Nazlı Gürkaş: “Beni yazmaya iten en önemli güç, paylaşma ihtiyacıydı”

hep kitap etiketiyle geçtiğimiz aylarda raflardaki yerini alan Zeytin Ağacının Gölgesinde Yunanistan kitabının yazarı Nazlı Gürkaş‘la kitabı ve seyahat kültürü üzerine söyleştik.

Keyifli okumalar dileğiyle.


Zeytin Ağacının Gölgesinde Yunanistan, insanı gezginliğe sürükleyen, aynısı olmasa da bunları ben de yapmalıyım, ben de sokaklarda kendimi kaybetmeliyim, yeni yerler keşfetmeliyim duygusunu insana aşılayan bir kitap. Okuduğumdan beri Yunanistan’ı ziyaret etme hayali kuruyorum. Yazarken bunu sağlamak gibi bir amacınız var mıydı?

Evet, kesinlikle vardı. Beni yazmaya iten en önemli güç, paylaşma ihtiyacıydı. Yaşadığım tüm güzellikleri, ilham verici anları paylaşmak ve çoğaltmak istiyordum. Ardından da dediğiniz gibi “sen de yapabilirsin” mesajı geldi. Kendini akışa bırakabilen, seyahatin özüne inmek isteyen, tüketimden kaçınıp hayattaki asıl hedefi anı toplamak, mutlu olmak ve mutlu etmek olan herkes benzer deneyimler yaşayabilir.

İçinizdeki seyahat tutkusu okura rahatlıkla yansıyor ve sizin gerçek bir gezgin olduğunuzu düşünüyorum. Kitap çıktığından beri kendinizi daha çok gezgin olarak mı yoksa yazar olarak mı tanımlıyorsunuz?

Yazar olarak tanımlamıyorum kesinlikle, o unvanı hak edebilmeye daha çok var. Gezginlik ise çok eskiden beri karakterimi tanımlayan en güzel kavramlardan biri. Gözlerimi kapatıp hayatımdaki ilk seyahatimi düşündüğümde 8 yaşımın yaz ayları geliyor aklıma hemen. Ailemle birlikte minibüsten bozma bir karavanla 10 günlük bir Akdeniz turuna çıkmıştık. Kırklareli’den Ege ve Akdeniz sahil şeridini takip ederek Adrasan’a kadar seyahat etmiştik, dönüşü de Pamukkale üzerinden yapmıştık. Restoranlarda yemek yediğimizi pek hatırlamıyorum, kamp sandalyelerimizi en güzel manzaralı yere kurup yiyeceklerimizi kendimiz hazırlıyorduk çoğunlukla. Her sabah farklı bir şehirde, köyde açıyorduk gözümüzü. Bu seyahate çıkmadan önce babam bana minik bir defter verip gezip gördüğümüz yerlere dair notlar tutmamı istemişti. O karavan seyahati beni o yaşta öylesine etkiledi ki her gün en az bir saatimi yazmaya ayırdığımı hatırlıyorum. Serbest kompozisyon yazma derslerimizde de sürekli o seyahati anlatır hale gelmiştim. Daha o zamanlar bu tutku içime girmiş demek ki, bir daha hiç terk etmedi beni.

Önsözde Yunanistan’ı özlediğinizi anladığınız an, teşekkür etmek maksatlı yazdığınızı Yunanistan’a dair anılarınızı, hislerinizi paylaşmak istediğinizi anlatmışsınız. Peki, siz, kitabınızı daha çok bir anı kitabı olarak değerlendirdiğiniz oldu mu?

Anılar kesinlikle kitabın önemli bir kısmını oluşturuyor. Ancak bunlar Yunanistan’la ilgili tarihsel, kültürel bilgilerle de iç içe geçiyor çoğu bölümde. Kitabı okurken sadece anılara tanıklık etmiyor, aynı zamanda ülke hakkında da birçok şey öğreniyorsunuz. Müzik, Yunan kültürünün vazgeçilmez bir parçası olduğu için müziğe de önemli bir yer vermeye çalıştım kitapta. Her bölümün başında bir şarkı var; onları seçerken o şehirde doğup büyümüş müzisyenleri göz önünde bulundurdum. Sakız Adası ve Theodorakis nasıl ayrılamazsa Glykeria ve Kavala da birlikte gelmeli. O melodileri yaratan kişilere doğup büyüdükleri şehrin mutlaka etkisi olmuştur. “Zeytin Ağacının Gölgesinde Yunanistan”, Spotify’da kitap şarkılarından oluşan bir liste olarak mevcut; bölümleri okurken şarkıları tek tek araştırmanıza gerek yok, listeyi açıp kitabın akışına bırakabilirsiniz kendinizi.

Oldukça sıcak, Yunanistan’ın ve yaşadıklarınızın ruhuna uygun bir dil kullandığınızı düşündüm. Peki buradakilerden ve orada tanıştığınız dostlarınızdan aldığınız dönüşler nasıl?

Kitap yayımlandığından beri çok güzel tepkiler alıyorum. Paylaşma ihtiyacımın doğru yere ulaştığını görmek beni çok mutlu ediyor. Ayrıca kitabımda geçen Yunan dostlarımın hepsine yeniden ziyaretlerde bulunmak, kitabı kendim götürmek istiyorum. Bu yan yanayken yaşanması gereken bir mutluluk!

İnsanların sizin anılarınızı bu kadar çok seveceğini düşünmüş müydünüz?

Kitabı yazarken bunu hiç düşünmedim aslında. Tek derdim içtenlikli bir şekilde paylaşabilmekti içimden geçenleri. Samimiyet hissedilince böyle güzel tepkiler çıktı ortaya; ne mutlu bana!

Gezgin yönünüzü ilk ne zaman keşfettiniz?

Gezgin yönüm az önce bahsettiğim çocukluğumun karavan seyahatiyle birlikte ortaya çıktı. Ancak sürekli seyahat edip yer değiştirsem, aynı ülkede en az bir yıl kalma şansım olmasa gezginlik hissiyatım bu kadar derinleşmezdi diye düşünüyorum. Farklı bir ülkede yaşama ve derinlere inmeye vaktimin olması şu anki bakış açımı edinmemi sağladı.

Çok yeni bisikletle İtalya turu yaptınız. Bu yolculuğun zorlukları kadar güzellikleri de olmuştur eminim, yeni bir gezi kitabı yazma gibi bir düşünceniz var mı? Varsa eğer bu İtalya mı olacak yoksa rotanızdaki başka bir yer mi?

Kesinlikle var. Zeytin Ağacının Gölgesinde Yunanistan, Akdeniz üçlemesinin ilk kitabı.  Yunanistan’ı, İspanya ve İtalya takip edecek.  Temmuzun ikinci yarısında eşimle birlikte bisikletlerimizle 2 haftalık bir tura çıktık. Ağırlıklı olarak Puglia bölgesinde pedalladık. Bisiklet, uçmaya en yakın hissiyatı veren şey. Fiziksel olarak yorucu olsa da biz uçmaya çok yaklaştığımızı hissettik, şahane bir seyahat geçirdik, çok güzel anılar topladık.

Zeytin Ağacının Gölgesinde Yunanistan’ı okurken ben aynı zamanda detaylı bir araştırma yaptığınızı ve edindiğiniz bu bilgileri çok özümsediğinizi hissettim. Aktarımınız, diliniz bu konuda çok oturmuştu. Seyahate çıkmadan önceki araştırmalarınız yanı sıra bu kitabı yazarken de tekrar bir araştırma sürecini girdiniz mi?

Evet, seyahat öncesi birçok araştırma yapıyorum, orada bulunduğum sürece not alıyorum; ancak asıl yazmaya oturduğumda derinlemesine araştırmalar başlıyor. Bilgiye dayalı bir şey yazmak çok titiz olmayı gerektiriyor; yanlış yapma lüksünüz yok. Ancak ben bu kitabı yazma sürecimi çok şanslı bir şekilde geçirdim; araştırmalarımı sıkılıp yorulmadan keyifle yaptım ve kitabı 1,5 yıl gibi bir sürede tamamladım. Karşımıza çıkan çok güzel bir fırsat sayesinde eşim Berk’le birlikte birkaç yıllığına Türkiye’nin en güneyine, İskenderun’a taşınmıştık. Orada bahçesinde limon ve zeytin ağaçları, begonviller, yaseminler olan bir evde yaşadık. Kahve kokusuyla dolu evimizde huzur içinde anılarıma gömülüp yazma fırsatım oldu. Bahçemizde bakımını üstlendiğimiz çok sayıda kedi vardı. Onlar çimenlerde mutlulukla zıplayıp oynarken ben limon ağacının altında kitabımı yazdım, oya ağacına kurulu hamağımda Yunanistan’a dair kitaplar okudum. Yunanca şarkılar o ruh haline bürünmemde en önemli yardımcılarım oldu elbette. Bazı geceler yüksek sesli Yunanca şarkılar eşliğinde evimiz tavernaya döndü, anılar sel olup aktı.

İtalya’dan sonraki rotanız neresi?

İki hafta sonra çok merak ettiğim bir ada ülkesine, Malta’ya gidiyorum. Bu yıl Likya Yolu’nun bir parkurunu daha yürüdük, İtalya’nın güneyinde pedalladık, şimdi de sıra dalış odaklı bir seyahat olacak Malta’ya geldi. Tüm bu seyahatlerim yerel kültür, yemek, fotoğraf, kamp, spor ve macera gibi birçok tutkumu birleştirme şansı veriyor bana. İzlenimlerimi ve deneyimlerimi de kısa hikâyeler yazarak Instagram üzerinden @seyahatsanati hesabımdan paylaşıyorum.