Eceabat Yolunda Bir Masal Diyarı – Günsu Özkarar

Geçenlerde kendime unutulmaz bir gün yaşattım. Konserimin bittiği günün ertesinde arabam ile ilk uzun yolculuğuma, yanıma yakın bir arkadaşımı da alarak, epey zamandır merak ettiğim Hotel Caeli’yi görmek için çıktım.

Aktif bir sosyal medya kullanıcısının şarapla arası çok iyi olmasa bile, Hotel Caeli’yi duymamış olması imkansız. Her hafta bir başka insan övüyor burayı. İstanbul’a yakınlığı ile haftasonu kaçamaklarının vazgeçilmez mekanlarından biri haline gelen bu otel gerçek bir masal diyarı. Zaten tam olarak da böyle tasarlanmış. Kapıya yaklaşırken ufuktan size bakan tavşan, Alice Harikalar Diyarı’nda hissettiriyor.

Alice’i bilmem ama harikalar diyarında hissetmemek de mümkün değil. İlk kattaki odama yerleşince pencereden alabildiğine yeşil bağlara ve Seçkin Pirim’in şarap kadehini andıran, hatta gölgesi kadeh gibi yansıması için tasarladığı heykele bakıyorum. Şehrin kesmekeşinden ve grisinden ayrılmış olmak çok iyi geliyor. Çoğu metropol insanı için yeşil bir lüks malesef. Böyle bir manzaraya karşı insan şarapla kuracağı bağı da tekrar gözden geçirmek istiyor.

Otel, Eceabat ilçesinin Kumköy mevkiinde kalıyor. Buradaki bağlar Trakya’nın Ege’ye uzanan kısmında yer alıyor. Bölgenin özellikleri, seçilen üzüm çeşitleri için Bordeaux gibi dünyanın en önemli bölgelerine göre bile daha avantajlı. Bağların dikiminde, bakımında ve şarabın yapımında seçilen uygulamalar bölge özelliklerinin şaraba en iyi şekilde yansımasını sağlıyor.

Otel lobisine inince güler yüzüyle çalışanlar tura katılıp katılmayacağımızı soruyorlar. Akşamüstü saatlerindeki özel turu yakalıyoruz. Böylece bağları ve mahzeni gezecek, şarap tadımına katılacak zamanı buluyoruz. Beni en çok etkileyen, üzümlerin zarar görmesini engellemek için salkımların bağ makası ile kesilerek, elle hasatın tercih ediliyor olması. Ne büyük emek.

Üzümler 225 litrelik Fransız meşe fıçılarında fermante ediliyor ve maserasyon son teknoloji ısı kontrollü çelik ve ahşap tanklar ile yapılıyor. Duruma göre 8-24 ay da burada dinlendiriliyor.

Ortaya çıkan Ament şaraplarının lezizliği bir yana, bu masal diyarının bir doğa harikası oluşu, doğal koruma yöntemlerinin de bir sonucu. Mesela bağlarda bağ zararlıları ile doğal mücadele yöntemi uygulanıyor. Korkuluk olarak tahta baykuşlar görebiliyorsunuz. Bir de üretimin her aşaması su, toprak, yaprak ve pestisit analizleri ile yapılıyor. Özel polyester tel sistemleri, sık dikim bağları için özel traktörlerle yetiştirilen üzümler için en güvenli tarım ortamını sağlıyor. Süreç profesyonel bir ekiple, özenle sürdürülüyor.

Hotel Caeli, sadece bununla kalmıyor. Aynı zamanda sanatla da buluşma noktası. Seçkin Pirim gibi seçkin bir sanatçının Porta Caeli isimli eserinin yanı sıra, İstanbul Modern Sanat Galerisi’nden gelmiş birbirinden güzel eserler otelin her yerine koşullanmış durumda. Estetik gözlere hitap ediyor.

“Şarap, tanrının insanları sevdiğinin ve onları mutlu görmek istediğinin en büyük kanıtıdır.” demiş Benjamin Franklin. Biz de ülkenin bu genç ve ödüllü şaraplarını tadarak gün batımına hazırlanıyoruz.

Şarapları yudumlarken markanın sahipleri Toksöz grubun patronları Zafer ve Ahmet Toksöz’den bahsediyoruz. Toksöz sadece Türkiye’nin şimdiye kadarki en pahalı ve iddialı şarap projesini değil, ilaç devi Sanovel, fındık imparatorluğu Sagra, İtayan fındıklı çikolata markası Pernigotti, İspanyol meyve suyu şirketi Zumosol ve Lera Fresca dondurmalarını da bünyesinde bulunduruyor.

Bu arada Michel Rolland’tan bahsetmeyi de unutmamalı. Lakabı “uçan önolog” olan bu en gözde ve pahalı şarap danışmanı, bir süredir Türkiye’ye gelip gidiyor. Neden mi? Hotel Caeli çalışanların dediğine göre yılda en az üç kez burası için.

Karnımız yavaş yavaş acıkmaya başlıyor. Akşam yemeği menüsünü sorduğumuzda zengin bir menü ile gözlerimiz yuvalarından fırlıyor. Tarladan toplanmış beş ayrı cins Çanakkale domatesi, Ezine peyniri, kekik ve fesleğenli salata, Çanakkale Boğazı ıstakozu, Kabatepe lakerda, tatlı su kereviti, Gelibolu sardalyesi, organik pancarlı mercimek köftesi ve favadan oluşan soğuk balık tabağı, tereyağlı baklava yufkasından yapılmış kıymalı börek, yanında Antep fıstıklı manda yoğurdu, mantarlı, kuzu kulağı soslu Trakya kuzu pirzola, ızgara mevsim sebzeleri ve balkabaklı buğday risotto eşliğinde Biga bonfile. Ekmekler kendi yapımları. Tatlı deseniz yine kendi yaptıkları dondurmaların süslediği enfes çeşitler. Böyle bir menüyle karşılaşınca ve hepsi de çok lezzetli olunca şefi soruyoruz. Zaten alanında çok bilinen bir isimmiş: Hakan Aşçıl.

Ben levrek yiyorum, arkadaşım vejeteryan olduğu için mantarlı börek. Kapanışı ise keçi sütünden yapılmış peynir tatlısı ile yapıyoruz. Tam bir ziyafet. Mest olmuş vaziyette odalarımıza çekiliyoruz. Gün doğumunun yeşili nasıl boyadığını görmek için saatimi sabahın ilk saatine kuruyorum.

Mis gibi bir uykuya dalmadan düşündüğüm tek şey, şu şarap ne kutsal şey. Zaten Porta Caeli Latincede cennetin kapısı demek. Bu anlam ve isim eşleşmesinin büyüsündeki şaraplar birçok yerde var ama umarım bu yazım bilmeyenlere de ulaşır ve duymayanı kalmaz. Ne üretimi ne de bu masal diyarı kaçırılacak gibi değil çünkü.