok mutlu olduğunu söyleyecek olan kişi gerçekten mutlu mudur filozofa göre? Peki ya tam tersine ne demeli? Varlıklı olan bir kimse ya da onurlu ve iyi bir hayat süren bir kimse yine de mutlu olamayabilir mi, mutluluğa eremeyebilir mi?

5

Kendine yeter olmaktan Aristoteles’in tek başınalığı ya da yalnız yaşamayı anlamadığını bildiğimize göre, onun aslında bir şehirden bahsettiğini de ileri sürebiliriz. Kendine yeter olmanın aslında ana-baba, çocuklar, eş, dost, yurttaşlarla birlikte olmak olduğunu söylediğine göre, buradan toplumsal bir yapının kendine yeterliğini rahatlıkla çıkarabiliriz. Aristoteles’in bu çalışmasının ‘bir siyaset araştırması’ olduğunu hatırlarsak, mutluluk arayışının aslında bir şehrin bütün yurttaşlarının mutluluğunun arayışı olduğu gerçeğine ulaşırız. Bir adım daha atarsak, bir tek insanın mutluluğundan bahsetmenin aslında mümkün olmadığını da söyleyebiliriz. Bundan kasıt, toplumun bir parçası olmayan bireydir. Böyle bir varlık da Aristoteles için ya insandan üstün bir varlıktır ya da insandan aşağı.

6

İnsan nedir, onu öteki canlılardan ayıran temel özelliği nedir, insanın işi nedir, varlığını öteki bitki ve hayvanların varlığından ayıran temel özelliği nedir insanın? Aristoteles, insanın akıl sahibi bir varlık, insanın işinin ise ruhun akla uygun, ondan yoksun olmayan etkinliği olduğunu söyler. Elbette bu etkinlik, ömür boyu bir etkinliktir, bir anlık değil. Başka bir deyişle, bu etkinlik insanın iyi ve güzel bir şekilde davranması demektir ki bu da onu erdemli bir insan kılar. Şunu, anlıyoruz ki insanı farklı kılan sadece akıl sahibi olması değil, aklına boyun eğmesi ve onun kuralları doğrultusunda yaşayarak, erdemli bir hayat sürmesidir. Erdemli bir hayatı sürmek demek, uzun süreli, ömür boyu etkin bir yaşam sürmek demektir. Zaten eylemde bulunmayan bir kimsenin erdemli olabileceğini söyleyemeyiz ve tek bir iyi davranış o kimseyi iyi ya da kötü yapmaz.

7

Böylece, Aristoteles’e mutluluğun, erdem, aklıbaşındalık, bilgelik, haz ve genel iyilikten ibaret olduğunu söyleyebiliriz. Onun, mutluluğu, ne sadece bilgeliğe, ne iyi olmaya, ne hazza, ne de sadece sağlığa, yani bedensel iyiliğe indirgemediğini görüyoruz. Bütün bu koşulların bir şehirde sağlanması demek, o şehrin iyi bir anayasayla yönetilmesi demektir. İyi bir anayasayla yönetilen şehir dışında mutluluğu aramak da herhalde Aristoteles’e göre boşa bir çaba olurdu. Çünkü onun burada mutluluktan bahsederken bir tek bireyi kendi başına yaşayacağı bir mutluluğu anlamadığını, dahası böyle bir şeyin mümkün olabileceğini düşünmediğini de ekleyebiliriz.

8

Aristoteles, eylemde bulunan öznenin iyiliğinden bahseder, eylemde bulunmayan, yani herhangi bir etkinliği olmayan bir ‘iyi’ söz konusu olamaz. Çünkü eylemsizlik içinde bulunan bir kimse, karakter olarak erdemli olsa bile erdemli sayılamaz. Buradan da anlıyoruz ki Aristoteles’in ahlak felsefesi aslında eylem üzerine kurulu bir felsefedir. Erdemli bir kimse, sadece eylemde bulunan kimse de olamaz, o aynı zamanda iyi bir eylemde bulunandır. Bu durum, ister istemez insana bir sorumluluk da yüklemiş oluyor. Aristoteles’in erdemli insanı, onun iyi anayasasıyla yönetilen iyi şehir devletinde ikamet ettiğine göre, ister istemez içinde yaşadığı topluma ve devlete karşı sorumlu olacaktır. Bu da onun zorunlu olarak iyi eylemde bulunmasını gerektirir.

9

Mutluluk sadece hoş olan şeylerle açıklanamayacağı gibi, sadece güzel şeylere sahip olmakla ya da güzel şeyler yapmakla da mümkün olamaz, ya da bu şekilde değerlendirilemez. Mutluluk güzel, iyi ve hoş şeylerin hepsinden de pay alır. Mutluluk, her insanın arzuladığı şey olduğuna göre, insan böyle şeyleri arzular.

10

İnsanın varlıklı, kendine yeter olması ya da yoksul olması onun mutlu olup olmamasını etkiler. İnsanın iyi dostlara ya da kötü dostlara sahip olması, sevdiklerinin ölümlerini görmesi, iyi çocuklardan yoksun olmak ya da kendisinin çok çirkin olması; kısaca insanın gerek içinde yaşadığı çevresel koşullar, gerek kendi fiziksel durumu ve gerekse sahip olduğu ya da olmadığı şeylerin tümü onun mutlu olmasında etkilidir, Aristoteles’e göre. Çünkü bütün bunlar onun iyi, güzel ve hoş eylemlerde bulunmasında, yani erdemli olmasında etkilidir. Peki, kötü koşullar ille de insanın kötü eylemlerde bulunmasına mı neden olur? Yeterli koşullar sağlanamazsa insanın kaçınılmaz kötülüğü mü söz konusudur? Elbette, kesin olarak kötü olur, diye bir şey söylemez Aristoteles, ama bunların etkili olduğunu da göz ardı etmez.

11

Siyaset, insanların erdemli olabilme koşullarını sağlar. Bunun başka bir anlamı da, siyasetin amacı bir toplumdaki bütün bireylerin mutlu olmasını sağlamaktır, diyebiliriz. İnsanla diğer canlılar arasındaki en önemli farklardan biri de erdemli olmak olduğuna göre ve mutluluk da erdemli bir etkinlik olduğuna göre o halde insan dışındaki canlıların ve akıldan yoksun, ya da ondan yeterince pay alamamış, dolayısıyla neyin iyi neyin kötü olduğunu ayırt edemeyip bu tür davranışlarda bulunması söz konusu olmayan insanların mutluluğundan söz etmek söz konusu değildir. Bu ayrım, Aristoteles felsefesinde son derece belirgindir. Mutluluk, ömür boyu bir etkinliktir.

12

İnsanın ömrü boyunca tamamen erdemli olup olamayacağını, bunun sonucu olarak mutluluğa varıp varamayacağını, yani hayatının belirli dönemlerinde mutlu ve belirli dönemlerinde mutsuz olarak adlandırılıp adlandırılamayacağı üzerine düşünür.

13

Eğer bir kimse talihin bir cilvesi olarak mutlu anlardan, mutsuz anlara sürükleniyorsa; bu kimse eğer, erdemli olmaya devam ederse, bu doğrultuda eylemde bulunursa, yani aklın yasalarına göre hareket edip iyi olmaya devam ederse, zaten o kimse yine de mutluluktan öyle ya da böyle pay alacaktır. Başka bir deyişle, erdemli olmanın koşullarının sağlandığı bir toplumda talihsizlikler bir insanı mutsuz edebilecek oranda seyretmez, etse bile bu başka bir durumdan daha da az etkiler. Böylece, mutluluk ömür boyu erdemli bir etkinlik olmaya devam eder.

Kaynakça:

  • Aristoteles, Nikomakhos’a Etik,
  • Çev.Saffet Babür,
  • BilgeSu Yayınları, 3.Baskı, Ankara 2011

biraz öykü,biraz şiir ve biraz felsefelenme… hepsi bu!