Hay Allah Müstahakını Versin Bay Rosewater

kurt_vonnegut

Kurt Vonnegut

Kurt Vonnegut’un bu kitabına kardeşimin kitapları arasında rastladım. Çeviri bir kitap olmasına rağmen “Allah Razı Olsun”lu ismi enteresan gelince, biraz inceleyeyim demiş, öyle okumaya başlamıştım. Yazarın adına Peyniraltı Edebiyatı’nın ilgili sayısından aşinayım. Benim gibi habersiz olanlar için, kendisi Amerikan Rüyası ve Din konuları üzerine bilim kurgu türünde kara mizah eserleriyle meşhur. Okuyan seven herkesin esefle belirttiği bir durum olarak: Türk okurları arasında çok tanınmıyor ve dilimizi çevirmekte de biraz geç kalmışız.

Rosewater ailesi, Rockefellerlar kadar zengin ve köklü bir ailedir. Büyük büyük baba Noah Rosewater Amerikan iç savaşı sırasında kardeşi George askere yazılırken, krizi fırsata çevirerek büyük bir para imparatorluğunun ilk temellerini atar. Vonnegut’un altını çizmekten kaçınmadığı gibi, diğer büyük ailelerin çoğu da aynı yolu izlemiş, ulusal trajedi sırasında vurgunculuk ve rüşvetle, soylu (?) servetler edinmişlerdir. Bizdeki karşılığı, mütareke dönemi zenginleridir. Aile, miras intikalleri sonrasında savurgan varislerin ve aç gözlü vergi müfettişlerinin elinde bu muazzam servet erimesin diye bütün mal varlıklarının bir araya toplandığı bir vakıf kurar. Vakıf başkanlığına ise yaşça en büyük ve en yakın mirasçının gelmesi düzenlenir. Vakıf, sadece varlıkların faiz getirileriyle günde 10.000 dolar gelir sağlıyordur, dolayısıyla vakfın başkanına düşen tek bir iş vardır: Harcamak.

Vakfın şimdiki başkanı Eliot Rosewater’ın tam da bu harcamakla ilgili akıl almayan bir sorunu vardır: Günlük seksen sente çalışan işçileri varken, üç yüzyıl önce ölmüş bir İtalyan ressamın yaptığı esere yüz bin dolar vermek olacak iş değildir. Eliot’un bu bakış açısı Amerikan tüketim çılgınlığına teşne modern akla göre tamamen deliliktir. Bu yüzden akıl sağlığı yerinde olmadığı için onun mirastan mahrum edilip, yerine diğer uzak varisin geçmesini ve bu geçişten nemalanmayı arzulayan genç bir avukat harekete geçer. Hikaye de tam burada başlamaktadır aslında, yazarın konudan konuya atlayarak ve olay kurgusunda ileri geri sararak devam ettirdiği sayfalar, dönüp dolaşıp buraya gelmektedir.

Eliot Rosewater, Eşi Slyvia’nın aksine sanata ve bilime değer vermemektedir, yoksulların dertleriyle ilgilenmek ister. Zenginlerin sanatsal harcamalarına karşı Holden Caulfield’ı hatırlatan görüşleri vardır. Sadece bilim kurgu kitaplarıyla ilgilenir, hayran olduğu yazar Kilgore Trout’dan yerli yersiz bahseder, sürekli alıntılar yapar. Bir defasında bilim kurgu yazarları konferansını basmış, onları ne kadar çok sevdiğinden ve parayla ilgili bir bilim kurgu eseri yazılmamış olduğu için şikayette bulunmuş ve orada bulunan herkese iki yüz dolar çek yazıp çıkmıştır. Vonnegut, Eliot’un deliliği ispat etmeye çalışan avukatın gözünden, alkolik baş karakterimizin saçma davranışlarını bir bir saçıp dökmektedir.

Bay Rosewater da on yaşından beri deli olduğunu düşünmekte, yaşadığı hayat ve çevre içerisinde anormal olduğunun farkındadır. Eliot, yoksulların halinden anlamak ve onlara yardım etmekle kafayı bozmuştur. Bu yüzden lüksü konforu geride bırakıp, küçük bir büro açar ve isteyen herkesin bir telefon numarasıyla ulaşabileceği bir yakınlık kurar. Güzin ablalık yapmasının yanında, gerektiğinde söz konusu kişiyi intihardan vazgeçirmek için yüklü miktarda para teklif etmekten çekinmemektedir. Yazarın sonlara doğru çizdiği portrede, Eliot, zenginlikle beraber düzenli bir hayattan, kişisel temizlikten de vazgeçmiş görünmektedir.

Eliot Rosewater, içine doğduğu fotoğraf karesinin tam zıddı bir hayatı yaşamaktadır. Soylu çerçevenin dışına çıkmış, burnundan kıl aldırmayan çevresinin kolayca pis ve bayağı diye nitelendirebileceği bir yere atmıştır kendisini. Gayesizliğin, sınırsız refahın ve her şeyi elde edebilir olmanın buhranını bu şekilde aşmış, yardım ettiği fakirlerin gözünde dahi aptalca gözükecek bir tercihte bulunmuştur. Öyle bir zenginlik varken, hiç olacak şeydir midir şimdi bu? Hay Allah müstahakını versin bay Rosewater.

Kurt Vonnegut’un alaycılığı sayfalar boyu devam ediyor, zengin ve yoksul arasındaki ürpertici uçurumu tasvir ederken güldürüyor, iğneleyerek eğlendiriyor. Varlıklı olanın, yokluktan ve yoksuldan nasıl kaçtığını, zengin olmamanın varsıl azınlıkça nasıl tembellik veya hastalıklı bir hal olarak görüldüğünü dillendiriyor. Okuması da oldukça kolay bir anlatım sunuyor. Kitaba yönelik eleştiriler, geçişler arasındaki birdenbirelik ve bütünün içinde sırıtan bazı kopukluklar yahut fazlalıklar olarak gösterilebilir. Çeviri akıcılıktan bir şey kaybettirmemiş, metin baştan sona süreğenliğini koruyor, yalnız iyi niyetli bir yaklaşımla belki ilk baskıya özgü redaksiyon hataları göze çarpıyor ara sıra.

Vonnegut, kahramanının parayı konu eden bilim kurgu kitaplarının olmaması hakkındaki serzenişini onun üzerinden gerçekleştiriyor aslında, bu eser tam olarak o türe sığdıralamayacak olsa da paranın sebep olduğu ve gelecekte de olmaya devam edeceği açgözlülüğü, bencilliği ve ayrımcılığı Eliot’un delidolu yaşamıyla gözler önüne seriyor.

İyi okumalar. 

*Orjinal adını, yani God Bless You, Mr. Rosewater olan başlığını, Tanrı Seni Korusun diye değil de Allah Senden Razı Olsun diye çeviren Sinan Fişek’e tebessüm ile çokça teşekkür.

9789750725883_front_cover

  • Allah Senden Razı Olsun Bay Rosewater – Kurt Vonnegut
  • Can Yayınları – Roman
  • 208 Sayfa
  • Çevirmen: Sinan Fişek

okuryazar, düşgezer / firargah.com