Kelimelerin Yok Olmak Üzere Olduğu O An

Liste, White Raven Ödülü’nü kazanmış distopik bir ilk gençlik romanı. Dünyanın sonu senaryoları, yaklaşan küresel ısınma bunların hepsinin olduğunu, gerçekleştiğini düşünün. İşte Liste, bunlardan sonrasına dair bir kitap. Hatta kitapta erime olarak geçiyor bu süreç. Tüm bunlardan sonra insanoğlu Ark ismini verdikleri korunaklı bir bölgeye yerleşmiş ve orada hayatta kalmaya çalışıyor. Kitaplar yok, sanat yok, müzik, resim, hepsi yok olmuş ya da yok olmanın eşiğinde. Su, yiyecek ve hatta kelimeler bile sınırlı. Bunu sınırlayan ise istediği kelimeleri kullanmaya hakkı olan ama yine de onlar için bile belirlenmiş yasaklı kelimeler olan Kelime ustası. Benjamin ve çırağı Letta herkese kullanabileceği kelimelere dair listeleri hazırlamak durumunda, hatta kelime sayısını yedi yüzden beş yüze düşürmek zorundalar. Başta tüm bunları anlamlandırmak zor olabilir. Ama bu dünya bizim dünyamız gibi değil, okurun bunu kabullenmesi gerekiyor.

Kelime listesinden biraz daha ayrıntılı bahsetmek lazım belki de; mesele sadece sayı değil, kafanıza göre kelimeler kullanamıyorsunuz, sadece izin verilenler. Üstelik bizim gibi konuşmaları demek, eski dili kullanmak demek ve bu da yasak. Sadece listedeki kelimelerle kurulan parçalanmış, donuk cümleler ortaya çıkıyor. İtiraf etmek gerekirse bu durum çok rahatsız edici, yazar da bu etkiyi başarılı bir şekilde oluşturmuş. Demirciyseniz eğer örs kelimesi listenizde yer alabilir. Otacıysanız eğer pıtrık otu çayı diyebilirsiniz fakat onlar bile sınırlı… Peki kurallara uymadığınızda ne oluyor? Bir süre sonra sınır dışı edilme tehlikeniz bile var! Kullanacağınız kelimeleri bile seçemediğiniz bir yönetim şekli düşünün. Yetmezmiş gibi Ark’ın yöneticisi Jon Noa’ın emri üzerine kelime sayısı daha da düşürülecek. Bu yüzden, Benjamin yeni kelimeler için seyahate çıkarken, Letta’ya da hazırlanması gereken listeler kalıyor. Bu arada Bozguncular ismini verdikleri asi guruptan Marlo isimli bir genç yaralı olarak kelime ustasının evine saklanıyor. Yaralı bir çocuğa yardım etmek mi yoksa onu direk polise teslim etmek mi? Letta böyle tehlikeli bir durum yaşamayı istemese de Marlo’ya yardım ediyor. Marlo’nun varlığı Letta’nın düzen ve huzur içinde yaşadıklarını sandığı Ark’a karşı iyimser bakışını da sarsıyor çünkü Letta’nın görmediği, duymadığı çok fazla gerçek var.

Daha önce anne ve babasını kaybeden Letta, Benjamin’in ölüm haberiyle birlikte tamamen yalnız kaldığını anlar. Artık kelime ustası odur. Fakat kelimelerin yavaş yavaş yok edilmesinin anlamsızlığı iyice kafasını karıştırır. Benjamin’in ölümüyle ilgili şüpheli durumu da çözmek istiyordur. Bir yanda yıllardır inandığı yönetim şekli ve güvendiği Jon Noa, diğer yanda ise Bozguncu olduğunu bildiği Marlo vardır. Hangisine güvenecektir?

Noa’nın kelimelerle ve insanların kendilerini ifade etme isteğiyle ilgili ciddi sorunları var. Tüm bunları zaman kaybı, insanlığı geriye götüren şeyler olarak düşünüyor. Onun istediği, duygulardan arındırılmış; dolayısıyla konuşmanın olmadığı, sadece yapılması gerekenin yapıldığı, emirlerine tamamen itaat edildiği bir yaşam alanı. Bunun için bazı planları var ve bu kelimeleri sınırlandırmaktan çok daha korkutucu. Noa aksi bir durumda yaşamın devam etmeyeceğine dair bir inanç geliştirmiş durumda. Açıkçası Noa karakteriyle empati kurmakta son derece zorlandım açıkçası. Kelimelerin kısıtlanması ve daha pek çok uygulamada kendini tamamen haklı görmesi ve insanlığın sonunu engellemek için olduğuna dair inancı mantıksız geldi. Genelde kitapların kötü karakterlerini anlamakta zorlanırız, bu bir gerçek. Noa’nın da kelimelere ve geleceğe dair inancı yıkılmış durumda, kötülük yerine iyilik yaptığını düşünüyor ve bundan emin. Liste ilerleyen sayfalarında sebeplerini açıklasa da Noa’yı hastalıklı bir bakış açısına sahip bir karakter olarak değerlendirmekten öteye gidemedim. Bu alıntı Noa’nın bakış açısının bir özeti niteliğinde:

“Umut gelecekle ilgilidir, öyle değil mi? Sahip olmadığımız ama bir gün sahip olmayı istediğimiz şeyler için umut besleriz. Ve insanı açgözlü yapan şey işte budur, Letta. Biz, bu gezegende içinde bulunduğumuz anı yaşamayı reddeden tek canlılarız. Hep başka şeyler istiyoruz. Daha hızlı seyahat etmenin, daha ucuz yiyecekler yemenin, daha iyi bir şarkı söylemenin yollarını arıyoruz. Yanı başımızda yaşayan bir geyik böyle şeyler ister mi Letta? Ya da inekler ve kuşlar? Hayır. Bunları sadece insanoğlu ister.”

Letta, Noa’nın planlarını öğrendiği anda bir karar vermek zorundadır, kelimelerin ve seslerin, renklerin ve sanatın kaybolduğu gibi kaybolmasına engel mi olacaktır yoksa göz mü yumacaktır?

Kitap ilerledikçe Ark’taki yaşama dair insanların uyması gereken tüm o zor ve mantıksız kurallar daha da belirginleşiyor. Böylece Letta’nın gözünün açılması daha rahat okura aktarılmış oluyor. Letta’nın annesine babasının kaybına dair gerçekler, Noah’ın kelimelere, sanata ve neredeyse güzel olan her şeye olan bu anlamsız tepkisinin alt yapısı ortaya çıktıkça, romanın ayakları yere daha sağlam basmaya başlıyor.

Patricia Forde, çevrenin, doğanın ve kaynaklarımızın değerli olduğunu anlatan bir kurguyu çocukların da anlayacağı bir hale getirmiş. Benim için daha da önemlisi, zaten kelimelerin kıymetinin pek olmadığı şu dönemde onlara da tüm diğer kaynaklarımız gibi sahip çıkmamızı da anlatan bir yapısı olması. Muhtemelen gelecekte elimize liste tutuşturan ve bunu yapmaktan nefret eden bir kelime ustası olmayacak ama biz onlara, diğer tüm kaynaklarımıza olduğu gibi, gereken kıymeti vermezsek eğer, kısır bir dil bizi bekliyor olacak.

  • Liste – Patricia Forde
  • Genç Timaş – Roman
  • 368 sayfa
  • Çeviri: Esma Fethiye Güçlü