Erteleme Özgürlüğünde İnecek Var!

İyi okur olanlar bilir ki kitap seçimi zor iştir, özen gerektirir. Türü ne olacak, hangi yazardan olacak, orijinal eser mi çeviri mi, çeviri ise çevirmen kim, yayınevi hangisi, kitap hakkında çıkan yazılar neler vb. birçok soruya seçim öncesinde yanıt vermek gerekir. Bazen de öylesine girdiğiniz bir kitapçıda raflar arasında gezinirken karşınıza çıkan kitabın sadece kapağına dahi şans vermenin yeterli geleceği hissini yakalarsınız. Yürümenin Felsefesi ile de yine böyle rastgele bir anda plansız programsız tanıştık.

Şunu itiraf etmeliyim ki kitabın ismi, her gün internet, televizyon kanalları ya da gazeteler sayesinde sürekli bilinçlendirilmeye uğraşıldığımız yürüyüş veya spor yapmanın faydaları üzerine olsaydı muhtemelen dikkatimi bile çekmezdi. Ancak göz her zamanki gibi farklı ve özgün olanı çabuk ayırt etti. Yürümenin bir düşünce biçimi ya da başlı başına bir felsefe olabileceğini daha önce hiç düşünmemiştim. Kitap ve aslında yürümek, bana ilk andan yeni bir düşüncenin kapısını açması ile aslında daha sonradan sıklıkla göreceğim özgürlük imkanlarından ilkini de bu şekilde sunmuş oldu.

Kitabın ismini bu kadar övüp isim babasından bahsetmemek olmaz. Türkçe’ye Albina Ulutaşlı tarafından çevrilen eserin yazarı Frédéric Gros, felsefe profesörü. Psikiyatri, hukuk ve savaş üzerine çalışmalar yaparak yazılar kaleme alıyor. Orijinali Fransızca olan eserin ismi ise, Marcher, Une Philosophie. Kolektif Kitap’tan 2017 yılında çıkan Yürümenin Felsefesi, Gros’un yürüme eylemi üzerine deneme yazıları ile Nerval’den Kant’a, Thoreau’dan Rousseau’ya birçok filozof ve edebiyatçının yürüme ile kesişen yolları ve düşüncelerinden oluşuyor.

Sürekli felsefeden bahsedince, kitabın alışılageldik ağır ve ağdalı felsefe jargonuna sahip olduğunu düşünmeyin. Bir diğer özgürlük meselesi de kitabın akıcı dili ve sade anlatımı sayesinde otobüste, metroda, uykudan önce, sahil kenarında gibi her tür koşulda rahatlıkla okunabilir olmasında yatıyor. Kitap, yürümenin altında yatan felsefeyi, kitap boyunca yazarla ve diğer isimlerle yürüyüşe çıkmış da sohbet ediyor havası yaratarak okuyucunun zihnine hissettirmeden tatlı tatlı yerleştiriyor.

Gros’a göre yürümek kesinlikle bir spor dalı değil. Kendi içinde kuralları, skoru yok. Yetenek ise gerekli değil. Bir ayağı diğerinin önüne atmak ve dik duruşu sağlamak yeterli. Ve insan yürümeye bir kez başladı mı erteleme özgürlüğünü yakalıyor, artık bundan vazgeçmesi ise mümkün olmuyor. Yazar için, modern hayatta sürekli bulmak zorunda bırakıldığımız kimliklerin yürüyüş esnasında yeri yok. Yürürken anne, erkek, arkadaş, eş, doktor, öğrenci, sevgili olmak zorunda değilsiniz. Yürürken aylaklık hakkınıza yeniden kavuşursunuz. Doğaya, kendinize, özünüze dönerek kimliksiz, isimsiz kalırsınız. Yani aslında ‘siz’ olursunuz. Yürüyüş anında etrafı gözlemlemek ve yenilikleri çağırmak ihtiyacınız olan tek şeydir: “Özgürlük, bir lokma ekmek, bir yudum su, uçsuz bucaksız kırlardır o halde.” Çünkü artık o hızlı dünyadan çıkmışsınızdır: Fark edersiniz ki, yürümenin sahip olduğu felsefede, alışveriş zincirinden kopmak, enformasyonu, imajları, ürünleri yeniden dağıtan ağın bir parçası olmamak, yürüyüşçüye yoksunluk değil aksine çoğalmışlık getirir.

Yürümek, çalışanların, servet ve sefalet üretenlerin, hız yapılan yolların kenarından geçip gitmek, ilkbahar esintisinin tazeliğini hissetmekten daha önemli işleri olan ciddi insanların kenarından uzaklaştığınız iyi olma hallerinin bütünüdür diyen yazar, yürüyeni krala, dünyayı da yürüyenin krallığına benzetiyor.

Bu krallığı da sakin sakin anlatarak okuyucusunu bilgilendirdiği hacılardan, kiniklere (Antik Yunan’da her daim başıboş ve aylak gezen filozoflar), flaneur’den (on dokuzuncu yüzyılın modern aylakları), yalnızca yürürken düşünebildiğini ve üretebildiğini söyleyen Rousseau ve Nietzsche’ye kadar geniş bir popülasyondan oluşturuyor: “Mümkün mertebe az oturmalı; açık havada yürürken doğmayan, şenliğine kasların da katılmadığı hiçbir düşünceye güvenilmemeli.”

Gündelik hayat içerisinde bir yerden bir yere yetişmeyi yürüyüş zanneden, kendiyle asla baş başa kal(a)mayan, bir şeyleri ertelemeyi ölümcül bir günah zanneden şehir hayatı ikametçilerini de bu krallığa ve felsefeye davet ediyor.

Kitap bittiğinden beri ben de düşünüyorum. Kimlik arayışı telaşı içinde, tembellik ve aylaklık özgürlüğü ile birlikte aslında kendi özümüzden de uzaklaşıyoruz. Bundan uzaklaştıkça yürümeye daha çok yaklaşıyoruz aslında. Çünkü bize en iyi gelecek şey, yine kendi özümüz: doğa ve toprak. Sizin de iyileşme ihtiyacınız varsa, kendi yürüyüş felsefenizi oluşturmaya bir an önce başlayın. Daha geç olmadan erteleyin gitsin!

“Bir şeyin maliyeti aslında, ister derhal ister uzun vadede olsun, hayatta neye mal olduğuyla ölçülür.”  – Thoreau

  • Yürümenin FelsefesiFrederic Gros
  • Kolektif Kitap
  • Çeviri: Albina Ulutaş
  • 192 Sayfa

Not: Yazı daha önce http://www.brandlifemag.com/erteleme-ozgurlugunde-inecek-var/  ve https://chezmerveska.wordpress.com/2017/10/23/erteleme-ozgurlugunde-inecek-var/ yayımlanmıştır.

 

Sıkça okur, arada sırada yazar…
https://chezmerveska.wordpress.com/author/chezmerveska/