“Ben bir ressamım, ama kimse buna inanmıyor”: Fırçanın Ucundaki Hikâyeler

Dino Buzzati denilince akla, İtalyan edebiyatı, Kafka’yı andıran fakat kendine has üslubuyla oluşturduğu gerçeküstü kurguları ve pek tabii Tatar Çölü akla geliyor. Fakat kendisinin aynı zamanda bir ressam olduğunu biliyor muydunuz?  Acımasız bir yanlış anlaşılmanın sonucu olarak aslında kendisinin hobi olarak tanımladığı meslekleri yapan bir ressam Dino Buzzati. Bu arada acımasız bir yanlış anlaşılma tabiri de kendisine ait. Bu durumu defaatle belirtse de, yeterince teknik bilmediğinden dolayı eleştirilse de o hep kendini bir ressam olarak kabul etti. Ne yazık ki resimlerini ancak 52 yıl sonra sergileyebildi.

“Benim için resim sanatı bir hobi değil, bir meslektir; bana göre asıl hobi olan yazı yazmaktır. Ancak resim yapmak ve yazı yazmak benim için özünde aynı şey. İster resim yapayım ister yazı yazayım aynı amacın peşinden gidiyorum: hikâyeler anlatmak. Yine de aralarında fark olduğu konusunda hemfikirim.”

Deli Dolu Yayınları tarafından geçtiğimiz aylarda basılan Fırçanın Ucundaki Hikâyeler, 1958 yılında ressamın ilk kişisel resim sergisiyle aynı ismi taşıyor. Kitap, Dino Buzzati’nin ilk sergisinde yer alan ve daha sonra tekrar çizdiği bazı eserlerin, her bir eserin yanında bütünlük sağlayan notların, eleştirmenlerden, sanat çevrelerinden aldığı eleştiri ve yorumların toplamından oluşuyor. Yazarın el yazısıyla kaleme aldığı, yanında kara kalemi andıran çizimlerinin de olduğu tüm bu resimleri ve kitabı daha anlamlı kılan Geçiş İzni ile başlıyor. Bu kısa öyküde yazar apaçık bir şekilde, ressam olarak kabul edilmemesinin anlamsızlığını ortaya koyuyor. Bu durumu böyle bir öykü ile anlatsa bile Buzzati, yaşamının sonunda bu savaşı bırakmış olarak ve pek çok yetenekli sanatçının başına geldiği gibi, onun da çalışmalarının ancak ölümünden sonra değer kazanacağını kabullenerek bitiyor.

Figuratif sanatçı ya da resimlerinin sadece çizgi roman parçaları olarak değerlendirilmesini bir köşeye bıraktığımızda, Buzzati’nin öykülerinde yer alan gerçeklerin gerçeküstü biçimde ve sert bir dille ifade edildiğini görüyoruz. Evet teknik olarak çok ileri boyutta olmadığını kendisi de kabul ediyor ama yeteneği göz ardı edilemez durumda ve her bir çalışmasıyla gözler önüne seriliyor. Bazıları erotik bulunsa da sert, çarpıcı, dikkat çeken eleştirel yönü de ağır basan tablolar.

Fırçanın Ucundaki Hikâyeler ile Dino Buzzati’nin sanatçı kişiliğine dair derinleşen bir bakış açısı kazanmış oluyorsunuz. Aslında bu kitap Buzzati’yi daha yakından tanımak isteyenler için, ressam yönünü de keşfetmek isteyenler için bir kılavuz olmakla beraber, yazar demekten artık imtina ettiğim ressamın sanatsal yetkinliğini, iki yönlü yeteneğini ve bu yeteneği insanlara kabul ettirememesinin, insanların onu bir ressam olarak adlandırmamasına karşın hissettiği üzüntüyü de ortaya koymaktadır.

  • Fırçanın Ucundaki Hikâyeler – Dino Buzzati
  • Çeviri: Özge Parlak Temel
  • Delidolu Yayınları
  • 164 sayfa