Lee Anderson’u Asmak Onu İyileştirmez

“Bütün ölülerin derileri aynıdır.”

Yeraltı edebiyatı denildiğinde akla gelen isimlerden biri olduğu söylense de ben Boris Vian’ı  gerek kullandığı dil gerekse metinlerinde  ifade ettiği kavramları farklı disiplinlerle sunuş biçiminden dolayı yeraltı edebiyatının çok daha dışında bir atmosferde tutmayı doğru görüyorum. Boris Vian’ın romantizmden natüralizme, sosyalizimden mistisizme sıçramasından edebiyatta herhangi bir kalıba girmeyi, sabit kalmayı sevmediğini çıkartmamız mümkündür.

Boris Vian, Fransa’da Paris yakınlarında bulunan Ville-d’Avray’de 10 Mart 1920 yılında yani Kara Perşembe olarak bilinen 1929 Ekonomik Buhran’ından tam 9 sene önce doğar. Annesi Bakü’de petrolcülükle uğraşan bir ailenin kızıdır. Ve aynı zamanda amatör bir müzisyendir. Boris Vian’ın jazz müziğe aşırı düşkünlüğünün olmasının sebeplerinden bir tanesi belki de annesinin müzikle uğraşmasından dolayı, jazz’la iç içe büyümüş olmasından kaynaklıdır. Babasının ise ailesinden kalan miras ile geçindiği bilinir. Boris Vian çocukluğu boyunca yakasını bırakmayan hastalıklar nedeni ile eğitim hayatının bir kısmını evde geçirmektedir. 5 yaşında okuma yazmayı öğrenmiş küçük yaşta klasik eserlerin çoğunu bitirir. 12 yaşında ise hayatı boyunca devam edecek ve yaşamının son bulmasına neden olacak kalıcı bir kalp rahatsızlığına yakalanır.

Her ne kadar romanları ile tanınsa da edebiyata ilk olarak şiirle başlar ve ilk şiirlerini 1941 yılında kaleme alır. Eşinin yaptığı çevirilerle Amerikan dedektif romanlarıyla tanışır ve ilk çocuklarının doğmasının ardından ileride yapmaktan vazgeçeceği mühendislik diplomasını alır. Aynı yıl ise ilk romanı ‘’Trouble dans les Andains’’i bitirir.  (1943) Asıl ününü Pekinde Sonbahar’la kazanır ardından da ilk olarak Vernon Sullivan takma ismi ile yayınlanan “Mezarlarınıza Tüküreceğim” romanını çıkartır. Roman hızla yayılır ve satışı tam 100.000 adeti bulur. Fakat 30 Mart 1947’de eski bir asker olan Emile Rouge, metresini tıpkı “Mezarlarınıza Tüküreceğim”deki başkarakter Lee Anderson’ın işlediği cinayetin anlatıldığı gibi öldürür. Bu şekilde Boris Vian kitap yoluyla azmettirici sayılır. Ve kitap tahmin edebileceğiniz gibi yasaklanır.

Daha önce hiçbirini öldürmek istediniz mi? Hayır mı? Evet mi? Cevabı zihninizin derinliklerinde dolaşadururken birini öldürme eyleminin tam manasıyla ne olduğunu ele almaya çalışalım. Suç, toplumların varoluşlarından bu yana yasalarla ve kanunlarla yasaklanan, karşılığında ceza ön görülen her türlü davranış olarak tanımlanır. İnsanoğlunun  varlığından beri süregelen bu olgu önemli bir sosyal problem haline gelmiştir. Cinayet, suç başlığı altında dikkate değer bir yere sahip olmakla beraber suçun unsurları bakımından manevi unsurlar altında incelenmektedir. Suçun gerçekleşmesinde ve cinayetin oluşmasında birçok neden vardır. Bunlardan bazıları psikolojik ve duygusal problemler bazıları da toplumsal konulardır. Bir ırkın başka bir ırk üzerinde üstünlük sağlayarak çeşitli yollarla zarar vermesi gibi.

Birçok bilim dalına konu olan ve incelenen “suç- suçluluk” olgusu her bilim dalında farklı bir anlamla tanımlandığı gibi çeşitli düşünür ve psikolog, sosyolog ve hatta edebiyatçılar tarafından da birbirlerinden farklı şekilde yorumlandığı, tanımlandığı görülmüştür. Durkheim’e göre, müşterek vicdanı rahatsız eden her hareket suç sayılır. Tam şekliyle ne gibi hareketlerin müşterek vicdanı rahatsız edebileceği tamamen yoruma açık olduğu için bu tarifin içeriği net değildir.  Durkheim’in bu tanımına göre Lou Anderson’ın suçsuz sayılması olasıdır. Boris Vian’ın “Mezarlarınıza Tüküreceğim” kitabında anlattığı cinayetin temel nedenlerinden bir tanesi başkarakter Lou Anderson’ın abisinin siyahi olduğu için öldürülmesi ile birlikte genel anlamda siyahilere duyulan nefret ve yapılan ikinci sınıf insan muamelesidir.

Lee Anderson’ın siyahi kökenli olmasına rağmen melez olduğu için ten renginden dolayı siyahi kökenli olduğu anlaşılmamaktadır. Yalnızca dış görünüşüne bakarak bunu tahmin etmek zordur. Abisinin ölümünden sonra beyazlara karşı içten içe bir intikam alma duygusuyla yanıp tutuşur çünkü abisini siyahi olduğu için öldürmüşlerdir. Lee Anderson bu olaydan sonra kardeşinin yanından ayrılarak yeni bir şehirde yaşamaya başlar. Bir kitapçıda kendine uygun iş bulur.

Çok geçmeden şehirde takıldığı barda Judy, Dick ve Jicky isminde üç lise öğrencisiyle tanışır. Birlikte çok iyi vakit geçirirler.

Barda tanıştıktan hemen sonra üçü birlikte sahile giderler ve hatta giderken Lee onları etkilemek için gitar çaldığından bahseder. En başından beri Lee etkilemeye çalıştığı Jicky ile sahilde birlikte olur.

Lee bu arkadaşları vasıtasıyla Dexter adında bir çocukla tanışır ve birlikte takılmaya başlarlar. Dexter çok zengindir. Ve bir gün Dexter’la birlikte katıldıkları partide Lou ile tanışır. Lou çok genç ve güzel bir kadındır. Lee Anderson, Lou’yu çok beğenmiştir fakat konuşma esnasında siyah derililerden hiç hoşlanmadığını söyler. Bu söylem Anderson’ı fazlasıyla öfkelendirir ve ona büyük bir nefret duyarak ablası Jean ile birlikte olur. İlerleyen zamanlarda Jean’in  kendisinden hamile olduğunu öğrenir ve ona şehirden beraber kaçma teklifinde bulunur. Fakat asıl amacı şehirden birlikte kaçmak değil siyahi düşmanlığı yapmaları nedeniyle bu iki kardeşi öldürmektir.

Lou’ya yolda Jean’in ikisinin aşklarına engel olduğunu ve kardeşi Jean’i öldürürlerse rahat edeceklerini söyler. Bu fikir Lou’nun aklına yatmış gibi görünür.  Lee Anderson bu işin bu kadar kolay olacağını hiç düşünmemiştir ama onu ikna ettiği için sevinçlidir. Yolda sevişmeye başlarlar ve zevkle devam ederler. Ta ki Lou çantasından silahını çıkartıp Lee Anderson’ı kolundan yaralayana kadar. Kolu yaralanmış dahi olsa Lee Anderson’ın gücü hala yerindedir. Bu hayal kırıklığı ve karşılaştığı durum onu çok sinirlendirir. Lee Anderson kendisini kolundan yaralayan bu genç kızı dövmeye başlar ve uzun süre mücadele ederler. Lou’nun ölmeden önce söylediği son sözler: Lee Anderson’ın iğrenç bir zenci olduğu ve polise yola çıkmadan önce haber verip tüm planları çoktan anlattığını söylemesi olur. Polisten kaçan Lee Anderson  bir ahıra saklanır fakat kaçmayı başaramaz. İdam edilerek öldürülür. Boris Vian kitabın sonuna şu cümleyi ekleyerek söylemek istediklerini belki de en iyi şekilde ifade etmiştir:

Köyün insanları onu yine de astılar. Çünkü o bir zenciydi.

İşlenen suçun altında her zaman bireyin değil toplumun da etkisi vardır. Bir ırk ya da milletin başka bir ırk ya da millet arasındaki biyolojik ve kültürel farklardan dolayı kendisini üstün görmesinin ve ona hükmetme hakkını kendisinde bulmasının sonuçları kitapta bahsi geçen durumda olduğu gibi cinayetleri doğurabiliyor. Boris Vian bu kitabında işlediği ırkçılık konusuyla suçun tabandan tavana değil tavandan tabana doğru yayıldığını başarılı bir şekilde eleştirmiştir. Lee ve birlikte olduğu arkadaşları onun siyahi olduğunu anlamamışlardır ve onunla birlikte vakit geçirmek konusunda istekli olmuşlardır. Fakat söz arasında Lou’nun siyah derililerden hoşlanmadığını söylemesi, Lee Anderson’ın  Lou’yu güzel ve çekici bulmasına rağmen ondan nefret etmesine yol açarak  ileride işleyeceği cinayetin Suç Motivasyonu olarak tanımlayabileceğimiz kısmını oluşturmasına sebep olmuştur. Suç mekanizması, suç motivasyonu ve suç fırsatı olmak üzere iki unsuru içinde barındırır. Bu iki unsurdan bir tanesi gerçeklemezse cinayet işlenme durumu da gerçekleşmez, çünkü bu iki unsur birbirlerini tamamlayan olgulardır. Bu açıdan baktığımızda Lee Anderson cinayeti tek başına işlememiştir çünkü onu bu duruma iten şey toplumun kendisidir.

‘’Köyün insanları onu yine de astılar. Çünkü o bir zenciydi’’ bu cümle sonunda soru işareti barındırmamasına rağmen Boris Vian’ın adalete sorduğu bir soru olduğunu düşünmememiz için hiçbir sebep yoktur. Cinayeti Lee Anderson yerine beyaz bir adam işlemiş olsaydı aynı şekilde onun da yaşamı idamla son bulur muydu ? Adalet kavramı etnik, bölgesel dini çerçevelerde farklı anlamlara bürünmektedir. Bu kavramın tanımını yapmanın güç olmasının nedeni daima tartışmaya açık, göreceli olup keskin çizgilerle ayrılmaması ve gelenek baz alınarak sürdürülen informal bir arayış olmasıdır. Kendi içimizde adalet duygumuz, yasalarla değil karşılaştığımız olayda bizi harekete geçiren ve davranışta bulunmamıza -kişisel olarak yapmakta sorumluluk duymamıza- neden olan içsel dürtümüzle başlar. Boris Vian’ın bu eleştirisi yalnızca köylülerin adaleti gerçekleştirmeye yönelik çabalarına değil hukuksal olarak da adalet sistemine getirdiği bir eleştiridir. Burada Montesquieu’nin adaleti sağlama anlayışıyla Boris Vian’ın adaleti sağlamak konusundaki hukuksal anlayışlarının birbirine benzediğini görürüz. Kişisel güvenlik yalnızca doğal hukukla sağlanmaz çünkü ahlak adaleti etkileyen bir olgu olduğundan ondan bağımsız düşünülemez. Ve eğer ahlak söz konusuysa bu çok fazla değişkenlik gösterir. Adalet, merhamet, tevazu gibi doğal yasaları, bunlara uyulmasını sağlayacak bir gücün korkusu olmaksızın bizi taraf tutma, öç alma gibi benzer şeylere sürükleyen doğal duygumuza aykırıdır. O halde adaleti gözeten şey  yalnızca devlet olgusu olmalıdır.

Lee Anderson’ın asılmasının nedeni sadece cinayet işlemesi değil zenci olmasıdır da. Boris Vian bize Lee’nin işlediği cinayetin köylülerin bir zenciyi asması için kullandıkları bahane olduğunu söyler. Lee Anderson’ın asılmasının altındaki asıl sebep öç alma, ırkçılık gibi duygulardır. Adaleti gözetmeyen ya da gözetmek istemeyen devlet, köylülerin adaleti kendileri sağlamasına izin vermiştir. ‘’ Köyün insanları onu yine de astılar. Çünkü o bir zenciydi’’ cümlesi hafızalardan silinmesi güç ve adalet kavramını derinlemesine sorgulatacak bir cümledir.

Kitabın o dönemde ABD’de yasaklanmasının sebebi sadece, eski bir asker olan Emile Rouge, metresini tıpkı Mezarlarınıza Tüküreceğim’deki başkarakter Lee Anderson’ın işlediği cinayetin anlatıldığı gibi öldürmesi değildir. Pornografik anlatımın çok şiddetli olmasının yanı sıra yasaklanmasındaki diğer bir etken Lee’nin yaşları kendinden çok fazla küçük olan beyaz kızlarla ilişkiye girerek ve onlara çeşitli yollarla zarar vermesidir. Yayınlandığı dönemde siyahilere kötü örnek olduğu ileri sürülür.

Boris Vian’ın  Mezarlarınıza Tüküreceğim’deki düşüncelerini başka bir kitabına verdiği isimle desteklediğini düşünüyorum. Çünkü Bütün Ölülerin Derileri Aynıdır.(Boris Vian-ROMAN 1947)  İnsanlar öldüklerinde, dinlerinin, dillerinin ve hatta derilerinin bir önemi olmaksızın sonsuz döngünün içine katılır ve çürüyerek toprağa karışır. Ölüm yaşayan bir varlıktır. Cesareti olanlarımız onu daha erken çağırır, bazılarımız içinse bu ziyaret habersizce gerçekleşir. Boris Vian için böyle dememizin doğru olmayacağını düşünüyorum. Çünkü o, sanki kendi zamanın coğrafyasının sınırlarını iyi biliyordu. ‘’40 yaşıma basmayacağım’’ cümlesini kanıtlar gibi henüz 39 yaşındayken Boris Vian  yaşama gözlerini yumdu.  Mezarlarınıza Tüküreceğim kitabından uyarlanan filmin galasında filmin yapımcısıyla tartışarak girdiği stres kalp rahatsızlığını tetiklemişti.

Mezarlarınıza Tüküreceğim kitabı hâlâ okunmaya ve basılmaya devam ediyor. Akıcı dili ve böyle bir konunun karmaşık olmayan kurgusu ile başarılı şekilde işlenmesi, uzun yıllar sonra bile Mezarlarınıza Tüküreceğim’i diri tutacağa benziyor. Hâlâ okumadıysanız Lee Anderson’la tanışmanızı tavsiye ederim.

Çoğunlukla yanılırım.