Maveraünnehir nereye dökülür?

Sene 2015, güneşli bir Mayıs günü. Ankara’ya yeni gelmişiz. Günübirlik bir işimiz var, akşama uçakla geri döneceğiz. Tüm yol boyunca yakıp kavuran güneş, otogara ayak basınca kayboluyor. Sert bir rüzgâr çıkıyor. Sonrasında da dakikalar içerisinde sağanak bir yağmur çöküyor şehre. Her şey birden değişiyor. Renkler, insanların hareketleri, sokaklar…

Akşam olmadan salonun bulunduğu binaya gidiyoruz. Programa yarım saat kadar var. Heyecanlıyım. Merdivenlere oturmuşum, zamanın geçmesini bekliyorum. Etrafı izliyorum. Programa gelenler, edebiyatseverler, katılımcılar… Pek kimseyi tanımıyorum.

Zaman geliyor. Salondayız. Yarışmada öykü dosyalarımız “övgüye değer” görülmüş. İsimlerimiz okunuyor, sahneye çıkıyoruz. Heyecanlıyız, üçümüzde. Öyle ki bize bundan sonraki hedefimiz sorulduğunda, bir tek onun mırıltısını duyuyorum: “Daha iyisini yapmaya çalışacağız,” diyor. Evet, ona katılıyorum. Sahnede bir fotoğrafımız var. İkimiz de aynı şekilde durmuşuz, ödüllerimiz elimizde, aynı şekilde tutmuşuz…

Şimdi kitabını elimde tutuyorum. Maveraünnehir nereye dökülür? Engin Barış Kalkan, sözünü tutuyor. Dosyanın ilk halini okumadım lakin sözünü tuttuğundan eminim. Kitap bana bunu fısıldıyor.

Kitapta, dilin, kurguların ve öyküleri oluşturan diğer unsurların bir denge içinde olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim. Bu denge içerisinde öykülerin her birisi kendi içerisinde bambaşka dünyalara ait. Toplam olarak düşündüğümüzde de bir bütünlük arz ediyorlar. Yani Engin Barış Kalkan, parça parça bir bütün sunuyor. Her parça kendi içerisinde ayrı güzel, toplamının oluşturduğu tat ise başka bir lezzet sunuyor okuruna.

Peki Engin Barış Kalkan, bunu nasıl yapıyor?

Edebiyatın post modern tekniklerini tamamen değil ancak çoğunlukla bir kenara bırakıp oyundan ve kurmacadan sakınarak ve anlatmak istediğini uzun uzun, okur ne düşünür sorusunu aklına getirmeden, bildiğini çekinmeden dile getirerek yapıyor. Her biri yoğun, her bir cümlede ayrı güzel betimlemelerle, insanın halet-i ruhiyesini anlatıcının insafından ayırarak, olduğu gibi aktararak yapıyor. Dokuz öykünün tamamında “öykü” okuyorsunuz. Evet, bunlar üzerine düşünülmüş ve bunu böyle yapacağım, diye kurulup oluşturulmuş öyküler. Durum ve olay örgüleri amacına ulaşmış öyküler, okura bu hazzı yaşatıyor.

Peki, akıllara şu soru gelebilir, ki gelmelidir de: Öykülerin tamamında aynı üslubun devam ettirilmesi, riske girmeyen bir anlatı tercihi kitabın tamamı için bir handikap taşır mı? Bence hayır. Yapmak istediğinizi okura tam anlamıyla yansıttığınızda bu risk ortadan kalkar. Okura sürprizli metinler sunmak da bunun bir yoludur. Sürprizsiz metinler okurca yavan karşılanabilir. Lakin Maveraünnehir nereye dökülüyor? bu riski kırıyor. Bunu öykülerdeki doyurucu anlatılarla sağlıyor.

Öykü karakterlerine kitap içerisindeki diğer öykülerde rastlıyorsunuz. Birbirine dokunan hayatlar, insanın acizlikleri, zayıflıkları, idealleri, beklentileri, kendine karşı savaşları, hazırlıksız yakalandığı durumlar… Bir yağlı tablo resme baktığınızı düşünün. Bu tabloda birçok karakter olsun. Bu karakterlere hikâyeler giydiriyorsunuz. Aynı karede oldukları, aynı çerçeve içerisinde yer aldıkları için bir şekilde birbirlerinin hayatlarına dokunuyorlar. O karakterler bir şekilde birbirine dokunuyor. Engin Barış Kalkan, cümleleriyle bize bir resmi anlatıyor sanki. Bunu başarıyor. Murat Gülsoy’un “Tanrı Beni Görüyor mu?” isimli öykü kitabında böyle bir bölüm vardı. Görme engelli okurlar için farklı karakterde yazarlar aynı tabloyu farklı şekillerde anlatıyorlardı. Okurken bu öyküler geldi aklıma. Başka insanlar, başka hayatlar, başka noktalar ve başka düşünüşler…

Lafı çok uzatmayayım. Engin Barış Kalkan, ne yazmak istediğini bilen bir yazar. İlk kitabı Maveraünnehir nereye dökülür? haddinden fazla iyilikte. Bu yıl içerisinde okuduğum yerli öykü kitapları içerisinde açık ara en iyisi. Öyküdeki arayışlarıma tam manasıyla karşılık gelen bir üslup, bir yazma çabası. Tebrik ediyorum. Kutluyorum. (Bu görüş tamamen kişiseldir. Okuyup da beğenmeyenler olacaktır.)

  • Maveraünnehir nereye dökülür? – Engin Barış Kalkan
  • İletişim Yayınları – Öykü
  • 138 Sayfa

 

Okumayı ve yazmayı sever.