Kurbağalara İnanıyorum’da bahsi geçen 34 kitap ve öykü ile yazılar

Kurbağalara İnanıyorum, Barış Bıçakçı, Behçet Çelik ve Ayhan Geçgin‘in edebiyat üzerine sohbet ettikleri bir kitap. Sohbetlerine okuru da davet ettikleri, içerisinde hem yazarlık hem de okurluk konularını üzerine farklı bakış açıları geliştirdikleri bu sohbetlerde, Türk ve dünya edebiyatından önemli kitaplardan örnekler veriyorlar.

Kurbağalara İnanıyorum’da, bu üç kıymetli yazarın adını andığı, bahsettiği ve atıfta bulunduğu kitapları, öyküleri ve yazıları derledik. Ortaya 34 kitap, 4 tekil öykü ve 3 eleştiri yazısını içeren kapsamlı bir okuma listesi çıkmış oldu.


Kitaplar


1. Romancının Romanı – J. M. Coetzee

“İyi bir roman okuduğumda hep yazarının -Coetzee gibi- ne yapmak istediğini bildiği hissine kapılıyorum. Aslında tamamlanmış her yapıtın bu hissi duyuracağı söylenebilir. Belki Coetzee de bu romanı yazarken ne yapmak istediğini bilmiyordu. Olabilir. Ama ben yazarken ne yaptığımı o kadar bilmiyorum ki, okuduğum bütün yazarların, bu yazarlara siz de dahilsiniz, ne yapmak istediğini bildiği hissine kapılıyorum. Kendi çizgimiz kesiklidir ama başkalarının çizgisi baktığımız yere bağlı olarak, kesiksiz görünür: Coetzee romanını yazarken Coetzee’dir, ne yazdığının farkındadır. Bense yazarken ne yazdığımın arada sırada farkında oluyorum. Siz?” – Barış Bıçakçı


2. Sahibinin Sesi – Mladen Dolar

“Son yıllarda okuduğum iyi felsefe kitaplarından biri olan A Voice: Nothing but Void’da (Sahibinin Sesi diye çevrildi) Mladen Dolar iyi bir günlük örnek vermişti. Birini dinlediğinde dediklerine kulak verirsin, o zaman da sesini -tonunun, rengini vs.- işitmezsin. Sesine kulak verirsen bu kez dediklerini dinleyemezsin.

Bunlar doğruysa, güzel cümle o zaman sesin, yalnızca ses maddesinin belirlediği cümle olacaktır. Dil tıpkı arılar gibi vızıldayacak ya da kuşlar gibi ötecektir. Elbette kendi tarzında. Dil bu yoğunluğa ulaşabilir mi? Ulaştığında hâlâ dil olur mu?” – Ayhan Geçgin


3. Arzu Çağı – Joel Kovel

“Joel Kovel’in Arzu Çağı’nı okuyorum şu sıralar. Kendisini radikal bir psikanalist olarak tanımlayan Kovel, gerçekten tanıdığı hastalarından da yola çıkarak kurmaca hastalar yaratmış ve onların hikâyelerin aktarıyor kitapta, sonra da bu hikâyeler üzerinden psikanalist kuramları sorguluyor. Kovel’in kurmaca kişilerinin başlarından geçenleri -sadece geçmiş hayatları değil, psikanaliz seansları sırasında yaşadıkları da dahil buna- okuduğumda bir şeyler öğreniyorum ama bu bilginin sözünü ettiğim ‘edebiyat bilgisi’yle bir alakası yok. Anlatılanlar çok somut yaşantılar olduğu, hatta Kovel’in unları anlatırken birebir yaşanmış olaylar anlatmayıp hayal ettiği ayrıntılarla zenginleştirdiği (somuttan yola çıkıp başka bir somuta ulaştığını) tahmin ettiğim halde edebiyat tadı vermiyor. Ortada edebi bir faaliyet yok.” – Behçet Çelik


4. Poetika – Aristoteles

“…, birkaç gün eğretileme (metafor kadar söylemesi zor olsa da bundan sonra böyle diyeyim) nedir, diye bazı kitapları karıştırdım, bu arada Aristoteles bu konuda ne demiş diye de bir baktım (belki siz de şöyle bir bakarsınız diye Poetika 1457 b ile başlayan bölüm). Orada hoşunuza gidebileceğinizi düşündüğüm bir şey söylüyor Aristoteles. Eğretileme yaygındır ama eğretilemede usta olmak, dehanın belirtisidir, çünkü ‘iyi mecazlar bulmak demek benzerlikler için keskin bir görüşe sahip olmak demektir.'”- Ayhan Geçgin


5. Buradayız – Kerem Eksen

“Barış’ın tavsiyesiyle bu yaz okuduğum Kerem Eksen’in Buradayız romanının kahramanı roman yazmaya karar verir, ama ne yazacağını bilemiyordur. Bütün roman onun bu arayışı, çabalayışı, debelenmesiyle geçer. Ne yalan söyleyeyim, sağa sola baktığımda bazı kitapların böyle bir saikle yazılmış olabileceği aklıma daha sık düşüyor. Roman nedir? Roman, yazarını edebiyatçı kılan basılı metindir. Barış’ın bazen ‘Yazar kimliğimle barışık değilim,’ diyerek ifade ettiği durumun bu hale bir tepki olabileceğini düşünüyorum.” – Behçet Çelik


6. Hikâye Anlatıcısı (The Storyteller) – Walter Benjamin

“Peki, bizim zavallı yazınsal biçimimiz ne iletiyor içeriğinden bağımsız olarak? Benjamin ‘Hikâye Anlatıcısı’nda romanla hikâyenin farklarından söz ederken, romanın tek başına yapılmasına dikkat çeker. ‘Hikâye dinleyen kişi, hikâye anlatıcısının misafiridir; hikâye okuru bile bu mecliste yerini alır. Roman okuru ise, okurların en yalnızıdır.’ Bizi kendi başımıza kalmaya çağıran, çeken bir içeriği var diyebilir miyiz o zaman edebi biçimin? (Benjamin romandan söz ediyor, ama bugün ütün yazılı edebiyatı bu bağlamda ele alabiliriz, diye düşünüyorum.” – Behçet Çelik


7. Theo’ya Mektuplar – Van Gogh

“Yıllar önce Teo’ya Mektuplar’ı çevrilmişti, okumuş muydunuz? Olağanüstü mektuplardı, bence edebi metinler içine katabiliriz bu mektupları. Kalabalık bir kuyruk halinde resimlerin önünden geçtik. Sonrasında aklıma şu geldi: Resim belli bir dönemden sonra işte izlenimcilerle, Van Gogh’la falan ,benzerlik ölçütünden vazgeçip başka bir arayışa giriyor.” – Ayhan Geçgin


8. Kör Saatçi – Richard Dawkins

“Richard Dawkins’in Kör Saatçi kitabından alıntılamayı çok sevdiğim bir bölüm ile başlıyorum bugünkü programıma:

‘Ölümden kaçınmak için çaba harcamak gerekir. Vücut kendi haline bırakıldığında -ki canlı öldüğünde olan budur- çevresiyle bir denge oluşturmaya eğilimlidir. Canlı bir vücuttaki sıcaklık, asitlilik, su içeriği ya da elektriksel gerilim benzeri bir niceliği ölçerseniz, bekleneceği biçimde, bu niceliğin çevrede kendisine karşılık gelen ölçümden çok farklı olduğunu bulursunuz. Örneğin, bizim vücutlarımız genellikle çevreden daha sıcaktır ve soğuk iklimlerde bu sıcaklık farkını korumak oldukça zordur. Öldüğümüzde bu çaba durur, sıcaklık farkı azalmaya başlar ve sonunda çevreyle aynı sıcaklığa geliriz. Hayvanların hepsi çevre sıcaklığıyla denge kurmak için bu denli çaba harcamaz, fakat tüm hayvanlar bununla kıyaslanabilecek bazı işler yapar. Örneğin kurak bir ülkede, hayvanlar ve bitkiler hücrelerindeki sıvı içeriğini belirli bir düzeyde tutmak amacıyla, suyun dışarıdaki kuru dünyaya akma yolundaki doğal eğilimini engellemek için çaba gösterirler. Bunu yapmazlarsa ölürler. Daha genel bir biçimde söylersek, canlılar, etkin biçimde iş yaparak engellemedikleri sürece, eninde sonunda kendilerini çevreleyen dünya ile kaynaşır ve özerk varlıklar olma durumundan çıkarlar. İşte, öldüklerinde olan budur.'” – Barış Bıçakçı


9. Şato – Franz Kafka

“Şato’da K.’nın tek istediği köyde bir yer bulmaktır, köydekilerden biri, köyde yaşayan -işi, evi vs. olan- herhangi biri olmaktır. K. pekâlâ yeni bir ülkeye gelmiş mülteci gibi düşünülebilir. Ama yanı zamnda bir sanatçı gibi de düşünülebilir, sanki mülteci, sürgün ya da yersiz yurtsuzla sanatçının bir biçimde bir akrabalığı varmış gibi. Sanatçı, böyle bakarsak, kendine bir yer bulamayan, bir yere yerleşemeyen insandır.” – Ayhan Geçgin


10. Roman Sosyolojisi – Lucien Goldmann

“Lucien Goldman, Roman Sosyolojisi’nde Rene Girald’la Lukacs’ın roman analizlerini takip eder. Her ikisi de romanın kahraman ile dünya arasındaki kırılmayı takip ettiğinden yola çıkarak, romanın, şeyleşmiş, yozlamşım bir dünyada otantik, sahih değerler arayan ‘problematik bireyler’in (kahramanın) yozlaşmış arayışlarının tarihi olduğunu savunur. Piyasaya bağımlı toplumda sanaçının da problematik bir varlık olduğunu savunan Goldmann ‘Şeyleşme’ başlıklı makalesinde, modern romancıların ‘Gerek insani olanın araştırılmasını dolaylı biçimde anlatmaktan vazgeçerek gerek bu araştırmayı bütünüyle bir yana bırakarak şeyleşmiş ve anlamsız bir dünyanın anlatılmasına önem verdiklerinden’ ötürü onları eleştirir.” – Behçet Çelik


11. Mit ve Trajedi – J. P. Vernant / P. V. Naquet

“J. P. Vernant ile P. V. Naquet bunu Mit ve Trajedi’de çok güzel anlatırlar. Eskinin mitik sözü, yeninin, yani kentin siyasi sözüyle çatıştırılır. Her söz bir başka söz tarafından sorunsallaştırılır; muğlak, ikili bir hakikat içeren bir söze dönüşür; böylece adeta birinden diğerine geçen sürekli bir perspektif kaydırmasıyla yeni kent yaşamının kendisi sorunlaştırılır, bir soru haline getirilir. Çağdaş edebiyattansa aklıma ilk gelen iyi örnek, Coetzee’nin Utanç’ı.” – Ayhan Geçgin


12. Utanç – J. M. Coetzee

“J. P. Vernant ile P. V. Naquet bunu Mit ve Trajedi’de çok güzel anlatırlar. Eskinin mitik sözü, yeninin, yani kentin siyasi sözüyle çatıştırılır. Her söz bir başka söz tarafından sorunsallaştırılır; muğlak, ikili bir hakikat içeren bir söze dönüşür; böylece adeta birinden diğerine geçen sürekli bir perspektif kaydırmasıyla yeni kent yaşamının kendisi sorunlaştırılır, bir soru haline getirilir. Çağdaş edebiyattansa aklıma ilk gelen iyi örnek, Coetzee’nin Utanç’ı.” – Ayhan Geçgin


13. Mrs. Dalloway – Virginia Woolf

“Herkes Herkesle Dostmuş Gibi’yi Virginia Woolf’un Mrs. Dalloway’ini okuduktan hemen sonra yazmaya giriştim. Woolf’un kahramanlarını gün boyunca Londra sokaklarında dolaştırmasına ve bilinç akışı tekniğine heves etmiştim. Ama o zamana dek yalnızca şiir yazmayı denemiştim, bir karakteri derinleştirecek romancı görgüsü bende yoktu (hâlâ yok). Bu eksikliği, bir dolu insan hikâyesini peş peşe anlatarak bertaraf edebileceğimi düşündüm.” – Barış Bıçakçı


14. Seksek – Julio Cortazar

“Bizim Büyük Çaresizliğimiz’in ardında nasıl bir heves vardı? Bir kere çocukluk arkadaşıma ve arkadaşlığa bir methiye düzme hevesi. Ama hemen sonra, bir hayal gerçekleşince ne olur, bir eksik taamlanırsa ne olur, insan hayal etmeyi, arzu duymayı bırakabilir mi, gibi soruların zehirli cevaplarını üzerimde gezdirerek zehirli hayvanat ile gösteriler yapan şu adamlar gibi bir gösteri sergilemek hevesi. Aklıma gelen güzel cümleleri yazmak hevesi. Cortazar’ın Seksek’teki (çok severim Cortazar’ı ama bir türlü başlayamadım bu romana, orasını burasını karıştırdım durdum!) iki cümlesini taklit etme hevesi. Bizim Büyük Çaresizliğimiz’in girişi, Cortazar’ın şu cümlelerinin hesaplı yankısıdır: ‘Namuslu mülk sahibine güvence üstüne güvence veren gerçek bizim ne işimize yarar ki? Bizim olası gerçeğimiz uydurma olmalı…'” – Barış Bıçakçı


15. Bir Kadının Penceresinden – Oktay Rifat

“Heves bahsinde de şunu söyleyebilirim. O yıllarda okuyup çok sevdiğim iki roman, Bir Kadının Penceresinden ve Bir Solgun Adam gibi bir roman yazmak istiyordum. Çarpıcı olmayan bir hayat sessizce çarpıldığında, neler olup bittiği…” – Behçet Çelik


16. Bir Solgun Adam – Selçuk Baran

“Heves bahsinde de şunu söyleyebilirim. O yıllarda okuyup çok sevdiğim iki roman, Bir Kadının Penceresinden ve Bir Solgun Adam gibi bir roman yazmak istiyordum. Çarpıcı olmayan bir hayat sessizce çarpıldığında, neler olup bittiği…” – Behçet Çelik


17. Kader – Tim Parks

“Dostlarım, Tim Parks’ın Kader adlı romanını okuyorum. Yıllar önce Behçet tavsiye etmişti. Yine sık dokunmuş güzel bir kumaş hissi ve edebiyata olan inancımı tazeleyen bir okuma zevki…” – Barış Bıçakçı


18. Gödel, Escher, Bach – Douglas Hofstadter

“Birkaç yıl önce, Hofstadter’in Gödel, Escher, Bach adlı kitabını okumaya yeltendim. orada birtakım simge dizilerinin bazı kurallar çerçevesinde nasıl dizgeler yarattığı ve bu dizgelerin de yapay zeka diyebileceğimiz şeyi nasıl oluşturduğunu anlatıyordu. Bir tekrardan, bir sarmaldan uç veren zeka, Ayhan’ın ‘Tekrardan fark nasıl türer?’ sorusuna matematiğin verdiği cevap. Beni ikna etmişti.” – Barış Bıçakçı


19. Vahşi Hafiyeler – Roberto Bolano

“Dostlarım, Ayhan’ın iteklemesiyle Vahşi Hafiyeler’i okuyorum. Romanın edebi niteliğine belki sonra değinirim. Derdim başka. Gençliğin, edebiyata, şiire duyulan budalaca ilginin, insandan insana, evden eve, günden güne kolayca geçilen akışkan hayatın anlatıldığı sayfalar… Bana edebiyatın insan topluluğundan, kalabalığından beslendiği dönemi hatırlattı. Benim üniversitede böyle bir dönemim olmuştu, sizin de olmuş muydu? Şu bizim üç kişilik cemaatimiz ile o eski günleri yâd ediyoruz, diye düşündüm.” – Behçet Çelik


20. Lirik Şiir – Mutlu Konuk Blasing

“Bir iki sene önce Bülent’in tavsiyesiyle okuduğum, şiir üzerine yazılmış güzel bir kuram kitabı vardı. Mutlu Konuk Blasing’in Lirik Şiir diye bir kitabı. Mutlu Konuk Hoca sanırım epeyce gençken Amerika’ya gidip yerleşmiş. Ayrıca Nâzım’ın İngilizce çevirmeni, galiba geçen yıldı, bir de Nâzım biyografisi çıkardı. Her neyse. Bu kitapta asıl kutupsallık ya da gerilim Ses ile Anlam arasında kuruluyordu.” – Ayhan Geçgin


21. Vitrinde Yaşamak – Nurdan Gürbilek

“Bu arada geçenlerde Vitrinde Yaşamak’ı yeniden okudum. Nurdan Gürbilek belki erken bir tarihte, her şeyin henüz kesinleşmediği bir tarihte bu dönüşümü, yani baskıcı, dışlayıcı iktidar biçiminden kışkırtıcı, içerici iktidar biçimine nasıl geçildiğini ya da birinden kaçanı diğeri yakalasın diye ikisinin bir araya nasıl işlediğini çok iyi anlatmış. Bence üzerinde dikkatle durulması gereken saptamalarından biri şu: Bu değişim bir özgürlük kılığında geldi, insanlar onda bir özgürlük bulduklarını sandıkları için gerçekleşti. Kitap sadece doksanlar için değil, son yıllar için de hâlâ geçerli.” – Ayhan Geçgin


22. Karşıt Hayat – Philip Roth

“Ayhan’ın cümlesini okuduğumda, geçenlerde Philip Roth’un Karşıt Hayat’ında altını çizdiğim bir iki satır geldi aklıma. ‘Hepimiz bir diğerinin uydurmasıyız, her birimiz diğerini kendi zihninde oluşturur. Hepimiz bir başkasının yazarıyız.’ Bu saptamaya kendimizi de katabiliriz: Kendimizin de yazarıyız, kendimizi zihnimizde oluşturuyoruz, hepimiz kendimizin de uydurmasıyız.” – Behçet Çelik


23. Karnavaldan Romana – Mihail Bahtin

“Bahtin’den söz ederken diyalog demiştim, burada belki anımsatmam gerek, diyalog geçmiş yıllarda epeyce kullanıldığı biçimiyle iki kişinin ya da iki tarafın konuşa konuşa ortak bir noktaya varması değildir. Behçet’in başkasıyla ilişkisinden bahsederken söylediği gibi bir diyalogda tam tersine her zaman iki tarafı etkileyen, onları öncekinden daha farklı bir konuma taşıyan bir değişim meydana gelir.” – Ayhan Geçgin


24. Marksçılık ve Dil Felsefesi – V. N. Volosihinov

“Bu aralar Volosihinov’un Marksçılık ve Dil Felsefesi kitabını okuyorum. Kitabın bir yerinden Volosihinov ya da Bahtin, Saussure gibi dilde evrensel kurallar, değişmez biçimler arayan soyutlayıcı anlayışı eleştirirken ilginç bir şey söylüyor. Anadilinde konuşan biri diyor, aslında sözcükleri işitmez, anlamaz bile. Onun için doğru-yanlış, iyi-kötü, önemli-önemsiz vardır. Sözcükler onun terimiyle ideolojiyle bağlı anlamlar, içeriklerle doludur.” – Ayhan Geçgin


25. Ahlâkın Soykütüğü – Nietzsche

“Volosihinov/Bahtin, kitabın bir yerinde ‘yabancı söz’ diye bir şeyden bahsediyor. Bu kısa bölüm, kulaklarımda, neredeyse Nietzsche gibi, o olağanüstü kitap Ahlâkın Soykütüğü’ndeki gibi bir tonla tınladı. ‘Yabancı söz’ canlı sözden koparılmış, bir otoritenin, bir yetkenin ağzında -din adamı, devlet başkanı vs.- başka kılıkta, mutlak bir doğru biçiminde tınlayan söz haline gelir. Yani, ölü söz. Ama bu ölü söz, böylece ölülüğünü ona tabi olanlara dayatır, yayar.” – Ayhan Geçgin


26. Robinson Crusoe – Daniel Defoe

“On yedinci, on sekizinci yüzyıl romanı için bir şeyler diyebilecek kadar bir bilgim ne yazık ki yok. Ama söylediğin ikililik, bu biçimde düşünmek bana da cazip geldi. Öte yandan Defoe’nun Robinson Crusoe’suna bakmak bile yeterli olabilir. Çoklarının dediği gibi bu sıkıcı roman kapitalist aklın, girişimcilik ruhunun evrenselliğini kanıtlamak için yazılmış gibidir.” – Ayhan Geçgin


27. Cuma – Michel Tournier

“Meseleyi dönüşüm bağlamında alan Tournierre’nin Cuma&sını burada anmak iyi olur. Ama Defoe’da bile akıldışılık zaten işin içindedir. Sanki bu akıl, evrenselliğini kanıtlamak için ıssız bir adaya, yabaniliğin ortasına düşmek, sınırlarını sürekli aşmak, en uca kadar gitmek zorundadır.


28. Karanlığın Yüreği – Conrad


29. Voss – Patrick White


30. Aguirre – Werner Herzog


“Ama Defoe’da bile akıldışılık zaten işin içindedir. Sanki bu akıl, evrenselliğini kanıtlamak için ıssız bir adaya, yabaniliğin ortasına düşmek, sınırlarını sürekli aşmak, en uca kadar gitmek zorundadır. Bu akıldışılığı, kendi merkezine yerleştiren yapıtlardan Conrad’ın Karanlığın Yüreği, White’ın Voss’u, Herzog’un Aguirre’i ilk aklıma gelenler.” – Ayhan Geçgin


31. Karakter Aşınması – Richard Sennett


32. Yeni Kapitalizmin Kültürü – Richard Sennett


“Sennett, ‘Toplumun en altındakilerin serbestçe yararlanabileceği yegâne kaynağın zaman,’ olduğunu yazıyor. Yeni kapitalizm öncesi dönemde, belirli ölçüde iş ve sendikal güvencesi olan çalışanların ‘zamanı biriktirme’ şansları iyi kötü varken, günümüzün kısa vadeye dayalı kapitalizminde bu artık mümkün değil. Bugün her ne kadar yeni kapitalizmin ayırt edici özelliği olarak küresel piyasalar ve yeni teknolojiler vurgulanıyor olsa da, Sennett, yaşanan değişimin bir başka boyutuna dikkat çekiyor. ‘Zamanı, özellikle de çalışma zamanını organize etmenin yeni biçimleri’ bireysel ve toplumsal hayatlarda büyük altüst oluşlara neden oluyor.” – Behçet Çelik


33. Açlık – Giorgio Agamben

“Agamben diyor ki anlatmanın koşulu ortadan kalktığına, artık aktarma yapmak ya da taşımak olanaklı olmadığına göre ne anlatılacak? Kafka’nın çözümü: anlatma ediminin kendisini anlatılacak şey haline getirmke. Yani eskiden içerik olan ama şimdi ortadan kaybolmuş olanı biçimin kendisi kılmak. Agamben’in sözleriyle aktarma ediminin kendisini akarmaya çalışmak, tıpkı ileteceği haberin iletme ediminden başka bir şey olmadığı habercinin durumundaki gibi.” – Ayhan Geçgin


34. Masumiyet Müzesi – Orhan Pamuk

“Coezee’nin önce seminer konuşmalarından oluşan bir roman yazmayı tasarladığını, daha sonra bu forma uygun karakteri, Elizabeth Costello’yu ve onun anlatacaklarını bulduğunu düşünüyorum. Aksi de olabilir elbette, romanın formu beni heyecanlandırdığı için önceliği buna tanımış olabilirim. Neden bilmem, Masumiyet Müzesi’nin sonunda sayfalar boyunca okuduğumuzun bir müze kataloğu olduğunu fark ettiğimde böyle düşünmemiştim.”

 


Yazılar


1. Romanda Söylem – Mihail Bahtin

“Bana Bahtin’in yazdıkları hâlâ çok güçlüymüş gibi geliyor. En azından bugün neredeyiz gibi bir soru için iyi bir tutamak noktası sunuyor. Belki Bahtin’den, dolayısıyla Dostoyevski’den konuşma fırsatımız olur. Burada Kafka’yla da ilişkili olarak bu iki yazarın -Kafka ile Dostoyevski’nin, yazışları tümüyle farklı olsa da- kimi benzerliklerden genel biçimde söz edilebilir.” – Ayhan Geçgin


2. Dillerin Savaşı – Roland Barthes

“Barthes 1972 dolaylarında ‘Dillerin Savaşı’ diye bir yazısında bir çelişkiden söz ediyordu. Kitle iletişim araçları açısından bakıldığında diyordu, hepimiz edilgeniz, burada dönüp duran göstergeleri, simgeleri tüketiriz, bu açıdan türdeş, birleşik bir toplum olduğumuz söylenebilir. Ama konuşmak, yani işin etkin ya da üretken kısmına gelirsek, bölünmüş, farklı farklı dilleri konuşan bir toplum olduğumuz ortaya çıkar. Öyle ki herkes kendi diline, kendi konuşmasına mahkum olmuştur, bir başkasının konuşmasını ne merak etmektedir, ne de gereksinim duymaktadır.” – Ayhan Geçgin


3. Dünya Ağrısı: Gez Zamanda Siyasal Roman – Orhan Koçak

“…dil sorununa dönmemin bir nedeni, Orhan Koçak’ın son zamanlarda yazdığı bir yazıyı okumam. Yazı, Tunç’un son romanı hakkında. Yazıda zaten şimdiye kadar burada söz ettiklerimizle ilgili birçok şey var ama ben öncelikle bir önceki mektupta söz ettiğim meseleyle ilişkili kısmına değineceğim, yani dildeki çeşitlilik ya da sözün içindeki sözler meselesiyle. Tunç’un dilinin epeyce çeşitlilik içerdiği söylenebilir. Bunu son birkaç romanını düşünerek söylüyorum. Koçak Dünya Ağrısı için bazılarını gösterip sıralamış: gazetecilik, üçüncü sayfa, siyasal, sosyolojik ya da psikolojik söylem, dizi tekniği.” – Ayhan Geçgin


Öyküler


Kitap boyunca aşağıdaki öyküler hakkında (özellikle Akademiye Rapor’a dair) birçok sayfada uzun uzun çözümlemeler, tahliller ve çıkarımlar yapılıyor. Çok dağınık ve çok fazla oldukları için, bahsi geçen yerleri değil de yalnızca öykülerin isimlerini vermekle yetiniyoruz.

  • Akademiye Rapor – Franz Kafka
  • Geceleyin – Franz Kafka
  • Yargı – Franz Kafka
  • Birtakım İnsanlar – Sait Faik Abasıyanık