Fuar Ajandası: Tudem Yayın Grubu

37. Uluslararası İstanbul Kitap Fuarı boyunca, size uğramanızı tavsiye ettiğimiz yayınevlerini önereceğiz.

İlk öneri yayınevimiz ise Tudem Yayın Grubu. Bünyesinde Desen, DeliDolu, Tudem Edebiyat başta olmak üzere 8 farklı markayı barındıran Tudem Grubu, ortaya koyduğu geniş kitap yelpazesiyle keşfedilmeyi ve zaman ayrılmayı hak ediyor.

Sizlere fuar için 10 kitaptan oluşan kısa bir kitap listesi de sunuyoruz:

 


1. Fare ile Dağ – Antonio Gramsci

Naif öyküsü, stilize resimleri ve farklı tasarımıyla dikkat çeken Fare ile Dağ, 20. yüzyılın en önemli entelektüellerinden Antonio Gramsci’nin, eşine yazdığı 1 Haziran 1931 tarihli mektuptan yola çıkılarak uyarlanmış özel bir kitap.

Türkçedeki “Komşu komşu!” tekerlemesini andıran Fare ile Dağ, savaş nedeniyle doğası tahrip olmuş bir köyün dayanışmasını ve elbirliğiyle yeniden eski bereketli günlerine dönme mücadelesini konu ediniyor.

Desen tarafından ilk kez Türkçede yayımlanan Fare ile Dağ, alışılmışın dışındaki ölçüleri, yukarıdan açılan kapağı ve dikey resimleriyle her yaştan kitapsever için sıradışı bir okuma deneyimi sunuyor.

Antonio Gramsci’nin, çocuklarına anlatması için karısı Gulia’ya yazdığı mektuplardan birinde söz ettiği bir halk masalına dayanan Fare ile Dağ’da, bir çocuk uyumaktadır. Yanında, hemen uyandığında içmesi için büyük bir bardak süt vardır. Fakat çocuk uyurken, sütü fare içer. Çocuk uyanıp da sütü bulamayınca ağlar; buna üzülen fare süt bulabilmek için keçiye gider. Keçi de ona yiyecek ot bulabilirse süt verebileceğini söyler. Fare bu sefer ot bulabilmek için kırlara doğru yola koyulur, ancak ne yazık ki kuraklıktan kavrulmuş otlak suya muhtaçtır. Bunu gören fare soluğu çeşmede alır. Savaşta viran olmuş çeşmedeki su ise günlerdir boşa akmaktadır… Acaba fare, tüm bu olumsuzluklara rağmen küçük çocuğa süt bulabilecek midir?

Savaşın tahripkâr etkilerinin doğaya yansımalarını çarpıcı bir üslupla betimleyen Fare ile Dağ, tabiat döngüsüne ve dayanışmanın önemine dikkat çekiyor.

Antonio Gramsci, doğaya duyarlı herkesi bu kitabı okumaya ve çocuklara anlatmaya davet ediyor…


2. Ormandan Çıkış – Brent Williams

Yazar, avukat ve hak savunucusu Brent Williams ile dünyaca ünlü çizer Korkut Öztekin’in imzasını taşıyan Ormandan Çıkış, modern çağın en önemli sorunlarından biri olanı depresyon üzerine cesaret ve ümit dolu bir grafik roman.

Ormandan Çıkış, Brent Williams’ın bizzat deneyimlediği depresyon ve kaygı bozukluğu sürecinde yaşadıklarını ve öğrendiklerini konu edinen sarsıcı bir öykü anlatıyor. RoboCop çizgi roman serisinin başçizeri Korkut Öztekin ise depresyonun insanda yarattığı “çıkış yok” hissiyatını usta işi görsellere yansıtıyor.

Geçtiğimiz nisan ayında Kendine Yardım Dalında IBPA Benjamin Franklin Ödülü Gümüş Madalya ile onurlandırılan Ormandan Çıkış, depresyondan mustarip kişilere ve onların yakınlarına rehberlik eden bilimsel içeriğiyle de farklılaşıyor.

Brent Williams, depresyonun karanlık ormanında yolunu kaybettiğinde, yaşamına, canlılığına ve gücüne dair her şeyin sonuna geldiğini düşünür. Williams’ın durumunu inkâr edişi ve kabullenişi, neşeyle derin melankolinin, çabayla yenilginin kol kola yürüdüğü inişli çıkışlı bir içsel mücadeleye dönüşür. Brent Williams’ın, yaşam yolunun tam ortasında karşısına çıkan bu büyük engeli aşabilmesi için öncelikle hayata yeniden tutunmayı öğrenmesi gerekmektedir…

Ormandan Çıkış, depresyonun nörolojik ve bilişsel kökenlerine dair araştırmaların yanı sıra toplumsal önyargılara da atıfta bulunarak çağımızın en yaygın sorununu anlamaya ve anlatmaya yöneliyor. Etkileyici çizimleriyle depresyonun karanlık ormanını okur için görünür kılan Korkut Öztekin ise hikâyenin gerçekçiliğini ve dinamikliğini artırıyor.

Grafik roman meraklılarının yanı sıra sosyoloji ve psikoloji alanında çalışmalar yapan akademisyenler, uzmanlar ve hekimler tarafından büyük övgüyle karşılanan Ormandan Çıkış, zamanın ötesine taşan öyküsü ve hayatın içinden kahramanlarıyla ruhunu ormanın karanlıklarında yitirdiğini düşünenlere yeni yollar, yeni çıkışlar sunuyor.


3. Okuma Üzerine Yakın Okumalar

Okuma Üzerine Yakın Okumalar; Zadie Smith’ten Tim Parks’a, on bir farklı yazar, yayıncı, akademisyen ve araştırmacının okuma üzerine kaleme aldıkları yazılardan oluşan çok katmanlı bir derleme.

Okumayı seven, okumanın insana neler kattığını anlatmakta kimi zaman zorlanan her yaştan kitapseverin ilgisini çekecek bu zihin açıcı kitap, okuru kendi okuma serüveni üzerine düşündürürken yönelttiği sorularla görüş alanını genişletiyor.

Delidolu’nun kurmaca dışı kitaplar koleksiyonunda yerini alan Okuma Üzerine Yakın Okumalar, dizinin “Okumak” başlıklı alt temasının da üçüncü halkası.

“Metnin varlığı sessiz bir varlıktır, bir okur tarafından okunana kadar sessizliğini korur. Metin, ancak hünerli bir çift göz kâğıdın üzerindeki işaretlerle buluştuğunda hayat bulur. Yazılan her şey, okurun cömertliğine bağlıdır.”

İnsan hikâyelere ihtiyaç duyar. Kendi yaşam hikâyesini kurarken bireysel varoluşuna anlam kazandırmak, kendini tanımak, insan olarak sınırlarını, zihnin derinliklerini keşfetmek ister. Öteki yaşam deneyimlerini, başka zihinlerin kuytularında saklananları, bütünüyle yalnız olup olmadığını merak eder. İyi kitaplar, bu çetrefilli yolda kişiye yoldaş olduğu gibi incelmiş bir zevkin, hayal gücünün, maceranın, güzelliğin, düşünsel özgürlük ve derinliğin de kapılarını açarlar.

Okuma Üzerine Yakın Okumalar’da; okumanın ve edebiyatın hayat kurtarıcı ve ilham verici yönleri, entelektüel gelişime ve ruhsal duruma etkileri, bilişsel olarak zihinlerimizi nasıl dönüştürdüğü, okuma esnasında beynimizde neler olduğu, dijital çağda değişen okuma biçimleri gibi esaslı meseleler; kişisel deneyimler ve bilimsel araştırmalardan yola çıkılarak irdeleniyor.


4. Son Okur – Ricardo Piglia

Arjantinli yazar ve eleştirmen Ricardo Piglia’nın Son Okur adlı kitabı, okur olmanın değişik hallerine yakından bakmamıza olanak sağlayan bir metin.

Ricardo Piglia, farklı okur tipleri üzerinde durduğu bu kitabında, “pasif okur” algısını yerle bir ederek, okuru bir “eylem insanı” olarak yeniden kurguluyor.

Son Okur, edebiyatın en önemli varlık koşulu sayılan okuru, Kafka’dan Joyce’a, Borges’ten Che Guevara’ya uzanan bir yelpazeyi izleyerek, adım adım sorguluyor.

Delidolu’nun kurmaca dışı kitaplar koleksiyonunun yeni halkası Son Okur, dizinin “Okumak” başlıklı alt temasının da ilk kitabı.

Ricardo Piglia, “Her şeyin yazılmış olduğu, kitaba doymuş bir evrende bir kitap ancak yeniden ve farklı şekilde okunabilir” görüşünü savunarak kitabında ezeli ve ebedi son okur imgesine odaklanıyor. Peki kimdir bu son okur? Kör olana kadar okumayı bırakmayan Borges mi, tek isteği aralıksız okumak ve yazmak olan Kafka mı, çatışmaya beş kala ağaca çıkıp kitap okuyan Che Guevara mı? Yazar sevgililerinin metinlerinin son okuru olan ve büyük bir sadakatle yeniden yazan müstensih-kadınlar mı? Yoksa henüz belirsiz bir tekno-geleceğin şafağında, geçmişten tamamen kopmadan önünü görmeye çalışan biz “sıradan” okurlar mı?

“Borges’in, yüzünü bir kitaba yapıştırdığı ve sayfalardaki harflerin ne olduğunu sökmeye çalıştığı bir fotoğrafı vardır. Yazar Meksika Caddesi’ndeki Ulusal Kütüphane’nin yüksek tavanlı galerilerinden birindedir; çömelmiş ve bakışlarını açık sayfaya dikmiştir. O, tanıdığımız en inatçı okurlardan biridir. Görme yetisini okurken kaybettiğini hayal edebiliriz; yine de her şeye rağmen devam etmeye çalışır. Son okurun ilk imgesi bu olabilir: Hayatını okuyarak geçiren, lambanın ışığında gözlerini kör eden bir adam. “Ben şimdi gözlerimin artık göremediği sayfaların okuruyum.”


5. Fırçanın Ucundaki Hikâyeler – Dino Buzzati

Zamanın akışı karşısındaki çaresizliğimizin, huzursuz bekleyişlerin, tanıdık kâbusların ve yalnızlıkların usta anlatıcısı Dino Buzzati, Fırçanın Ucundaki Hikâyeler ile bu kez Ressamlar Kenti’nden sesleniyor okurlarına.

Yapıtlarıyla kendine özgü tekinsiz, gerçeküstü bir anlatı evreni kuran Buzzati’nin elli iki yıl boyunca gizlediği ressam kimliğini gün yüzüne çıkaran Fırçanın Ucundaki Hikâyeler, çok yönlü sanatçının ilk kez 1958 yılında Milano’da sergilediği resimlerine ve bu resimleri “tamamlayan” kısa ve birbirinden bağımsız anlatılara yer veriyor.

Türkçede ilk kez yayımlanan Fırçanın Ucundaki Hikâyeler’de Buzzati, gerçek ile hayal arasındaki sisli atmosfer içinde; zamanın önlenemez akışını, uzun yürüyüşlerin sonunda varılan hayal kırıklıklarını, kalelerin yalnızlığını, evlerin mahremiyetinde saklananları, davetsiz misafirlerin getirdiği tedirginliği, bürokratların ikiyüzlü ahlak anlayışlarını, kurban olduğu kadar kurban da eden kadınları, aşk ve tutkunun tehlikelerini yazı-resim ortaklığının getirdiği zengin anlatım olanaklarıyla sunuyor.

Buzzati’nin önceki yapıtlarında da görmeye alışık olduğumuz gerçeküstü ve esrarengiz ortamların, efsanevi olayların ve doğaüstü yaratıkların arzıendam ettikleri bu etkileyici kitap, özenli baskısı ve alışılmışın dışındaki boyutlarıyla koleksiyonerlerin ilgisini hak ediyor.

Lorenzo Viganò’nun kaleme aldığı önsöz ve kitabın sonunda yer alan Buzzati’ye ait yazı sayesinde, yazarın resme olan tutkusunu, yarım asır boyunca kendisini gizlemesinin nedenlerini, aldığı eleştiri ve yorumları da öğrenme imkânı veren Fırçanın Ucundaki Hikâyeler, İtalyanca edebiyatın bu önemli ismini çok daha yakından tanıma fırsatı sunuyor.


6. Sarı Duvar Kâğıdı – Charlotte Perkins Gilman

Birinci dalga feminist akımın önde gelen isimlerinden Charlotte Perkins Gilman’ın kaleme aldığı, Maria Brzozowska’nın resimlediği Sarı Duvar Kâğıdı, Delidolu’nun resimli kitaplar koleksiyonundaki yerini alıyor.

19. yüzyıl edebiyatının en önemli metinleri arasında gösterilen Sarı Duvar Kâğıdı, sinirsel buhranları nedeniyle sayfiye evinde “dinlenmeye çekilen” bir kadının toplumsal rollerin baskısı altında adım adım delirmesini anlatıyor.

Sanatsal çizimleri ve sert kapaklı özel baskısıyla koleksiyon değeri taşıyan bu sarsıcı öykü, şimdiye dek delilik üzerine yazılmış en kült eserlerden biri olarak anılıyor. 

Feminist edebiyatın kilometre taşlarından Sarı Duvar Kâğıdı, doğumdan sonra yaşadığı sinirsel buhranları yüzünden hekim olan eşinin tavsiyesiyle dinlenmeye çekildiği yazlık malikânede, kocasının ve görümcesinin kontrol ve baskılarına rağmen gizlice yazı yazmaya çalışan ve kaldığı odadaki sarı duvar kâğıdının deseninden yola çıkarak halüsinasyonlar görmeye ve delirmeye başlayan bir kadının hikâyesini anlatıyor.

Toplum içerisinde keskin biçimde ayrılmış olan kadın erkek rollerini eleştiren Sarı Duvar Kâğıdı, aynı zamanda ruhsal olarak “hasta” olduğu gerekçesiyle okumaktan ve yazı yazmaktan alıkoyularak eve hapsedilen kadın imgesini temsil ediyor.

Charlotte Perkins Gilman’ın, sayısız farklı dile çevrilen; resim, görsel sanatlar gibi pek çok modern yapıta esin kaynağı olan; birçok kez tiyatro ve sinemaya da uyarlanan bu ölümsüz eseri, Başak Çaka’nın titiz ve dönemin ruhunu yansıtan özenli çevirisiyle yeniden okurlarla buluşuyor.


7. Gezegen 8 – Doris Lessing

Gezegen 8, 2007 Nobel Edebiyat Ödülü sahibi Doris Lessing’in, fantezi ve felsefeyi harmanlayan politik bilimkurgu başyapıtı “Argos’taki Kanopus Arşivleri” dizisinin dördüncü cildi.

Lessing’in, Antarktika’nın keşfine duyduğu hayranlığın bir yansıması olan Gezegen 8, buzul çağını deneyimleyen bir halkın yaşadıklarını, destansı bir hayatta kalma mücadelesine dönüştürüyor.

Minimalist müziğin öncülerinden Philip Glass tarafından aynı adla operaya da uyarlanan Gezegen 8, kutsal kitaplardaki hikâyeleri anımsatan öyküsü ve iddialı savlarıyla bilimkurgu türünün kilometre taşları arasında gösteriliyor.

Engin Kanopus İmparatorluğu’nun küçük kolonilerinden Gezegen 8, evrendeki beklenmedik dizilimler yüzünden iklimini tamamen değiştirecek büyük bir tehlike ile karşı karşıyadır. Gezegende ansızın bir buzul çağı hüküm sürmeye başlar. Zora düşen Gezegen 8’in yardımına koşması muhtemel bir başka gezegen ise elbette Rohanda, yani Dünya’dan başkası değildir. Gezegenler arasında kurulacak olası bir bağ, iki kültürü derinden etkileyecek olaylara da gebedir. Tabii birleşim gerçekleşebilirse…

Şikeste ile başlattığı “öznel dünya tarihini” Gezegen 8 ile Buz Devri’ne taşıyan Doris Lessing, ümit vadeden toprakların bile, beklenmedik olaylar yüzünden nasıl bir anda altüst olabileceğini gözler önüne seren, epik bir hikâye anlatıyor.

Lessing’in şiirsel, ağıtvari üslubunun ön plana çıktığı romanın son bölümünde yer alan yaklaşık 30 sayfalık sonsöz, “Argos’taki Kanapos Arşivleri” dizisinin üçüncü ve dördüncü halkalarında bahsi geçen bazı üzeri örtülü konulara da açıklık getirerek okurların merakını gideriyor.


8. Ağustosböceği – Shaun Tan

Dünyaca ünlü illüstratör ve yazar Shaun Tan’in son kitabı Ağustosböceği, büyükşehirde tutunabilmek için tek çaresi çalışmak olan modern zaman insanının hayatından çarpıcı bir kesit sunuyor.

Çalışma yaşamının esiri hâline dönüşen insanların yaşadığı kaybolmuşluk ve sıkışmışlık hislerini plaza çalışanına dönüştürdüğü ağustosböceği metaforuyla anlatan Tan, yarattığı tanıdık dünya ile okurlarını can evinden vuruyor. İş dünyasının acımasızlığına dem vuran Shaun Tan, insanın yeteneklerini takdir etmeyen, gelişmesi yönünde onu teşvik etmeyen, herkesi tektipleştiren işveren politikalarını eleştiriyor.

Ağustosböceği, 17 yıldır yüksek bir binada veri giriş memuru olarak çalışmaktadır. Tüm bu yıllar boyunca ofisteki insan-çalışanların zorbalıklarına, kötü davranışlarına maruz kalmış, onların yapamadıkları işlere koşturmuş, sürekli çalışıp didinmiş ancak hiçbir zaman hak ettiği takdiri, övgüyü ve terfiyi alamamıştır. Nihayet emekli olma zamanı gelmiştir. Geride ne bir evi ne de birikmiş parası olan Ağustosböceği için özgürlüğe kanat çırpma vaktidir…

Her yapıtıyla kitapseverleri şaşırtmayı başaran Shaun Tan Ağustosböceği’yle yine dehasını konuşturuyor.


9. Islak Burun – Andy Mulligan

25 dile çevrilen ve sinemaya uyarlanan Çöplük kitabının yazarı Andy Mulligan’ın yeni romanı Islak Burun, olağanüstü kurgusu ve inişli çıkışlı hikâyesiyle son yılların en özgün, dokunaklı ve çarpıcı eserlerinden biri.

Yediden yetmişe, okuyan herkesi etkisi altında bırakacak bu etkileyici kitap, Örümcek adındaki yavru bir köpek ile onu sahiplenen on bir yaşındaki Tom’un, büyüme sancıları, kişilik çatışmaları ve ayrılıklarla sınanan sevgi dolu arkadaşlık hikâyesini anlatıyor.

Derin felsefi düşünceleri ve güçlü duyguları, son derece naif bir metinde buluşturan Mulligan, hikâyesini yavru bir köpeğin gözünden aktararak çağdaş bir fabla imza atıyor.

Tom, annesinin eksikliği, babasının yaşadığı ekonomik sıkıntılar ve bursla kazandığı yeni özel okula uyum süreci yüzünden zor günler geçiren, küçük bir çocuktur. Fakat babasının ona hediye ettiği küçük köpeği görünce dünyalar onun olur: Hayatındaki eksiklikleri dolduracak en yakın dostunu nihayet bulmuştur. Adını Örümcek koyduğu bu yavru köpeğin, yaşadığı zorluklara göğüs germesinde kendisine dayanak olacağını düşünür. Örümcek çok özel bir köpektir. Acayip meraklıdır ve bu yüzden önüne gelen herkesle konuşur. Ve sonunda bu merakı –ve elbette, kedilere inanması– yüzünden, tatsız bir olaya karışarak evden kaçar. Kısa süre sonra gerçekleri anlayıp geri dönmek istediğinde ise iş işten geçmiş olur. Örümcek kaybolmuştur. Neyse ki ne Tom’un de ne Örümcek’in birbirlerini aramaktan vazgeçmeye niyeti vardır…

Tom’un ve Örümcek’in içtenlikli hikâyesi ile okurların kalbine dokunan bu duygu yüklü kitap, büyümenin eşiğindeki iki yalnız ruhun, bin bir zorlukla ve macerayla imtihan edilen sıradışı dostluğuna tanıklık ettiriyor.

Hayvanları sevmenin ve onları sahiplenmenin insan hayatına kattığı manevi güzellikleri gözler önüne seren Islak Burun, evrensel temalara göndermelerde bulunan hikâyesinin satır aralarında, kişilik çatışması, kimlik karmaşası gibi önemli kavramlara değinerek okurları çeşitli felsefi düşüncelere sürüklüyor.

“Birini seviyorsan, onu sonsuza dek beklersin. Çünkü o olmadan, kendini eksik hissedersin…”


10. Nasıl Yaşıyoruz ve Nasıl Yaşayabiliriz? – William Morris

Herkes için özgür, adil, eşitlikçi bir dünya mümkün!

Delidolu’nun “Ne Yapmalı?” adlı kurmaca dışı kitaplar dizisinin yeni kitabı Nasıl Yaşıyoruz ve Nasıl Yaşayabiliriz?, görsel sanatlar ve tasarım tarihinin en etkili isimlerinden biri olan William Morris’in daha iyi bir dünya hayalini okurlarla buluşturan antikapitalist bir manifesto.

Aslında bir konuşma metni olan ve ilk kez 1887 yılında yazıya dökülen Nasıl Yaşıyoruz ve Nasıl Yaşayabiliriz?, sanat, toplum, ekonomi üzerine analizler ve gündelik yaşamdan örneklerle kapsamlı bir kapitalizm eleştirisi sunuyor.

Uluslararası çalışmalarıyla adından övgüyle bahsettiren illüstratör ve akademisyen Korkut Öztekin’in farklı teknikleri bir araya getirerek resimlediği Nasıl Yaşıyoruz ve Nasıl Yaşayabiliriz?, günümüzün tüketim ve rekabet odaklı kapitalist düzenini alt etmenin tek yolu olarak sınıf devrimine işaret ediyor.

Çalışma hayatınızı boş zamanınızdan ayrı düşünebilir misiniz? Ya üretim biçiminizi? Neleri kim için ürettiğinizi, ürettiklerinizin ve emeğinizin ne kadarına sahip olabildiğinizi? Güzel olduğunu varsaydığınız bir çevrede, doğayla tehlikeli bir egemenlik ilişkisi kurmadan, teknoloji ve makinelerin esiri olmadan, eşit, adil, savaşsız ve özgür bir toplumda yaşamak; yalnızca tüketerek veya başkaları için üreterek değil, istediğiniz şeyleri keyifle, kendiniz için üreterek, insanca bir ömür sürmek mümkün mü? William Morris’in bu sorulara bir yanıtı ve herkese bir daveti var: sınıf mücadelesi.

Nasıl Yaşıyoruz ve Nasıl Yaşayabiliriz?, içinde yaşadığı topluma karşı sorumluluk hisseden herkes için zihin açıcı, cesur bir kılavuz.


 

Ne Okuyorum? ekibinin kolektif paylaşımlarının hesabıdır. Arkasında sadece bir kişi yoktur. Bir fikir vardır! Hiç!