Kadın Düşmanlığı Üstüne – Öyküm Deniz

Her şeyin karşıtı yanı başındadır. “ Patricia Highsmith

İlk basımı 1996 yılında Bir Kadın Düşmanından Öykücükler adıyla Can Yayınları tarafından yayımlanan Patricia Highsmith kitabı, yıllar sonra, 2018 yılında Kadın Düşmanlığı Üstüne Küçük Öyküler adıyla ve Nihal Yeğinobalı çevirisiyle yeniden yayıma hazırlandı.

Son zamanlarda okuduğum kitaplar arasında adının geçmiş olması nedeniyle bir yazarın beni yanına çağırdığını hissederek, adını duymakta geciktiğim Patrici Highsmith’i inceleme fırsatı buldum. En çok beğenilen kitapların baş kahramanı Bay Ripley’in yazarı Patricia Highsmith Teksas doğumlu fakat doğduğu ülkeye bağlı kalmayıp bir çok ülkede yaşama ve yazma fırsatı bulmuş bir kadın olarak göz önüne çıkıyor. Onu daha yakından tanıyabilmenin tek yolu cümleleriyle tanışmaktır düşüncesiyle birkaç kitabını alarak bir nevi eline uzandım.

Aldığım kitaplar arasında ilk okumaya başladığım kitabı Kadın Düşmanlığı Üstüne Küçük Öyküler, insanı yormayacak kısalıkta 17 öyküden oluşuyor. Bir iki öyküsünü bitirdikten sonra Patricia Highsmith’e daha çok hayran olduğumu fark ettim. Bu öyküleri yazarken ne düşündüğünü, bu öykülerin kendi zihnine giriş hikayesini merak ettim. Bana adını başka kitaplardan duyurarak hayatıma katılan bir kadının, benim en çok canımın yandığı konudan -kadınlardan- böylesine bahsetmesi, zihnimde büyük bir sis bulutu içerisinde kaybolmama yol açtı diyebilirim.

Öykülerinde genel olarak kadınları ve onların çevresindeki en az bir erkeği anlatan Patricia Highsmith, kadını bir öyküsünde katil yaparken bir diğer öyküsünde uçurumdan aşağı yuvarlıyor, bir öyküsünde düzinelerce çocuk yaptırıyor, doyumsuzlaştırıyor, ahlaksızlaştırıyor, arsızlaştırıyor…

İçinden birkaç öykü seçerek bunlar hakkında düşüncelerimi söylersem belki ne anlatmaya çalıştığımı anlatabilirim.

Kadın Düşmanlığı Üstüne Küçük Öyküler / Can Yayınları / 108 sayfa / Çeviri: Nihal Yeğinobalı

Koket başlıklı öyküsünde adı üzerinde süsüne, giyimine, hayatına önem veren bir kadın karşılar bizi. Her erkeği bir sebeple kandırarak gönlünü eyler. Bu erkekler illa bekar olmak zorunda da değil, evli olabilirler, eşlerinden kendisi için ayrılabilirler, eşleri tarafından kendisiyle basılabilirler de. Hiç sıkıntı yaptığı bir durum değil bu. Etkilendiğim ilk durum da bu, Patricia Highsmith bu kadınların olduğu kişiliği hiçbir sebebe bağlamıyor. Tıpkı hayatta böyle insanlarla sebepsiz karşılaşabilme ihtimalimizin olduğu gibi. Yanımızdan geçen kaç kadının ya da erkeğin ne iş yaptığını, kimlerle kaç günde bir görüştüğünü, duyguları ne ölçüde ciddiye aldığını bilebiliriz ki? İşte yargılamak eylemi o anda anlamını yitirmeye başlıyor. Geriye kalan her şey insanın benliğinde kalıyor. Patricia Highsmith de bize bu yargılama eylemini yapmaya fırsat bile vermeden, insanı olduğu gibi anlatıyor. Bu kadın böyle diyor, sebebi yok.

Koket’teki kadın karakterimiz de kendisini böylesine düz bir şekilde anlatabiliyor:

Oysa Yvonne bekâretini on yaşındayken kaybetmiş, annesine de ırzına geçildiğini söylemişti. Böylelikle otuz yaşındaki bir erkeği hapse yollamıştı. Oysa iki hafta boyunca on beş yaşında olduğunu ve onun için çıldırdığını söyleyerek baştan çıkarmaya çalışmıştı bu adamı. Onun meslek yaşamını mahvetmek, karısını yerin dibine sokmak, sekiz yaşındaki kızını şaşkına çevirmek Yvonne’a zevk vermişti.”

Bir sonraki seçimim olan Kadın Romancı başlıklı öyküsünde bir kadın yazarın geçmişindeki erkeklerin kendisini anlatma hikayelerini, salt seks anılarını anlatan sayfalar yazarak okunmak ister. Çok betimleme kullanmamış olan yazar, bu öyküsünde etkilendiğim bir betimleme kullanmış ve altını çizmişim. Hem tek cümleyle öyküdeki karakteri anlatabilmeyi hem de düşündürmeyi başarabilmiştir zannımca. Cümle şöyle: “Onun yazdığı her şey bir kasık bağı kadar yalındır.” Yazılarıma olan samimiyetimden sizinle paylaşmak istediğim bir şey var. Bu kelimenin altını çizdiğimde bunun ne anlama geldiğini bilmiyordum. Fakat araştırdığımda kendisinin fıtık olan kasıktaki herhangi bir alana yardımcı olan bir alet olduğunu öğrendim. Yani Patricia Highsmith betimleme yapmak isterken bile yalın olmayı tercih etmiştir. Öyküdeki karakterimiz eski sevgililerini ve anılarını yazadursun, kocası ise onun bu geçmişinden ve hikayelerinden sıkılmış olacak ki, kendisini hayal gücüyle ve kelimeleriyle baş başa bırakıp kadını terk eder.

“Geçmişi midesine oturmuş, sindirilmemiş, belki de sindirilemez bir yemek gibidir. İnsanın, uzatmayıp kussa da kurtulsa, diyeceği geliyor.”

Orta Sınıf Ev Kadını başlıklı öyküsünde kadınların kocalarının dizleri dibinde, evde ocağın başında, bebeğinin yanında olması gerektiğini söyleyen bir anne ve karşıt düşünceli kızının katıldığı bir toplantıdaki kavgalarını ve gizli ölümlerini, Doğurgan başlıklı öyküsünde hiç bebeği olmayan bir kadının amuda kalkarak yumurtasının düşmesini sağlamaya çalışmasından düzinelerce çocuğunun olması sonucunda eşinin geçirdiği sinir krizlerine uzanan bir olay örgüsünü anlatıyor ve duruma gülsek mi ağlasak mı şimdi, dedirtiyor. Anatomiye adeta kafa tutan bu öyküde kadın tek seferde yedi çocuk da doğurabilme yeteneğine sahip. Bu büyük başarının yanı sıra her çocuğuna yetişiyor olmasıyla da annenin sevecenliğini ve gücünü gizlice ortaya koyduğunu düşünüyorum.

Kitapta en çok etkilendiğim Mutaassıp başlıklı öyküsünde ise kadınların bekâretlerinin erkeklerine verebilecekleri bir hediye olduğunu savunan anne ve babanın üç kızını bu düşünceyle büyütmeye çalışmasına karşılık kızlarının buna kafa tutmasını anlatır. Böyle bir aile içerisinde bunun gerçekleşebilme olasılığını bir kenara bırakacak olursak, aslında önemli bir konuya değindiğini söyleyebilirim. İstediklerini yapan ve ailelerinin baskısına boyun eğmeyen kızlarının hayatlarında hep istedikleri konumda olduklarını, başarılı ve mutlu olduğunu bize gösteren öykü demek istiyor ki, konuşan kişi aileden bile olsa başkasının hayatında söz sahibi olamaz. Bu hayatı kim yaşıyorsa, bırakın o yaşasın. Sizin de bir hayatınız yok mu? Neden kendi hayatınızı düzenlemekle uğraşmayasınız?

Yazıya başlarken içime böylesine sindirdiğim bir kitabı soyut anlamından çıkarıp nasıl somutlaştıracağımı düşünüyordum. Fakat yazmaya başlayınca anlatacak çok şey olduğunun farkına vardım. Bazı öykülerinde ülkemdeki kadınları düşündüm, bazılarında karakterin kendisini. Ama bir genç kadın olarak o öykülerdeki tüm kadınlar biraz da bendim. Benim de, sizin de böyle bir durumda kalıp kalmayacağı kesin değil. Aldatan insanlardan, sığ zihinlerden kurtulmanın en iyi yolu o durumdan uzaklaşmaktır. Bu insanları da okuyarak, bilgilenerek çözebileceğimize inanıyorum. Bu bağlamda okuduğum bu kitabı öncelikle bütün kadınlara tavsiye ediyorum. Daha sonrasında erkeklerin de bu kitabı okuyarak dünyada her türden kadın olduğunu fark etmelerini istiyorum. Tüm insanlığın bu kitabı okuyarak kişilikteki yansımaları cinsiyetlere ayırmasının anlamsız olduğunu anlamalarını istiyorum. Dünyada her şeyden en az bir tane vardı, var ve var olacaktır.

“Margot örgüsünü örüyor, örüyor, örüyor, örüyor. Bundan sonra neye merak saracak dersiniz?”

Örülen öykülerin arasında kaybolmanız dileğimle.