Eylül önerileri: Yeni çıkan 20 kitap!

Ülkemiz buhranlı günlerden geçerken, bu buhran yayıncılık sektörünü de şüphesiz ki derinden etkiliyor. Artan kur nedeniyle, girdi maliyetleri yükselen yayınevlerinin bir kısmı bastıkları kitap sayısını düşürdü; bir kısmı da tamamen kapanma eğilimine girdi.

Maddi-manevi yoğun emek isteyen yayıncılıkta ayakta durmaya çalışan yayınevleri, Eylül ayında da yeni kitaplar çıkarmaya devam ediyor. Bizler de yeni çıkan kitaplardan 20 tanesini seçkimize aldık.

Bizleri okumak kurtaracak, diye düşünüp listemizi sizlere sunuyoruz:


1. Askerin Dönüşü – Rebecca West

“Rebecca VVesf aşkın kurtarıcı gücünün portresini ucuz duygusallıkların tuzağına düşmeden çiziyor.”

-PAT BARKER-

Travma sonrası hafızasını kaybettiği için son on beş yılı hatırlamayan Chris cepheden geri döner. Evde onu bekleyen üç kadın vardır: ona umutsuzca aşık kuzeni Jenny, varlığını tamamen unuttuğu güzel karısı Kitty ve on beş yıl önceki sevgilisi yoksul Margaret. Kitty kusursuz sandı­ğı evliliklerini hatırlamayan kocasının Margaret gibi sıradan bir kadınla olmak istemesini kabullenemez. Jenny kuzeninin mutluluk ve sorumlu­lukları arasında gidip gelişini acıyla izler. Küçümsedikleri Margaret ise gerçek sevginin ne olduğu konusunda onlara çok şey öğretecektir.

Feminist-sosyalist yazar Rebecca West’in başyapıtı Askerin Dönüşü sa­vaş hakkında bir roman ama alışılagelmişin aksine, savaşın tahribatını cephedeki erkeklerin değil evde bekleyen kadınların gözünden anlatıyor. Aynı zamanda aşk, evlilik ve kıskançlık hakkında bir roman ama dan­teli andıran cümlelerinin satır aralarında bundan çok daha fazlası var; sosyal rolleri, sınıf ilişkilerini ve I. Dünya Savaşı sonrasında geri dönüşü olmayan biçimde değişen dünyayı sorguluyor. Askerin Dönüşü gerçek ve fanteziler arasında sıkışıp kalan, varoluşuyla yüzleşmekte zorlanan insan doğasını zamansızca ortaya koyuşuyla kısa ama yoğun bir metin.

“Askerin Dönüşü dokunaklı öyküsünü derin bir farkındalıkla anlatırken aşkın doğası, gerçeğin acımasızlığı ve birbirimize karşı sorumluluklarımız üzerine düşünen bir roman.”

-SADIE JONES-


2. Mars Yıllıkları – Ray Bradbury

“Bradbury’nin öyküleri ve romanları, edebiyatımızın en nadide parçalarından. Ona sahip olduğumuz için şanslıyız.” –Kim Stanley Robinson

“Bradbury’nin öyküleri öylesine içinize işliyor ki bir daha unutamıyorsunuz.”

– Margaret Atwood –

Ulusal Kitap Ödülü

Pulitzer Onur Ödülü

Ulusal Sanat Madalyası

“BİZ DÜNYALILAR, BÜYÜK VE GÜZEL ŞEYLERİ YIKMAK KONUSUNDA HÜNERLİYİZDİR.”

Ray Bradbury sadece bilimkurgunun değil fantastik edebiyatın ve korkunun da yirminci yüzyıldaki ustalarından biri. Bilimkurgunun “iyi edebiyat” da olabileceğini kanıtlayan belki de ilk yazar. 1950’de yayımlanan Mars Yıllıkları ise insana dair yazılmış en naif ve en karanlık eserlerden biri.

İnsanlık atom savaşlarının gölgesindeki, sorunlarla boğuşan Dünya’yı terk etmek için Mars’ta koloni kurmaya karar verir. İlk roketler umut dolu kızıl gezegene iniş yaptıklarında yolcular hiç beklemedikleri sorunlarla karşı karşıya kalır. Mars’ta yalnız değillerdir.

Marslılar şekil değiştiren, zihin okuyan, belirli bir gelişmişlik seviyesine erişmiş canlılardır ve gezegene gelen bu istenmeyen ziyaretçiler için orada yeni bir hayat kurmak hiç kolay olmayacaktır. Bradbury’nin yer yer ürkütücü yer yer dramatik anlatımı da burada sahne alır. Irkçılık ve hümanizm gibi fikirler Mars’ta kendine yer bulur. Yazar, âdeta tarihle ve insanlıkla yüzleşir.

Bilimkurgu edebiyatının en önemli eserlerinden Mars Yıllıkları, okura insanlığın nihai düşmandan nereye giderse gitsin kurtulamayacağını sert ve vurucu bir biçimde anlatıyor: Kendisinden.

Jorge Luis Borges’in önsözüyle


3. Aile Yadigarları – Rita Ender

Çoğu için “aile yadigârı,” bir nesnedir: Bir kolye, bir bilezik, bir kıyafet, bir hesap makinesi, bir fincan, bir küllük veya fotoğraflar… Birisiyse “aile yadigârım, anılarım,” diyor. Biri “anneannem,” cevabını veriyor, aile yadigârı sorulunca. Kimisi özenle seçilip “değerli eşya” olarak yadigâr bırakılmış, kimisini çocuklar, torunlar, yeğenler kendisi seçmiş yadigâr diye… Bir yadigâr, sadece hürmeti, minneti, sevgiyi ve hatırayı saklamakla kalmaz. Belki bazen melankolisi ve neşesiyle geçmişin hislerini de taşır, kuşaktan kuşağa devreder. Rita Ender, yadigâr kelimesinin “tılsımıyla” sözü açarak, Türkiyeli otuz genç Yahudi’yle aile yadigârları üzerine söyleşiyor. Söyleşiler bize hayat hikâyeleri anlatıyor; farklı Yahudilik kültürleri hakkında canlı izlenimler sunuyor ve yadigâr kavramı üzerinden, geçmişle yüzleşmenin ve hatıra “kurmanın” sıradan insanlara ait somut, canlı tecrübelerini aktarıyor. Reysi Kamhi’nin çizgileriyle…


4. Ölü Dalgıcın Sonbaharı – Onur Selamet

“Burada kimse gerçek safsatasının arkasına saklanmaz.”

Onur Selamet’in anlattıkları gerçekliğe açıkça cephe alan, sıkıcı hayatlarımızın sarsılmaz somutluğunu yerle bir eden öyküler. Selamet, güçlü imgelemleriyle buhranlı nefeslerimizin ağırlığını üstümüzden kaldırıyor. Bizi imkânsız diye bir şeyin olmadığı, henüz düşlemediğimiz diyarlara götürüyor. Balina midesinde dönüp duran mevsimler, korku kırıntılarıyla beslenen makineler, raydan çıkan trenlerin gittiği vahşi gezegenler, Sukubi Du ve patenli örümcekler… Hepsi yazarın tekinsiz ormanında birer başrol.

Okyanusu ciğerlerinize doldurmaya hazır mısınız?

“Olanları hiçbir çizgi filmin ele alamayacağı bir ciddiyetle anlatacağım. Mantık kaçarsa çizgi filmlere sığının.”


5. Bay Perşembe – Gilbert Keith Chesterton

Aykırı düşünceleri, siyaset ve topluma getirdiği eleştirileriyle İngiliz edebiyatının sıradışı isimlerinden biri olan G. K. Chesterton’tan heyecan verici bir roman…

Yirminci yüzyılda, Anarşist Merkez Konseyi adında gizli bir örgüt kuran bir grup devrimci dünyayı yok etmek için yemin eder.

Konseyde yedi adam vardır ve bunların her biri haftanın günleriyle adlandırılmıştır. Şans eseri konseyin arasına sızan Dedektif Syme, toplantılara giderek örgütün eylem planlarını öğrenmeye çalışır. Fakat bu adamların kimliklerinin ortaya çıkmasıyla Syme’ın kafası karışmaya başlar. Muhteşem olay örgüsü ve şaşırtıcı karakteriyle Bay Perşembe, okura devletle anarşi ve şüpheyle gerçek arasındaki çatışmayı sorgulatan gizemli bir polisiye…


6. Dönüş – Alberto Manguel

Hayatını Roma’da sürdüren, sürdürmekten mutlu olan bir adam, yıllar önce terk etmek zorunda kaldığı ülkesine, kendisi için artık yaşamayan bir yere ait o kente geri dönüyor. Uçaktan iner inmez şehrin geri kalmışlığını ele veren çirkinlikler bir süre sonra yerini tarifsiz bir eğretiliğe, hayal ile gerçek arasındaki çizgiyi bulandıran tuhaf tersliklere bırakıyor. Ve ortaya geçmişin kayıplarıyla malûl bir kent manzarası çıkıyor.


7. Her Şey Nasıl Oldu – Irena Douskova

Sık sık Bay S. Gururdu da acaba bir komünist mi diye merak ediyorum. Hakkında hep şiir dinletisi düzenlendiğine göre belki de öyleydi. Eğer öyleyse çok yazık olur, feci derecede hoş biri olduğunu düşünüyorum çünkü… Ve henüz S.Gururdu’nun gerçekte kim olduğunu bilmiyorum, okulda onunla ilgili hiçbir şey öğrenmedik. Winnetou gibi cesur bir Kızılderili olabilir, buna kanaat getirdim. ‘Ve S. Gururdu direndi ve yalan sözlerle ağzını ya da yüreğini lekelemedi.’ Ne de olsa böyle laflar büsbütün Kızılderili. Muhtemelen Julius Fučík ya da Maruška Kudeříková gibi biriydi ama ne fark ederdi ki. Kesinlikle bir kahramandı o. Ne zaman bir zorluk çeksem aklıma onu getiriyorum ve S. Gururdu’nun direndiği gibi direnmek zorundayım diyorum kendi kendime.

“Genç kahramanım Helena Součková’nın hikâyesi siyasi hicivden ya da geçtiğimiz yüzyılın son yarısının panoramik bir incelemesinden çok, basit gündelik hayatlarımıza dair her şeyin bir yansıması… Düşüncem şuydu ki, kasvetli 1970’ler dönemindeki (çekoslovya) bir çocuğun dünya algısıyla yetişkinlerinki arasında gerçekleşen bir yüzleşme, hepimizi söylemek isteyebileceğimizden çok daha fazla etkilemiş bir dönemin bütünüyle olağan bir portresinden çok, trajikomik halini bir yazar olarak sunmama fırsat verebilirdi.”


8. Salapurya Mahallesi – Penelope Fitzgerald

Salapurya Mahallesi 1960’ların başında Londra’da Thames Nehri üzerindeki deniz evlerinde yaşayan bir grup insanın yaşamöykülerini ve yaşam koşullarını aktarıyor. Kendisi de bir süre deniz evinde yaşamış olan yazar Penelope Fitzgerald,   çeşitli nedenler yüzünden şehrin gündelik yaşamından kopmuş insanları yalın ama çarpıcı anlatımıyla tanıtıyor. Romanın başkişisi ve bir anlamda da Penelope Fitzgerald’ın kendisi olan Nenna, kocasını teknede kalmaya razı edemediği için altı ve on bir yaşındaki iki kızıyla Grace adındaki salapuryada yaşıyor. Çocuklarını okula göndermediği için rahibe, kocasıyla uzlaşmadığı için ablasına hesap vermek zorunda kalıyor. Kendisinin ve komşularının  karşılaştığı bütün zorluklara karşın direnen, özgür bir kadın olmayı başarıyor. Ta ki…


9. Çalılık – Christian Jungersen

“Kendi iç özünü değiştiremeyecek kadar yaşlı olduğuna inanmak burjuvazinin esas belirtisidir.” Bunu Paul mü söylemişti, yoksa Eduard mı? Mutlak doğruya ulaşmanın mümkün olduğuna dair kesin bir inançla, her şeyi tam bir fikir birliğine varana kadar tartışarak büyüyen iki lise arkadaşının hikâyesi bizi gerçeğin sürekli sallantıda olduğu bir huzursuzluk haline taşıyor.

Jungersen bu romanıyla bizi 1800’lerin sonunda, Danimarka’nın varlıklı bir ailesinde doğup büyüyen Paul’ün 82 yıllık hayatının farklı periyodları arasında dolaştırıyor. Artık 82 yaşında yaşlı ve hasta bir adam olan Paul, hastanenin beyaz tavanına bakarak hatıralarını çağırıyor. Ölmeden önce en yakın arkadaşı Eduard’la yeniden buluşabilmek için büyük bir arayışa giriyor ve bu arayış ona sadece Eduard’ı değil, yıllarca onunla birlikte yaşayan soruların cevabını da getiriyor. Jungersen “kişiyi kişi yapan nedir?” sorusunu bu romanında önce Paul’ü yaratarak ardından yok ederek soruyor…


10. Fındık İçi – Halil İbrahim Üzüm

Halil İbrahim ÜZÜM, 1988 Eskişehir doğumlu. Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü mezunu. Tiyatro ve iletişim ilgilisi. Yazarın ilk şiir kitabı olan Fındık İçi, Ağustos 2018’de Dorlion Yayınlarından çıktı.

“Susmak altın idi
Biz tutamadık dilimizi
Ve gümüşe razı olduk”
Girişi ile başlayan kitabın içeriğinde yaşamdan ölüme, aşktan hayat telaşına, insanlardan tasavvuf ve doğaya birçok tema var. Okuyan herkesin kendi yaşamından bir şeyler bulabileceği Fındık İçi, 96 adet şiirden ve 102 sayfadan oluşuyor.
“hepimiz
dört duvar arasında
veya ardında duvarların
birer imla hatasıyız
dil kurumu değiştirir yine bir şeyleri
biz eski halimizle
birer hata olarak kalırız”


11. Bir Rehineye Mektup – Antoine de Saint-Exupery

Saint-Exupéry bu metni, Yahudi köklerinden dolayı o sırada Jura bölgesine sığınan dostu Léon Werth’in bir romanına önsöz olarak yazmıştır. Roman yayımlanmayınca metni epey değiştirir. Dostu isimsizleşir, işgalcinin “rehine”si durumundaki Fransız halkını simgeler hale gelir. Eser, Portekiz seyahati, Sahra anıları ve ABD deneyimi gibi yazarın hayatındaki yakın tarihli olayları ele alan altı kısa bölümden oluşmaktadır.


12. Bağışla Onları – Tarık Dursun K.

Kavgalar, kaygılar, umutlar, yolculuklar, zaferler, aşklar ve yanızlık… Bir tiyatro adamının kişiliğinde, Meşrutiyet yıllarından bugünlere, Türk tiyatrosunun ve sinemasının gerçek insanları, gerçek hikâyeleri: Her geçen gün daha da artan, her yenilginin ardından daha da bilenen bir tutkunun peşinde, zamana, mekâna, sevdaya ve hatta coğrafyaya meydan okuyan bir sahne insanının yaşamı, hatırasını dillendiren dostlarının, meslektaşlarının ve ailesinin serüvenine de ışık tutuyor. Farklı türlerdeki eserleriyle 1950 kuşağının önemli kalemlerinden biri olan Tarık Dursun K., ışıkların henüz yanmadığı ya da biraz önce söndüğü o zaman diliminine götürüyor okurunu; oyunun başladığı yere, sahnenin gerisine.

Sıradanlığı kabul etmeyecekti, hırslıydı, tutkuluydu, düşseverdi. Kendince değil, kendine değil, herkese; eğriyedoğruya, güzele çirkine, gence ihtiyara, kadına erkeğe, okumuşa okumamışa; yeni, bilinmedik, tanınmadık; içine girdiklerinde önce yadırgayacakları ama sonra sonra hoşlanıp mutlaka mutlu olacakları, yeniden biçimlenip yeniden kişiliklenecekleri bir dünya kuracaktı.


13. Elele Okuyalım

Turgut Uyar’ın 1978-1984 yılları arasında Elele der¬gisinde yayımlanan kitap tanıtım yazıları ve söyleşileri ilk kez bir araya getiriliyor. Yayın çeşitliliği arasında kalmış okura seçeceği kitaplar konusunda yardımcı olmayı amaçlayan Uyar, dönemin önemli şair ve yazar¬ları hakkında öne sürdüğü yorumlarla dikkat çekiyor. Aylık bir “okuma güncesi” olarak nitelendirilebile¬cek yazılarında, Melih Cevdet Anday, Yaşar Kemal, Adalet Ağaoğlu, Cemal Süreya, Edip Cansever, Sevim Burak, Selçuk Baran, Ahmet Oktay, Orhan Pamuk gibi yazarların “yeni çıkan” kitaplarını ele almanın yanı sıra yayıncılık sorunlarını, edebiyat ödüllerini, edebiyat dergilerini de değerlendiriyor.

Turgut Uyar’ın “tadla okun[masını]” istediği kitaplar için kaleme aldığı yazılar, pek bilinmeyen başka bir yönünü daha görmeye imkân sağlıyor. Uyar’ın şair kimliğinin yanında, kendisi kabul etmese de, “eleştir¬men” gibi yazdığını Bir Şiirden sayesinde görmüştük. Elele Okuyalım’da bir araya getirilen yazılar ise, Uyar’ın yayın dünyasını neredeyse günü gününe takip eden “sıkı okur” olduğunu gösteriyor.


14. Denizden Yansıyan – Joseph Conrad

“En çarpıcı nesir kesinlikle onun kaleminden çıkmıştır.”

T. E. LAWRENCE

Joseph Conrad, Denizden Yansıyan’ın başına 1919’da eklediği açıklamada şöyle yazar: “Bu kitapta birçok şey içtenlikle açığa vurulmakta, ortaya dökülmektedir. (…) sevginin hazlarıyla ve elemleriyle dolu dolu yaşanmış denizle ilişkimi bütün çıplaklığıyla ve son bir itirafın açık sözlülüğüyle gözler önünde sermeyi denedim.”

Yazarın denizci hayatında yaşadığı sıra dışı olaylara, anekdotlara yer veren bu eser, okyanusları, fırtınaları, boğazları, ilginç şahsiyetli kaptanları, tehlikeli seferleri, maceraları ve kendisinin bir denizci olarak gelişimini anlatıyor. Bununla birlikte denizcilik hakkında son derece ilginç bilgiler veriyor. Zira Denizden Yansıyan, yelkenli gemilere yönelik tutkulu bir övgü olarak da okunabilir. Nitekim denizcilikle ilgili kitap, yazı ve çevirileriyle tanınan çevirmen Ömer Bozkurt, sunuş yazısında şu sözlere yer veriyor: “Conrad, duyarlı varlıklar saydığı ve kişilik atfettiği gemileri, ya da yorgun gemileri ve hayırsız gemileri –tembel, su alan, denize uygun olmayan tekneler, dümen dinlemeyenler, canı çektiği gibi davrananlar, inatçılar, genelde yöneltilemeyen gemileri– olağanüstü bir nüfuzla, duyarlılıkla ve ozansı bir bakış ve ifadeyle işliyor.”

Conrad’ın yirmi yıllık denizcilik hayatında yaşadıklarını engin bilgisi ışığında, bir romancı üslubuyla anlatan Denizden Yansıyan: Anılar, İzlenimler, Ömer Bozkurt’un kapsamlı sunuş yazısı ve özellikle denizcilik terimleriyle ilgili ayrıntılı dipnotları eşliğinde, benzersiz bir edebiyat şöleni sunuyor.

“Yazarların en kendine özgü olanıdır. Başka bir yazarınkine benzeyen çok az şey yazmıştır.”

– IAN WATTS-


15. Kobay Fareleri – Ludvík Vaculík

Devlet Bankası çalışanı Vašek sıkıcı hayatından uzaklaşmak için birkaç kobay faresiyle arkadaşlık etmeye başlarsa neler olur? Vašek, Devlet Bankası’nda çalışan kâtiplerden biridir; iki çocuğu ve eşiyle sıradan bir hayat sürmektedir. Günlerden bir gün, bankadaki iş arkadaşlarından birinin, evinde kobay faresi beslediğini öğrenir ve hem yaramaz iki oğlu hem de kendisi oyalansın diye eve birkaç kobay faresi alır. Sonra neler mi oluyor? Bilme arzusu tarafından ele geçirilen Vašek, kobay farelerinin zekâlarını, dayanıklılıklarını ve karar mekanizmalarını anlamaya çalıştığı, çok tartışılacak yöntemler kullandığı deneylerine başlıyor.

1968 yılında Prag Baharı sırasında özgürlük manifestosunu yazan Çek yazar ve gazeteci Ludvík Vaculík, okuru, sıradan yaşamlarına devam ederken aniden ortaya çıkabilecek güç mücadelelerinin ve bilme arzusunun sınırlarını keşfetmeye çağırıyor.


16. İlkbahar Selleri – İvan Sergeyeviç Turgenyev

İletişim Yayınları, Murat Belge yönetiminde edebiyat klasikleri yayımlamaya devam ediyor. İletişim Klasikleri dizisinden çıkan kitaplar, edebiyata karşı sorumluluğu okuma zevkiyle buluşturan bir anlayışla hazırlanıyor. Eserler orijinal dillerinden ve tam metin çevirileriyle yayıma hazırlanırken, ana metne eşlik eden ve yetkin isimlerin yazdığı önsöz ve sonsözlere yer veriliyor. Ayrıca her kitabın başında, yazarın hayatına ve yaşadığı döneme ışık tutan bir kronoloji bulunuyor. İletişim Klasikleri’nin içeriği eserin ilk baskı kapağı, el yazmasından örnek sayfalar, haritalar ve özel çizimlerle zenginleştiriliyor. Diziye özel olarak hazırlanan kapak tasarımında ise, resim tarihinden özenle seçilmiş görseller kullanılıyor. Zengin bir içerikle hazırlanan İletişim Klasikleri dizisi, güvenilir ve özenli  bir edisyonla okurla buluşurken, alanında referans kaynaklar sunuyor.


17. Varoşçuluk – Oscar ZarateRichard Appignanesi

Camus, “Hayatın, yaşanması için bir anlamı olmak zorunda mıdır?” diye sorar ve absürdü varoluşçuluğun merkezine yerleştirir. Sartre, varoluşçuluğun tüm felsefe içinde “rezalete en az elverişli ve teknik olarak kuru” bir öğreti olduğunu söyler.

Peki, varoluşçu felsefeyi ve filozofları anlamak sadece ıstırap, çaresizlik, abeslik ya da anlamsızlıktan mı ibarettir?

Bu kitapta hayır. Richard Appignanesi, felsefenin belki de en karmaşık alanını eğlenceli anlatımı ve Oscar Zarate’nin çizimleriyle adeta bir çizgi romana dönüştürüyor ve varoluşçu felsefenin tarihini Kierkegaard, Husserl ve Nietzsche’den Nazizm ve Soğuk Savaş’a dek sürüyor.


18. Öfke – Blandina Franco / Jose Carlos Lollo

Çalışmaları pek çok ödüle değer görülen Brezilyalı yazar Blandina Franco ve illüstratör José Carlos Lollo ikilisinden, öfke duygusu ve kontrolü üzerine evrensel bir öykü.

Öfke gibi son derece kuvvetli ve yıkıcı bir duyguyu çarpıcı bir hikâyenin merkezine taşıyan Öfke, günümüz dünyasının en önemli sorunlarından birini yalın bir dil ve stilize resimler eşliğinde anlatıyor.

Özgün metninin yanı sıra siyah-beyaz minimal çizgileriyle öne çıkan Öfke, insan ruhunu esir alan öfke hissini kırmızı renkle vurgulayarak, öykünün akışı ile gittikçe büyüyen, ele avuca sığmaz bir virüs olarak yansıtıyor.

Başlangıçta ufacık tefecik minik bir öfkeydi. Bir köşede durur, kendi kendini yer bitirirdi. Çok geçmeden başka şeylerden beslenmeye başladı. Zamanla büyüdü, büyüdü ve kocaman oldu. En sonunda kendi içine sığamadı ve patladı! Öfke, hem kör, hem sağır, hem de dilsiz olmuştu. Bu karmaşayı gidermenin bir yolu olmalıydı…

Doruk noktasına ulaştığında, büyük bir galeyana, aşırı hiddete, hatta korkunç bir gazaba dönüşebilecek öfke duygusuyla başa çıkabilmenin tek yolunun sağduyudan geçtiğine vurgu yapan Blandina Franco ve José Carlos Lollo ikilisi, bu resimli kitapla öfkenin insan ruhunu nasıl köreltebileceğini gösteriyor.

Çocukların ebeveynleriyle birlikte okuyarak çok şey öğrenecekleri, öfke kontrolünü yitiren yetişkinlerin ise başuçlarından eksik etmek istemeyecekleri bu etkileyici kitap, öfkenin, önyargı, şüphe, bencillik, kıskançlık ve tahammülsüzlük gibi diğer hislerden nasıl olumsuz etkilenebileceğini gözler önüne seriyor.


19. Sevgilim Katil – Sevinç Yavuz

Yaşaması gerekenler yaşayacak, bedelini kim öderse ödesin.

Kayıp bir fotoğrafçı… Karısını aldatan bir mühendis… Vahşi bir cinayetin ardından yalnızca parçaları bulunan üniversite öğrencisi genç bir kız… Bütün bu gizemli olayları araştırmakla yükümlü Cinayet Masası Şefi Nusret’in kanlı bir bulmacanın tam ortasında kalışı…

Sevinç Yavuz, iç içe geçen hikâyelerle Hitler Almanyası, bilim ve DNA yardımıyla ari ırk yaratma ideali, devlet destekli organ mafyaları gibi unsurları birleştirerek, gerçekle kurgu, arasındaki sırrın ortağı olan okuyucusuna, gizem ve gerilimin sonuna kadar korunduğu bir polisiye roman örneği sunuyor.

Sevgili Katilim’in sorduğu en önemli soru şu: Ya dünyanın başka bir yerindeki zengin ve güçlü bir insanın yedek organ bankasıysak?


20. Edebiyat Üzerine – George Orwell

Eserlerinde gerçek yaşamın çetin çelişkilerini, çarpıklık ve zorluklarını yansıtma cesaretini gösteren George Orwell, Edebiyat Üzerine’de bu kez edebiyat dünyasının içyüzünü gözler önüne seriyor. Hayvan Çiftliği’nin yazım sürecinden kitabın yayıncılar tarafından ilk etapta neden ve nasıl reddedildiğine, mevcut edebiyat eleştirilerinin niteliğinden yeni kelimeler türetme imkânlarına, Tolstoy’dan James Joyce’a pek çok konu ve kişi hakkında kalem oynatırken tarihi ve edebi bir kılavuz sunuyor.

Dönemin sanat akımlarına, önde gelen eserlerine, edebi tartışmalarına ve siyaset- edebiyat ilişkisine odaklanan, iktidar karşısında entelektüelin ikilemlerini ele alan ya da “Kitaplar çok mu pahalı?” başlıklı bir tartışmaya taraf kılan çok yönlü bir derleme.

Edebiyat dehlizlerinde gezinmekten keyif alan okurlar için…

Ne Okuyorum? ekibinin kolektif paylaşımlarının hesabıdır. Arkasında sadece bir kişi yoktur. Bir fikir vardır! Hiç!