Aynadaki Narkissos: Her Şey ve Hiçbir Şey Olarak Yüz

“İnsanı insan yapan nedir?” sorusu birçok disiplinde çağlar boyu tartışılagelmiştir. Modern Homo Sapiens’in teknolojisini geliştirerek doğayı egemenlik altına almaya çalışmasıyla, diğer hayvanlarla birlikte parçası olduğu çemberden kopuşu genel olarak kabul görmektedir. Peki başka hangi etmenler bu kopuşa neden olmaktadır? Ergun Kocabıyık, Aynadaki Narkissos Her Şey ve Hiçbir Şey Olarak Yüz kitabında insanın sahip olduğu ‘biricik’ yüzü, ayrıntılı olarak incelemiş. Yalnızca yüzü değil, yüz olmadan herhangi bir anlam ifade etmeyecek bilinç, benlik, görmek, imgelem, yaratım, Tanrı gibi birçok konuyu da ele alarak bir bilgi şöleni yaratıyor. Mitsel örneklerle açıklamalar ve tasavvufi açıdan irdelenen konuların işlenişi öyle yalın ve çarpıcı ki kitabın akıcılığı yoğunluğu karşısında şaşırtabiliyor.

 

‘’Yüzümüz olmadan asla yaşayamayız. Yüzümüz olmadan bir hiçiz ve yüzümüz uzuvlarının toplamından ibaret değildir. Yüz, yüzdeki fazlalıktır. Yüz, bir soru; yüz, bir cevaptır. Yüz, bir işaretler dizgesidir; yüz, Yüzün izidir.’

Doğduktan sonra annesinin yüzünde kendi yüzünü görmeye başlayan insan, benlik bilinci oluşmaya başladıkça aynada gördüğü yüzün aslında hayat boyu taşıyacağı en büyük ‘ben varım’ simgesi olacağını fark etmeye başlar. Ancak sahip olunan yüz hiçbir zaman olduğu gibi görülemez. Yüze aynada her bakışta, gerçekte yorumlanmış bir yüzle karşı karşıya kalınmaktadır. O halde tek bir yüze sahip olmadığımız, çoğul bir yüz taşıdığımız söylenebilir. Yüz, diğer yüzler olmadan var olamaz. Bu açıdan bakıldığı zaman kişinin yüzü yalnız kendisine ait değildir. Yüzlerden oluşan bir mekânda herkesin yüz olduğu insan ve yüze anlam kazandırmak için tamamlayıcı kurgular üreten, düşüncesinde hem özne hem de nesne olan insan…Dünyada var olan dinlerde ve öğretilerde tanrının kutsal yüzü ulaşılmazdır. İnsanlara bahşedilen yüz ise tanrının suretini taşır. Narkissos’un sudaki yansısında ulaşılmaz ‘ben’e ulaşma çabasının boşunalığı ve aşk arzusundaki ölümüyle nergis çiçeği olarak yeniden doğuşu tasavvufi açıdan tanrısal insanın kendisine yani yaratana ancak ölümle sonsuz olarak erişebileceğini gösterir.

‘’Hiç durmaksızın ve kaçınılmaz bir şekilde anlamlandırmaya, okumaya çalıştığımız, geleceğe açık, dolayısıyla tamamlanmamış bir yüzle karşı karşıyayız. Ama bu şekillenmekte olan yüz, değişmeyen, tamamlanmış bir Yüze dönüktür; onu görmeye çalışır, onu görerek tamamlanmayı arzular.’’

 

Fur: An Imaginary Portrait of Diane Arbus (2006)

Her gün aynada bakıp geçtiğimiz yüzümüz aslında geçmişten günümüze milyonlarca yıldır sosyal ilişkilerimizi yönlendiren büyük bir güç barındırmaktadır. Diğer hayvanlardan farklı olarak insan türü kurguladığı olaylar zinciriyle iletişimsel bağlarını sıkı tutan bir türdür. Bağ sonsuz sayıda farklı ve yabancı insan üyesiyle kurulan esnek bir şekilde iş birliğine dönüşür ve kopuşun başlangıcında yer alır.[1] Buradaki iletişim jest, mimik, duyguların ifade edilişi, ses tonu gibi birçok parçadan oluşur. Bahsedilen parçaların meydana geldiği ana bölge ise yüzdür. Başkalarının davranışlarını ve duygularını okuyarak yorum yapma, tahmin etme, bu davranışlara göre tepki verme gibi Zihin Kuramı olarak adlandırılan beceriler günlük yaşamı kolaylaştıran becerilerdir.[2] Bu becerilerin kapsadığı empati, zihin okuma gibi işlemler çoğunlukla bir yüzün varlığında ortaya çıkar. Yorum yapmamıza olanak sağlayan beden duruşu ya da hareketlerin olmasına karşın yüz duygu iletiminde daha önemli bir yer tutmaktadır çünkü yüz ile sağlanan bağlantı daha hızlıdır. [3] Yapılan araştırmalara bakıldığında yüzde oluşturulan temel duyguların ifade edilmesi ve başkalarının zihinlerini okuma becerileri arasında görme yetersizliği olan çocuklar ile gören çocuklar arasında önemli derecede farklılıklar bulunmaktadır.[4] Görme yetersizliği görsel ipuçlarını edinmede engel teşkil eder. Bu nedenle görme yetersizliği olan bireylerde diğerlerinin içsel durumlarını tahmin etme becerilerinde gecikmeler yaşanabilir.[5]

Dil ortaya çıkmadan önce insanlar arasındaki ilksel iletişim biçimi düşünüldüğünde diğerlerinin zihinlerine ilişkin ne düşünüyor olabilecekleri kavrayışının nasıl olabileceği sorusu ortaya çıkar. Bu bağlamda insanlık tarihinde insan-hayvan farklılığını yaratan ilk gerçek sıçrama dilyetisi değil, zihin okuma yetisi olduğu söylenebilir. Peki zihin okumaya nasıl başlarız? Önce yüze bakarız.[6]

 

 

 

‘’Benlik aynadan doğar ve başkasının yüzü bir aynadır. Başkasına bakmak onu anlamayı, yorumlamayı ve çözümlemeyi gerektirir; çünkü başkası, kendini ancak kültürel (bedensel, dilsel, sanatsal vs.) bir bütünün aynasında ortaya koyar. Yüz, başkasının belirişidir. Başkası, yüzde tecelli eder. Kendimizi dolaylı olarak, yani yalnızca başkasının aynasında görebiliriz.’’

Diğerlerini izleme ve anlama sürecinde insan, kim olduğunu keşfederken bir benlik haline gelmeyi öğrenir. Sosyal etkileşim yoluyla çevrenin şekillendirdiği benlik, sosyal uyumun gerektirdiği seçiciliği yüz tanımaya uyarlar. Basit bir yüz şekli olan gözler için iki nokta ve ağız için de bir üçüncü nokta bebekler için odak noktasıdır. Yüze benzediği için ilgi çeken bu noktalar belirli yüzleri tanımada kullanılan bir sisteme dönüşür. Bu tür erken yüz tanıma deneyimleri bir yandan da beyni şekillendirir.[7] İki milyon yıl boyunca içimizde yer eden sosyal içgüdüler yaratıcılık gerektiren icat yeteneğinden ve aynı zamanda beynin hızlı büyümesinden sorumludurlar.[8] Alet yapma ve konuşma yeteneğinin beynin aynı bölümlerinde oluştuğunu gösteren araştırmalar göz önüne alındığında yazarın da belirttiği gibi araç gereç kullanmak, insanın iç dünyasını dışarıya çıkarmasıyla ve el- göz- beyin koordinasyonuyla varoluşsal bir eyleme dönüşmüştür.[9]

 

‘’Bu dışlaşmış fiil, dış dünyada açılan iz, insanın benliğine ait bir bilginin de kaydıdır. Bu, yazı öncesi dönemin yazısıdır. Böylece benlik, bu yansıtılmış iç dünyasını temaşa etme imkânı kazanır. İnsan, yonttuğu putlarda ya da zihinsel bir form olarak soyut tanrılarda aslında hep kendini seyretmiştir. İnsan içsel olanı dışsal olana benzeterek anladığı gibi, dış dünyayı da iç dünyasıyla anlar. Dışta olan, içeride bir yere yerleştirilebildiği ölçüde anlaşılır.’’

Aynadaki Narkissos, ‘görülmek’ için suretlerini yaratan ‘narsist’ tanrı ve görüldüğü kadar var olan narsist insanın ortak hikâyesini parçalara bölüyor. Kitap, bedenin kimliği olan ve en tepede yer alan yüzü merkez alarak farklı açılardan ‘anlama’ doğru giden katmanlı bir yolculuğa çıkarıyor. Kurgular, soyutlamalar, imgelem gücü taşıyan kısaca görünmez bir dünyada Narkissos’un tam su içecekken yansısını görünce hayretler içinde kalması misali insanın sonsuz bir susuzluğa hapsoluşunu bir kez daha gözler önüne seriyor.

  • Aynadaki Narkissos Her Şey ve Hiçbir Şey Olarak Yüz
  • Yazar: Ergun Kocabıyık
  • Boğaziçi Üniversitesi Yayınevi
  • 357 sayfa

 

[1] Yuval Noah Harari, Hayvanlardan Tanrılara Sapiens, s.38

[2] Goldman, A. I. (2012). Theory of mind (C. 1). Oxford Handbooks Online, http://www. oxfordhandbooks.

com/view/10.1093/oxfordhb/9780195309799.001

[3] Frans De Waal, Empati Çağı Daha Anlayışlı Bir Toplum İçin Doğadan Dersler, s. 134

[4] Catherine, A., & Levecq, R. (2006). Production of Basic Emotions By Children With Congenital Blindness: Evidence For the Embodiment of Theory of Mind. British Journal of Developmental Psychology, 24, 507–528

[5] Glumbić, N., Jablan, B., & Hanak, N. (2011). Theory Of Mınd Of The Persons Wıth Vısual Impaırments: Theoretıcal Explanatıons And Assessment Procedures2. Specijalna edukacija i rehabilitacija10(3), 495-508

[6] Bruce Hood, Evcilleşmiş Beyin, s. 63

[7] Bruce Hood, Benlik Yanılsaması, s.57

[8] Matt Ridley, Erdemin Kökenleri, s.307

[9] Uomini, N. T., & Meyer, G. F. (2013). Shared brain lateralization patterns in language and Acheulean stone tool production: a functional transcranial Doppler ultrasound studyPLoS One8(8), e72693