Gerçeği büken adam Max Blecher

Edebiyatta metinler arası ilişkilendirmeler işlenen konuya sihir katılmış hissi uyandırıyor. Alıntı ve/veya atıfların verdiği heyecan edebiyatın ne kadar güçlü ve gizemli bir fenomen olduğunu gösteriyor. Bu öyle bir giz ve güç ki, zaman-mekân farkı ortadan kalkıyor; yıllar, mesafeler önemini yitiriyor. Bir örnekle detaylandıralım:

William Shakespeare’in (1564-1616) Fırtına isimli oyununun ana karakterlerinden olan Prospero Milano düküdür. İktidar mücadelesinde onu saf dışı bırakan kardeşi tarafından bir adaya sürgün edilir. On iki yıl kaldığı adada sihirli güçleri aracılığıyla kontrolü altında tuttuğu ada yerlisi Caliban’ı eğitmeye çalışır. Prospero, on iki yıl sonunda adadan ayrılırken sihirli asasını ve kitaplarını gömer. Bu yazıya konu olan eser o kitapların bir izdüşümü diyebiliriz. Zira eserin ilk sayfasına Prospero’nun gömdüğü kitaplardan mülhem, “Prospero’nun kayıp kitaplarından mahrum kalan insanlığın kendi rüyalarını (ütopya), kâbuslarını (distopya), hayallerini (fantastik) ve geleceğini (bilimkurgu) yazmaktan başka çaresi kalmamıştır artık.” notunu düşen yayınevi, şimdilik iki adet olan seriyi “Prospero Kitaplığı” olarak adlandırmış.

Jaguar Kitap tarafından yayınlanan Acil Gerçekdışılıkta Maceralar’ı Max Blecher (1909-1938) kaleme almış. Yüz elli iki sayfalık kitabın çevirisi Suat Kemal Angı’ya ait. Kitabın yayına hazırlanışında da dikkat edildiği üzere, metni daha iyi değerlendirmek için yazara dair bilgi sahibi olmakta fayda var. Romana geçmeden önce yazar ve metinle ilgili bir çevirmen notu ve iki makale bulunuyor. Bu üç yazı okuyucuyu romanın özgün atmosferine hazırlıyor.

Romanya doğumlu bir Yahudi olan Max Blecher genç yaşta hayata veda etmiş bir yazardır. Küçüklüğünden beri hassas, hatta hastalıklı bir bünyeye sahiptir. On dokuzunda yakalandığı ağır hastalık (pott-omurilik tüberkülozu) nedeniyle eğitimini de yarıda bırakarak tedavi için Paris’e gitmiş ve öldüğü yıl olan 1938’e kadar hastalıkla mücadele etmiştir. En önemli eseri olan Acil Gerçekdışılıkta Maceralar ilk basıldığında (1936) olduğu gibi sonraki basımlarda da pek önemsenmemiş bir başyapıttır.

Eserde yazarın yaşadıklarının izleri baskın olarak görülüyor. Özellikle hastalığının ruhunda bıraktığı derin yaranın metin sayesinde bugün bile kapanmadığını söyleyebiliriz. Son derece kasvetli bir dili var Max Blecher’ın. Kasvetli ama bir o kadar da duygusal bir dil. Kullandığı kelimeleri ruhunu kazıyarak çıkartıyor, kurduğu cümleleri canından kopartarak oluşturuyor sanki. Daha ilginci, bu işi zorlanmadan ve okuyucuyu zorlamadan yapıyor. Ben anlatım tekniğinin iç monolog yöntemiyle uygulandığı romanı bir ayna olarak değerlendirebiliriz. Max Blecher’ın bilinçaltını yansıtan bu ayna, romanda gördüğümüz yer yer sırı kaybolmuş aynayla aynı özelliklere sahip. Aynanın özelliğini yitirmesi çok dert değil çünkü hayatın akışı görüntülerdeki eksikliklerin tuhaf bir tamamlayıcısı oluyor. Mekân olarak doğup büyüdüğü küçük kasabayı seçen yazar, zaman olarak yaşadığı dönem içinde geziniyor. Romanda oldukça belirgin şekilde betimlenen mekân soyutlanmış bir dünya oluşturuyor. Nispeten belirsiz işlenen zaman ise yazarın çocukluğu ve gençliğine nostaljik bakışlar atan bir unsur hâline geliyor. Yazar, gerçeğin içinde ama gerçekten soyutlayarak yaşadığı kendi gerçekliğini okuyucuya gerçekdışılık olarak sunuyor.

Metin çok fazla psikanalitik öge barındırıyor. Öyle ki, çözümlemeye kalksa psikanalizm kördüğüm olur. Bu bağlamda Max Blecher’ın yazdıklarını gerçekliğin kurgulanışı olduğu kadar ‘itiraf’ olarak okumak da mümkün. Kısacık hayata ve bütün bu itiraflara rağmen alt metin yazarın her şeyi anlatmadığını söylüyor. Sık sık çocukluk anılarına dönüyor yazar. Metinde yazarın ergenlik dönemi, kriz nöbetleri ve cinsellik önemli bir yer tutuyor. Karakterin hassaslığı yaşadığı her olayı bir travma olarak kaydetmesine yol açmış. Bu travmalar başkahramanın çift karakterlilik ya da karakter bölünmesi gibi sorunlar yaşamasına yol açıyor. Yazıda yaşamın travmatik etkileri, dış dünyaya dair betimlemeler ve iç dünyayı coşturan imgeler ne kadar keskin ise durum ya da olaylar arasındaki geçişler o kadar belirsiz. Sanırım kitap ismindeki ‘macera’ kısmı buraya tekabül ediyor. Hiç durmayan bir düşün dünyasında gezinen hassas bir ruha sahip hasta bir insan. Hayatın durağan hâli Max Blecher’ın zihninde dalgalı bir okyanusa dönüşüyor.

Acil Gerçekdışılıkta Maceralar psikolojik açıdan da çok boyutlu bir metin. Nihilizmi, sadizmi hatta mazoşizmi bir arada görmek mümkün. Buradaki psikolojik boyut hem edebi hem de felsefi özellik katıyor romana. Anlatıdaki pesimist form her an kötü bir şey olacakmış hissi oluşturuyor fakat yazar bütün negatif tutum ve boşvermişliğinin içinden nahif bir yol bulmayı beceriyor. Bunu bir istek ya da umutla yaptığı söylenemez. Melankolik bir determinizm (ya da fatalizm) sızıyor satır aralarından. Yazar, icat ettiği bu son derece kırılgan yoldan okuyucunun içine geçiyor adeta. Okuyucu ise farkında olmadan melankolik bir varoluş sancısının ortasına düşüyor.

Hayatı oldukça zor geçen Max Blecher yazının içine öyle sirayet etmiş ki, okuma esnasında karşınızda bizatihi kendisi duruyor hissine kapılıyorsunuz. Diğer yandan hem semantik hem de psikolojik açıdan oldukça karmaşık olan metnin akıcılığı insanı hayrete düşürüyor. Yazar içsel gerilimlerini soyut ve somutu sentezleyerek aktarıyor. Bu bağlamda çok zengin bir imgelem dünyası kuran Blecher, soyutu somutlaştırırken somutu soyutlaştırarak metni sanatsal açıdan yukarılara çıkarıyor. Kitaba ismini veren ‘gerçekdışılık’ da tam buraya tekabül ediyor diyebiliriz. Yazar, yaşadığı hayatın gerçekliğinin zihninde dolayımlanarak dönüştüğü gerçekdışılığı romanlaştırmış. Gerçeğin metin üzerindeki bu dönüşümü esere estetik bir boyut kazandırmış. Okuyucu kendini çok kapılı ve tüm kapıları açık bir alanda dönen bir platformun üzerinde buluyor. Her kapıda başka bir manzara var ve görüntülerin birbiriyle bağlantısı metafizik boyutta gerçekleşiyor. Anlamı yakalamak için, romandaki gerçekdışılığı gerçeküstücülük ile karıştırmamaya dikkat edilmesinin önemli bir husus olduğunu belirtmek gerekiyor. Acil Gerçekdışılıkta Maceralar gerçekten çok çarpıcı bir roman. Son olarak, zamanın hızla akışı, ölümün kendini göstere göstere gelişi ya da zihnin durmadan muhayyel işleyişi metindeki ‘acil’liğin karşılığı olabilir. Nihai sonuca yazarın kendi gerçeğinin dışında okuyucu karar verecektir.

  • Acil Gerçekdışılıkta Maceralar – Max Blecher
  • Jaguar Kitap – Roman
  • 152 sayfa
  • Çeviri: Suat Kemal Angı