Evrim Alataş’ın Neşesi

Burcu Karakaş‘ın Ayizi Yayınlarından çıkan “Ne Olmuş Güldüysek – Evrim Alataş Kitabı” son dönemde okuduğum en sarsıcı kitaplardan biri. Kitap, sürükleyici ve okurla sıkı bir ilişki kuran bir roman tadında okunuyor. Okuyalı bir iki hafta oluyor ama kafamda kitaptan enstantanelerle dolaşıyorum. Evrim’in gülüşü, mücadelesi, azmi, kabına sığmayan hali, düşündüğü ve inandığı şeyi aşkla yapma çabası insanı derinden etkiliyor.

Evrim Alataş‘ı bu satırların yazarı için önemli kılan bu kitabın kendisi değildi elbette. Ama eğer hiç tanımamış olsaydım ve bir kitap tanıtım yazısı veya bir öneri beni kitaba götürmüş olsaydı “İyi ki okudum ve böyle hayat dolu, iyi ve güzel bir insanı tanıma fırsatı buldum” derdim sanırım.

Kitap sadece Evrim Alataş’ı tanıyanlar için değil, tanımayanlar için de çok değerli bir çalışma olmuş. Burcu Karakaş, “Evrim’in dediği gibi, paçalarımızdaki yanığa gülmenin iyi geleceğini düşündük. Evrim’i tanıyanlara onu bir kez daha hatırlatacak, tanımayanlara da tanıtacak bir kitap olması için uğraştık” diyor kitabı yazma serüvenine dair.

Evrim Alataş’ı ilk kez Ülkede Özgür Gündem’de mi, Radikal İki’de mi yoksa Mayoz Bölünme Hikayeleri ile mi tanıdım, hatırlamıyorum. Ama emin olduğum bir şey var, onu tanıdıktan sonra yazılarını merakla takip etmeye başladım. Bu coğrafyanın en yakıcı sorunlarını kullandığı incelikli mizah üslubuyla okurun zihnine kazıyordu ve bir sonraki yazısı için gün saydırıyordu. Hatırlarım, arkadaşlar arasında “Evrim Alataş bugün yine çok güzel yazmış” deyip birbirimize gazeteyi uzattığımızı.

Bir gün işten eve dönerken “Her Dağın Gölgesi Deniz’e Düşer” romanını okuyordum. Metrobüste karşıma oturan genç kadın elimdeki kitaba bakmış ve heyecanla “Aaa Evrim’i mi okuyorsunuz?” diye sormuş, sanki çok yakın bir dostuyla karşılaşmış gibi gülümsemişti. “Evet” deyip gülümseyerek karşılık vermiştim. Evrim’in neşesi onu okuyan ve tanıyan herkese bulaşıyordu anlaşılan.

Neslihan Cangöz’ün kitapta yer alan yazısında dediği gibi “Evrim Alataş, bu coğrafyada inkar edilen, üstü örtülen, korkuyla fısıldanan ya da sadece suya anlatılanı taşa yazıyor”du.

Kadın, Kürt, Kızılbaş, sosyalist hallerini, ince ince bir oyayı işler gibi taşa işliyordu ki hiç silinmesin, belleğimizde yer etsin. Ama yürek paralayan, ağlatmaktan göz pınarlarını kurutan bir üslupla değil, sarsıcı bir mizah anlayışıyla, acıya gülebilmenin mümkünlüğünde her şeye inat sımsıkı yaşama sevincine sarılarak “taşa yazıyor”du.

“Evrim Alataş savaşın kıyıcılığını, bizden saklananları, Kürt halkının gerçeğini dillendiren sesti. Hem de iç ses. Katlanılmaz acılara karşı mizah duygusunu kuşanır, ayrıntı gözleme gücünden damıtılmış o özgün edebi üslubuyla, en politik konuyu insan hikayeli bir çerçeveyle bezerdi” diyen Karin Karakaşlı’ya katılmamak mümkün mü?

Kitabı okurken Evrim’in gülüşünün yaydığı enerji sizi etkisi altına alıyor, gülüyorsunuz ama hüzün de var ve ağlıyorsunuz. Bunda Burcu Karakaş’ın kaleminin ve üslubunun gücünün etkisi var elbette. Gültan Kışanak’ın sözleriyle söyleyecek olursam: “Evrim, hala pozitif enerjisiyle etrafına neşe ve moral saçıyor.” Evrim’in neşesini ve moralini çok iyi taşımış okura Burcu Karakaş.

Kitapta Karin Karakaşlı, Neslihan Cangöz ve Gültan Kışanak’ın birer yazısı ve Evrim’in cezaevindeki arkadaşı Taylan Çintay’a yazdığı iki mektup var. Bu mektuplarda Evrim Alataş’ı kendi kaleminden pek içten halleriyle görüyoruz. Hastalığının her haline dair, senaryosunu Miraz Bezar ile yazdığı “Min Dit” filmine dair, kitaplara dair, yazma serüvenine dair, gelecekle ilgili planlarına dair, ölüme dair, yaşama dair, gülmeye dair, kedere dair birçok şey bulmak mümkün.

Burcu Karakaş kitabı yazarken Mukaddes Alataş, Zeytun Töre, Jaklin Çelik, Yurdusev Özsökmenler, Nurhak Yılmaz, Sibel Güler, Miraz Bezar, Lal Laleş, Kemal Varol, Sevilay Çelenk, Ülkü Doğanay, Hakan Karsak, Mehmet Özbey, Bülent Birer, Yıldırım Türker ve Zülfikar Ali Aydın ile görüşmüş. Evrim Alataş dendiğinde yüzlerine nasıl sıcak bir gülümseme yayılmıştır, tahmin etmek zor olmasa gerek.

Yazıyı kitaba dair bianet’e yazan Funda Dörtkaş’tan şu alıntıyla bitirelim:

“Evrim Alataş’ı bilenler ve tanıyanlar, özleyenler ve eksikliğini her daim hissedenler, onunla tanışamamış olsa da hayata bağlılığını ve mesele edindiği her şeyi incelikli mizahıyla anlatışını unutmayanlar için ‘Ne Olmuş Güldüysek’, ortasında buluşulacak kocaman bir bahçe aslında.”

“Ne Olmuş Güldüysek”, Evrim’i tanıyanların ve tanımayanların ortasında buluşacağı kocaman şenlikli bir bahçe işte. Buyurun bahçeye geçelim!

 

  • Ne Olmuş Güldüysek / Evrim Alataş Kitabı – Burcu Karakaş,
  • Ayizi Kitap
  • 168 sayfa

 

Not: Bu yazı daha önce bianet ve oggito’da yayınlandı.

biraz öykü,biraz şiir ve biraz felsefelenme... hepsi bu! Twitter: @hadenoz