Nahif Bir Doğu-Batı Analizi: Gölgeye Övgü – Mevlüt Altıntop


“Süs cinayettir.”
Adolf Loos (1870-1933)

“Zerafet soğuktur.”
Saito Ryoku (1868-1904)

Japonya deyince aklımıza ilk gelen şey teknolojide ulaştıkları seviye oluyor şüphesiz. Hemen arkasından disiplinli çalışkanlıkları ve geleneklerine olan bağlılıklarını sayabiliriz. Japon halkının modernleşme sürecinde diğer toplumlardan farklı bir yol izlediği için özüne sadık kaldığı söylenir. Aliya İzzetbegoviç (1925-2003), İslam Deklarasyonu adlı kitabında Batılılaşma konusunda Türkiye ve Japonya arasında yaptığı karşılaştırmada, Türklerin tümüyle Batı’yı taklit yöntemini seçtiklerini, Japonların ise kendi değerleri ile Batı’daki teknolojiyi birleştirerek ilerlemeyi benimsediklerini söyler. Süreç iki farklı yapıyı ortaya çıkarmıştır. Türkler özbenliğini kaybederek dejenere olmuş, Japonlar kültürel değerlerini koruyarak aşama kaydetmiştir. Oysa başlangıçta her iki devlet ve toplum Batı’ya karşı aynı pozisyondadır.

Fotoğrafa daha geniş açıdan bakmak gerekirse, on dokuzuncu yüzyıl maceranın başladığı dönemdir. Bu dönem, Batı’nın Doğu’ya üstünlüğünü bariz olarak hissettirmeye başladığı zaman dilimidir. Tarihin son üç büyük imparatorluğu (Osmanlı, Rus ve Japon) bu üstünlüğü tersine çevirmenin çaresinin Batılılaşmaktan geçtiğini düşünmüş ve fakat her biri farklı bir yol/yöntem seçmiştir. Osmanlı, eğitimi Batılı forma sokarak Batı’nın eriştiği seviyeye ulaşacağını, Çarlık Rusyası ise ideolojiyi ithal ederek Batı’yla boy ölçüşebileceğini düşünüp siyasetlerini buna göre tanzim ederken Japon İmparatorluğu Batı’dan teknik bilgiyi alarak ilerlemeyi makul bulmuştur. Nitekim yapılan mukayeselerden çıkan sonuç; Osmanlı’nın eğitim modeli olarak Batı’yı birebir taklit etmesinin değer kaybına yol açtığı, Japonya’nın ise geleneklerine bağlı kalarak tekniği almak yoluyla kültürel yapısını koruduğu şeklindedir. Bu aşamada Rus İmparatorluğu’nun seçtiği yöntemin de pek fayda sağladığı söylenemez. Bir asır bile sürmeyen amorf yapı çökmüştür.

Buraya kadar her şey normal gözüküyor. Fakat Juniçiro Tanizaki’nin (1886-1965) Gölgeye Övgü adlı eserini okuyunca Japon modernleşmesinin bildiklerimizden biraz farklı bir yönüyle karşılaşıyoruz. Jaguar Kitap etiketli seksen sayfalık Gölgeye Övgü, Didem Kizen tarafından Türkçeye çevrilmiş. Kitap, Tanizaki’ye ait on altı adet deneme ve kitabı İngilizce’ye çeviren Thomas J. Harper’ın Tanizaki’nin düşünsel yapısının analizini içeren Sonsöz’den oluşuyor. Juniçiro Tanizaki, kültürü için kaygılanan bir entelektüel görünümünde çıkıyor karşımıza. Hızla yaklaşan tehlikeyi göstermeye çalışıyor.

Kitapta, Batı menşeili kültür emperyalizminde son derece az etkilendiğini düşündüğümüz Japon kültürünün değişimi konu ediliyor. Tanizaki, Batı etkisine dair esaslı bir sorgulamaya girişiyor ve Doğu’nun doğallığının hızla kaybolduğunu söylüyor. Günlük hayatı sanat, kültür ve estetik açılarından ele alan Tanizaki, gelenek ve modernizmin zaman ve mekân bağlamında dönüşümüne değiniyor. Gölge olgusunun geleneksel Japon kültüründeki anlamsal karşılığını ve estetik görünümlerinin adeta resmini çiziyor. Diğer yandan modernizmle ile yayılan ışık ve aydınlığın pürüzsüz yapaylığına dikkat çekiyor. Tanizaki’ye göre huzursuzluk yayan bu ışık aşırılığının ortaya çıkardığı anlayış toplumsal kodları değiştirerek geleneksel yapıyı bozmaktadır. Oysa Japon kültürü doğal hâliyle aslına uygun kısmi aydınlatma içinde gölgelerin kol gezdiği bir mekânsal ortamda yaşayabilir. Batı’nın karanlık olarak nitelediği ürkütücü şey Doğu için aynı anlama gelmemektedir. Eskimişliğin bıraktığı ‘kir’ ve yıpranmışlığın yaşamsal bir değeri vardır. Özellikle mimaride mekâna yedirilen gölgeli atmosfer ve günlük hayatta kullanılan araç gereçlerin matlığı/sönüklüğü Japon kültürünün yaşamsal bir özelliğidir. Batı’dan gelen gösterişli anlayış bunun tam tersidir. Batı’ya göre her şey parlak ve pürüzsüz olmalıdır. Tanizaki, buradaki farklılıkların güzellik anlayışını da değiştirdiğinin altını çiziyor.

Gölgeye Övgü – Juniçiro Tanizaki
Jaguar Kitap – Deneme
136 sayfa
Çeviri: Didem Kizen

Gölgeye Övgü’de çok basit gibi görünen olay ve/veya olgular elitist bir estetizm ile değerlendiriliyor. Tanizaki, Japon toplumunun Batı kültürünü taklit ederek değiştiğini ve öz değerlerini kaybettiğini belirtiyor. Ona göre teknolojik yenilikler ve icatlar Doğu kültürünün içinden çıkmış olsa günümüz toplumları için daha yaşanılası bir dünya ortaya çıkacaktır. Bu bağlamda mevcut teknolojiyi Batı kültürünün bir taşıyıcısı olarak gören Tanizaki, sık sık Doğu-Batı farklılığı üzerinde duruyor. Gölgeye Övgü’yü sadece Japon kültürü açısından değerlendirmek anlamsal karşılığını eksik bırakacaktır. Kitaptaki değerlendirmeler modernleşme sürecinde Batı’nın kötü bir kopyasına evrilen tüm kültürler için genellenebilecek nitelikte diyebiliriz.