Hasan Ali Toptaş’ın Harfleri ve Sesleri Üzerine

Dünyanın Hikâyelerden İbaret Olduğunu Düşünen Hasan Ali Toptaş’ın Harfleri ve Sesleri Üzerine

Geçmiş Şimdi Gelecek adlı kitabıyla tanıştığım, 2016 senesinde Kuşlar Yasına Gider adlı kitabıyla çokça adını duyduğumuz Hasan Ali Toptaş’ın kaleme aldığı denemeler, 2007 yılında Harfler ve Notalar adıyla okurlarıyla buluşmuş. Geç bir tanışma yaşamış olsam da bu tanışmadan kalan tüm birikimleri ayrıntılarıyla aktarmaya çalışacağım. Kitabı okumamış olanlar aşırı ayrıntıda boğabilir, şimdiden söyleyeyim. Harfler ve Notalar, “yazmayı ve okumayı kendine dert edenler” için bir başyapıt sayılabilecek, içerisinden çok güzel bir okuma listesi çıkarılabilecek ve güzel bir yol izlenebilecek niteliklere sahip. Deneme demeye gönlüm razı değil, Hasan Ali Toptaş’ın denemeleri bile hikâye niteliği taşıyor.

Harfler ve Notalar, 28 denemeden oluşuyor. Bir kitapta adımlarını yeterince takip ettiğimiz sürece birçok yönüyle yazarı keşfedebiliriz. Hasan Ali Toptaş’ı bu kitabında daha çok okuyucu ve yazar kişiliği arasında görüyoruz. Birinci denemesi ile başlayayım: “Okuyana Mektup” adlı denemesiyle okuyucusuna Sait Faik’in herhangi bir öyküsünden gelen bir ses gibi, “Hişt! Hişt!”1 sesi geliyor. Okura sesleniyor:

“Sana mektup yazmak bugüne kadar aklımın ucundan bile geçmemişti.”

Hatta bu denemede okuyucusuna “Zaten masaya oturmadan önce benim yapmam gereken en önemli iş seni unutmaktır biliyorsun. Unutmazsam asla yazamam çünkü elimde kalem, öylece kalakalırım kâğıdın başında.”  Hasan Ali Toptaş’ın okuyucu ile yazar arasındaki mesafeye atıf yapması duruşunu sergiliyor ve kendisi için “Sen de, abartılacak kadar sıradan bir hayat yaşayan bu adamı bilme bence.”

İkinci denemesi: “Kafka İle Konuşmalar”. Hasan Ali Toptaş, kendisi için olan “doğunun Kafka’sı” benzetmesini ne kadar reddetse de veya bazı yerlerde halamın oğlu dese de bu denemesi ve kitabın birçok yerinde Franz Kafka’nın anılması, bana birçok kez daha hatırlattı bu benzetmeyi. Kafka’nın öyküsünü arayan hatta Gustav Janouch’un Kafka ile Konuşmalar2 kitabı için “…ne zaman elime alsam, Kafka’yla Janouch değil de ben konuşuyorum sanki.” diyen yazarın kendi kitabı Harfler ve Notalar’ı için Hasan Ali Toptaş ile konuşmalarımız demek anlamsız durmaz.

Üçüncü denemesi: “Metinler ve Kusurlar”

“Bir metnin içinde yürümeye başladığımda, çoğu zaman bir kusur bulmayı değil, bir kusurla karşılaşmayı arzu ederim.”

Hasan Ali Toptaş’a göre kusur birçok şekilde ifade edilmiş, en çarpıcı olanı ise denemede ufak bir şekilde bahsettiği kendi kasabasının en iyi terzisi Hüsam’ın dediği gibi, “Hesaplanmış kusurda aklın izi, kusursuzluktakinden daha derindir.”  Tezini daha çok benimsemiştir.

Dördüncü denemesi: “Kalûbeladan Beri”

Kalûbela, Arapça “Evet dediler” anlamına geliyormuş. Hasan Ali Toptaş’ın kullanmak istediği anlam yaratıldığımızdan beri anlamına geliyor diyebilirim. Deneme, yazarın kendi hikâyeciliğinden başlıyor. Bir hikâye nasıl olmalı sorusuna ve Anton Çehov’un tüfek benzetmesi kadar meşhur olan bir benzetme olan: “Tıpkı bir buzdağı gibi olmalı ancak sekizde biri görünmeli” cümlesi kullanılırmış ve ilk kimin söylediği bilinmiyormuş. Hikâye nasıl yazılmalı sorusuna ise önce Nurdan Gürbilek tarafından yayına hazırlanan Son Bakışta Aşk’ın “Hikâye Anlatıcısı”3 bölümündeki Yunanların ilk hikâyecisi sayılan Herodotos’un bir hikâyesine ve Walter Benjamin ve Montaigne’in bakış açılarıyla yazmış. Denemenin sonunda ise, Hasan Ali Toptaş bence günümüz yazarlarına tokat gibi bir cümle kurmuş: “Sevgili çocuklar, hikâye dediğimiz şey kelime kusarak değil, kelime yutarak yazılır.”

Beşinci denemesi: “Taşranın da Ötesinde”

Hasan Ali Toptaş’ın kasabası, çocukluğu, çocukken kafasının arkasında çıkan yarası ve hatta bu yara yüzünden kendi tabiriyle “insanlardan kaçan, kırık kalpli bir gölge halinde yaşayan” Hasan Ali Toptaş’ı tanıyoruz.  Belki de denemesinde anlatılan bu yarası, okuduğu ilk kitap olan Konuşan Katır4 ve okuduğu ilk kitaptaki Zavallı Hasan olmasaydı, bizler Hasan Ali Toptaş’ın yazdıkları ile tanışamayacaktık.

Altıncı denemesi: “Alageyik ile Avcı Gracchus”

Bu denemede, halk edebiyatındaki geyik motifinden tutun da günümüz edebiyatındaki geyik hikâyelerini öğreniyoruz.

Yedinci denemesi: “Bir Kitap Ne Başlar Ne Biter”

Bazı hikâyeleri okuduğumuz diğer hikâyelerden daha çok severiz hatta herkes tarafından mutlaka okunsun isteriz, bazen yıllar boyunca dönüp dolaşıp okuruz bu hikâyeleri. Hasan Ali Toptaş’ın bu şekilde nitelediği dokuz hikâye varmış hatta kendi paşa keyfi için “Kendiceğizimin Bayıldığı Hikâyeler” adlı bir kitapta toplamayı düşünür bazense devasa kâğıtlara onların fotokopilerini çektirip evinin duvarlarına asmayı hayal eder, kimi zaman da bu hikâyeler hakkında dört başı mamur, taş gibi bir kitap yazmayı tasarlarmış. İşte bu hikâyeler: Gabriel Garcia Marquez’in “Boğularak Ölenlerin En Yakışıklısı”, Jorge Luis Borges’in “Yolları Çatallanan Bahçe”, Carlos Fuentes’in “Aura”, Kafka “Kanun Önünde”, “İmparatorun Haberi”, “Ceza Sömürgesi”, “Kovalı Süvari”, “Çiftlik Kapısına Vuruş” ve “Avcı Gracchus”.

Sekizinci denemesi: “Sahnede Dört Adam”

Hasan Ali Toptaş’ın Neşet Ertaş ve Kazancı Bedih gibi ülkemizin güzel yürekli insanlarına bir saygı niteliği taşıyan bir denemesi veyahut anısı.

Dokuzuncu denemesi: “Bir Yaz Gecesi Rüyası”

Deneme, Borges’i tanımayanlar için Borges’i tanıma, Arap Edebiyatı’na dair bazı isimleri öğrenme ve Hüseyin Ferhad ile Hasan Ali Toptaş’ın güzel bir diyalogunu içeriyor.

Onuncu deneme: “Saati Kurmak”

E.M.Cioran’ın “Bir virgül için ölünen bir dünya düşlüyorum” cümlesi ile başlıyor. Hızın pençesinde olan bizlere, “Kısacası hızın değere dönüştüğü bir dünyada, devasa bir hız topu halinde, korkunç bir gürültüyle hep birlikte yuvarlanıp duruyoruz. Hayatımızı hayal edilemeyecek kadar kolaylaştıran tuşların ve düğmelerin sayısı arttıkça, metre kareye düşen insan sıcaklığı da giderek azalıyor tabii ve artık insanoğlu öteki insanların varlığından uzaklaşıp sadece kendi hızıyla arkadaş oluyor” diyor Hasan Ali Toptaş. Yazarın gövdesini sarıp sarmalayan dünyevi hızın aksettirmemesi gerektiğini, aksettirmeyen yazarın kendisine göre ideal yazar olduğunu anlatıyor ve denemenin sonunda Do Sesi5 adlı hikâye kitabı yayımlanmadan önce bugünlerde ne yazıyorsun diye sorulan Ferit Edgü’nün “Bitmiş bir dosyam var, nicedir onun virgülleriyle uğraşıyorum” yanıtıyla bir kez daha günümüz yazarlarına bir şeyi işaret ediyor.

On birinci deneme: “Bir Buluşma”

“…Bir ucunda gaz lambası yanan, aklı uzun kağnı gıcırtılarıyla dolu, tozlu ve hantal bir zamana karşı yazıyorsun hatta geçmişe, şimdiye ve geleceğe karşı yazıyorsun…” cümlesinin bulunduğu, Hasan Ali Toptaş’ın kitap kapaklarındaki yazar adlarını okudukça, o yazarlarla göz göze gelmiş gibi olduğu zamanlarda, yazma serüvenini anlatan ve bu zamanlarda en çok sevdiği yazar olan Bekir Yıldız ile tanışma hikâyesi.

On ikinci deneme: “Kör Noktada Kalanlar”

Hayatın kısalığı, uzunluğu arasında kalan Hasan Ali Toptaş, kimi zaman Antalya’ya eğilerek şair Şükrü Erbaş’a “Ağbi hayat bu kadar uzun olur mu, çok sıkıldım artık ben, bitse de çekip gitsek!” diyor bazen, bazen ise hayat bir nefes kadar çok kısa görünüyor gözüne bu yüzden kitabevlerine girdiğinde vedalaşır gibi bakıyor kitaplara. Ya da kitap fuarlarında, ömrü kaçını okumaya yetecek diye kara kara düşünüyor. Fakat kendisinin de dediği gibi zamanı ne kadar hesaplı kullansa da ömründe okunmamış, yazılmamış birçok şeyi olacak. Hiç değilse bazıları olmasın, kalmasın diye denemesinde sesleniyor hayatına “…ey hayat, bana kör noktamı aydınlatacak bol ışıklı dostlar ver.”

On üçüncü deneme: “Ziyamın Atını Pazara Tutun”

Türkü ve hikâye yazma ilişkisine değinen bir denemesi. Türküler için, “…benim sık sık koklama ihtiyacı duyduğum sözlü kültürümüzün derin gülleridir” benzetmesini yapıyor ve bu kadar çok sevmesine rağmen, türkülerin gerçek hikâyesini asla ve asla bilmek istemediğini vurguluyor.

On dördüncü deneme: “Yeni Roman”

Bir söyleşişinde yeni roman hakkında ne düşündüğü sorulan Hasan Ali Toptaş’ın, günümüz romanı değil de A.R.Grillet’in Yeni Roman6 kitabı düşünmesi ve daha sonra o kitaptan bahsetmesi, roman sanatını bir süreliğine de olsa incelediğini anlatan bir denemesi.

On beşinci deneme: “Taşa Çaldım Ayvam ile Narımı”

Hasan Ali Toptaş için nar, her defasında küçük bir sonsuzluk olarak görünürmüş. Bu denemesinde nar ile başlayan yazar, günümüz dil anlayışına kadar uzanan bir eleştiri de bulunmuş ve bugünün dil anlayışından memnun olmadığını hatta kendisine bir hikâyesinin başında kuşluk vakti geçtiği ve gençlerden biri sorulduğu için fena halde moralinin bozulduğunu anlatmış.

On altıncı deneme: “Hausa Distosi’nin Büyük Romanı”

Hasan Ali Toptaş’a sizin karşılaştırılmak istediğiniz yazarlar kimlerdir diye sorulmuş ve “Ben herhangi bir yazarlar karşılaştırılmak istemem. Bazı yazarlarla akraba sayılabilirim belki. Ya da, bazı yazarlarla akraba olmak hoşuma gider. Gene de, dediğim gibi, kimseyle karşılaştırılmak istemem. Kendimi çok sevdiğim, çokça önemsediğim ve yazdıklarımdan emin olduğum için değil, böyle bir karşılaştırmanın beyhude olduğunu düşündüğüm için istemem” yanıtını söylemiş. Ardından da, “Ama ille de karşılaştırılacaksam -bunu ilk kez söylüyorum- Hausa Distosi’yle karşılaştırılmak isterim. Distosi’nin Sancının Dili adlı romanı hala başucu kitabımdır çünkü döner döner okurum” demiş birdenbire. Tabii, bir söyleşisinde bu kitabı soran bir üniversite öğrencisi olmuş. Aslında ne Hausa Distosi ne de Sancının Dili adlı bir roman varmış. Sancının Dili, Hasan Ali Toptaş’ın hayali kitaplarından birisiymiş ve Uykuların Doğusu adlı romanında bahsedilen bazı romanların da hayalindeki bu kütüphaneyle ilgisi var mıymış, bilmiyormuş. Bu denemeden de anlaşılacağı üzere Hasan Ali Toptaş, sadece kendi kütüphanesiyle, yazdıkları veya karaladıklarıyla değil, hayali kütüphanesiyle de yaşıyor.

On yedinci deneme: “Ne Anlatıyorsun?”

Yazara sorulmadan edemediğimiz, aslında net bir cevabı bulunmayan bir soruyu kendince yanıtlıyor Hasan Ali Toptaş. Anna Karenina 1877’de yayımlandığında Tolstoy’a da sorulan bu soruya, Tolstoy “Anne Karenina’da ne anlattığımı anlatabilmek için onu size ilk cümlesinden son cümlesine kadar okumam gerekir” demiş. Hasan Ali Toptaş da nihai yanıtın, bir romanda ne anlatıldığını ancak kendi sesiyle o roman söyleyebilir bize diyerek başlıyor ve birçok örnekle devam ettiği denemesini soruyla karşılaştığında, “Acaba hiçbir şey anlatmamış olmak mümkün müdür?” diye kendisine farklı bir şekilde sorarak ve “Doğrusunu hiçbir şey anlatmamış olmayı çok isterdim. Her şeyi ancak o zaman anlatmış olurdum çünkü” cümleleriyle bitiriyor.

On sekizinci deneme: “Okuru Okuru Olmak”

Her denemesinde farklı bilgiler öğrendiğim Hasan Ali Toptaş, Alberto Manguel’in Okumanın Tarihi7 adlı kitabındaki Herodotos ve Atina’daki olimpiyatlardan bahsederek başlıyor. Daha sonra hiçbir yerde okumadığım 19. Yüzyıl İngiltere’sinde iyiden iyiye yaygınlaşan dinletilerden bahsediyor ve tiyatroya da büyük ilgi duyan Charles Dickens’in “sesli okuma yapıtı başka bir biçimde gözler önüne serdiği için”, Moliere oyunlarını nasıl evindeki hizmetçilere okumuşsa, Charles Dickens da yapıtlarını aynı amaçla yakın çevresine okumuş.  Evine kapanıp büyük bir titizlikle aylarca hazırlık yaparmış. Charles Dickens’in okumaları için Hasan Ali Toptaş şu cümleleri kurmuş; “Yapıtlarını okurken asla bir oyuncuya dönüştürmemiş çünkü sınırlarını çizmiş ve dinleyenlerin karşısında her daim okuyucu olarak kalmış. Metinlerinde yer alan sahneleri oynamamış bir bakıma onları sezdirmiş ya da çağrıştırmış sadece.” Fakat Hasan Ali Toptaş’a göre amaç ne olursa olsun, olan metne oluyormuş, okuyan Charles Dickens bile olsa metnin sesini, insanın sesinin hapsettiğini savunuyor hatta metin kendi zenginliğini yaşamadan Toptaş’a göre can çekişiyor ve ona göre “…bir metin okunurken kesinlikle yazar aradan çekilmelidir. Yazılırken de okur aradan çekilmelidir tabii.” Yani Hasan Ali Toptaş’ın düşüncesine göre metin yazılırken de okunurken de sadece salt metin olmalıdır diyebiliriz.

On dokuzuncu deneme: “Hikâyenin Gerçeği, Gerçeğin Hikâyesi”

Bazen okuduğumuz hikâyeleri yaşayabiliriz, yaşadığımız şeyler ise hikâye olarak karşımıza çıkabilir. Gerçek bir anıdan çıkan bu denemede, yazının hayatla örtüşmesi veya yazının gerçekçiliği ile açıklanabilir mi ille de açıklamak gerekir mi diyen Hasan Ali Toptaş, İlhan Berk’in Kült Kitap adlı kitabından bir alıntı ile bitiyor; “Hiçbir şey hayat kadar şaşırtıcı olamaz, yazı hariç.”8

Yirminci deneme: “Ben Neden, Bir Otel Kâtibiyim”

Denemenin isminden de anlaşılacağı üzere Edip Cansever’in Bir Otel Kâtibi şiiri9 ve Toptaş’a hediye edilen bir dergi olan, Çağdaş Eleştiri Dergisi10’nin dördüncü sayısında Edip Cansever ile Adnan Benk, Tahsin Yücel ve Nuran Kutlu isimlerinin sorduğu sorulardan oluşan söyleşinin ayrıntıları ve Edip Cansever’in şiir anlayışına dair cümlelere ulaşıyoruz. Bunlar: “Bütüne gitmek için ayrıntıları biraz silmek gerekiyor çünkü şiir hiçbir zaman ayrıntı değildir, hatta sanat hiçbir zaman ayrıntı değildir…”,“Ben güzel şiir yazmak istemiyorum”, “Şiir kavramlarla yazılmaz”, “Bir insan yüzünde birçok insan yüzü vardır.”

Ayrıca Edip Cansever, Ahmet Hamdi Tanpınar ilişkisine oradan da resim – edebiyat ilişkisine giriyor ve en son yine kendine soruyor Hasan Ali Toptaş, “Anlamadığım şu / Ben neden bir otel kâtibiyim.”

Yirmi birinci deneme: “Saramago, Balthus, Duras”

Adından da anlaşılacağı üzere Hasan Ali Toptaş, Jose Saramago, Balthus ve Marguerite Duras’ın edebi görüşlerini ilettiği, Balthus’un resim yaparken hissettikleriyle Duras’ın yazarken hissettiklerinin neredeyse aynı olduğunu savunan bir denemesidir.

Yirmi ikinci deneme: “Hindistan’a Gitmek”

Hasan Ali Toptaş’ın Uykuların Doğusu kitabının yazılış serüvenini anlatmaya başlıyor ve kafasında sadece “İnsan sadece gördüğü şeylerin toplamı kadar uyanık, görmediği şeylerin sonsuzluğu kadar uykudadır” düşüncesi varmış. Toptaş, bu yazma serüvenini koşullar elverir mi bilmiyor ama kitap boyutuna taşımak istermiş.

Yirmi üçüncü deneme: “Hikâye Anlatıcısına Ne Oldu?”

Hikâye anlatıcılığını bizlere sunuyor Hasan Ali Toptaş, bildiği, okuduğu ne varsa diğer denemelerindeki gibi hepsini gösteriyor. Bu denemesinde en çok ilgimi çeken cümle arasında kendisi için, “…dünyanın hikâyelerden ibaret olduğunu düşünen biri olarak ben…” diyor ve Walter Benjamin’in hayatımızda hiçbir hükmü yok dediği hikâye anlatıcısının yaşadığına inanıyor.

Yirmi dördüncü deneme: “Kimseye Verilmeyen Kitap”

Bu deneme Hasan Ali Toptaş’ın kendi tabiriyle “…üzüm tanelerinin duruşunda, tadında ve renginde yankılanan çocukluğunu seyretme vaktidir”  ve kırık bir anısıdır diyebilirim. Bir röportajında “Babanızı Beckett’e; annenizi Şehrazat’a benzetiyorsunuz” 11denilmişti ayrıntılarıyla bilmediğim için bu kitapta niye benzettiğini okumaya fırsat buldum ve kendisinin kimseye verilmeyen bir kitabının hikâyesini öğrendim.

Yirmi beşinci deneme: “Çocukları Küçük Kurşunla Öldürürler Değil Mi Anne?”

Hasan Ali Toptaş’ın aklında mıh gibi kalmış olan sesler, sahneler, renkler, cümleler üzerine bir denemesi.

Yirmi altıncı deneme: “Hiçliğin Doruklarında Bir Alacakaranlık Düşünürü”

Emil Cioran’ın büyük bir takipçisi olduğunu belirten ve Cioran hakkında birçok ayrıntıya eriştiğimiz bir denemesi.

Yirmi yedinci deneme: “Ayakta Yazmak”

Tahsin Yücel’in deneme kitabı olan Yazın Gene Yazın’da karşılaştığı bir olayı anlatıyor. Olay şöyle: Fransız yazar Michel Tourneir, hapishanede olan bir söyleşiye katılır ve “…Ayakta yazmak gerekir, hiçbir zaman diz çökerek yazmamalıdır” demiştir. Hasan Ali Toptaş’ta bu cümleden yola çıkarak kendi kafasındaki yazar anlayışını denemesinde irdelemiştir.

Yirmi sekizinci deneme: “Harfler Ve Notalar”

Kitap ile aynı adı taşıyan denemede Toptaş, yazmayı beste yapmakla eş değer tutar hatta diğer yazarların da bu görüşe benzer görüşleri iletir.(yani yazının sadece yazıyla eş değer tutulmayacağını içeren görüşler)

Hasan Ali Toptaş’ın dediği gibi, zaten bir cümle yazmak aynı zamanda beste yapmaktır sevgili okur.

  • Harfler ve Notalar – Hasan Ali Toptaş
  • Everest Yayınları
  • 168 Sayfa

Kaynakça:

1- Sait Faik Abasıyanık’ın bir öyküsüdür.

2- Gustav Janouch, Kafka ile Konuşmalar, İz Yayıncılık

3- Walter Benjamin,Son Bakışta Aşk, Metis Yayıncılık

4- Konuşan Katır, Demet Çocuk Yayınevi

5- Ferit Edgü, Do Sesi. Birçok yayınevinden çıkmış bir kitaptır.

6- Alain Robbe Grillet, Yeni Roman, (çev. Asım Bezirci), Ara Yayınları. Başka çevirileri de bulunmaktadır.

7- Alberto Manguel, Okumanın Tarihi, Yapı Kredi Yayınları.

8- İlhan Berk, Kült Kitap, Yapı Kredi Yayınları.

9- Edip Cansever’in Bir Otel Kâtibi şiiri: http://siir.sitesi.web.tr/edip-cansever/bir-otel-katibi.html

10- Adnan Benk’in kurduğu bir dergidir.

11- Bahsedilen röportaj: http://www.hurriyet.com.tr/hasan-ali-toptas-1970leri-ozluyorum-dusmanligin-bile-bir-zarafeti-vardi-40249534

Ve dünya alışkanlıktan değil,sevgiyle mutluluktan dönsün diyoruz Hasret abi ile.