Nilüfer Altunkaya Söyleşisi

5 Soru 1 Yazar köşemizin konuğu Nilüfer Altunkaya.

Keyifli okumalar…

11205091_10205294937866487_2955654587050076677_n
Notos’ta yayımlanan bir söyleşide “Hep ‘güzel’ şiirler yazan iyi bir ‘öykücü’ olmak isterdim”  diyorsunuz. Ve Sevgili Yalnızlık’ta yer alan öykülerinizdeki şiirsellik dikkat çekici. Buradan yola çıkarsak öyküde kurgunun gücünü, kullandığınız dil mi belirliyor sizce?

Evet, şiir ve öyküyü birlikte sürdürüyor olmamla ilgili olarak sık sık söylediğim bir söz bu. Aslında şair olmayı yüceltmek ve beni çok aşan bir anlam yüklemekle ilgili bir ifade. Bu noktadan devam edersek, kullanılan dili her yazın türü için çok önemsediğimi belirtmek isterim. Edebi türler söz konusu olduğunda, anlatılan şey her neyse, dil onun vücut buluş hali olduğu için elbette dili yetkin kullanmak çok daha önemli. Sanırım şiirsellik bu noktada benim için vazgeçilmez oluyor. Dili çarpıcı hale getiren bir anlatım olanağı olarak kullanıyorum şiirselliği. Öyküyü şiire çok yaklaştırmak amacıyla değil de kurguya kaçınılmaz bir katkısı olacaksa güçlendiriyor şiirsellik kurguyu.

Öyküde birçok unsur kurguyu güçlendirebilir ya da zayıflatabilir. Çünkü öykü bu unsurların dengelenmesi gereken bir tür bana göre.

Kitapta beni en çok etkileyen öykü “eylül güncesi” oldu. Anarşist diye addedilen komşusunun bir gece önce gördüğü kötü muameleyi unutmaya çalışan kahramanımız, “Pencereden bakıp unutmak istiyorum içimde çınlayan o geceyi,” diyor. Hem çokça üzülüyor hem de hiçbir şey yapmıyor. Komşusu açken tok yatan kimdendi?

Aslında o öyküde orta sınıf bir aileyi anlatmak istedim. Kahramanımız, 12 Eylül öncesinin karışık günlerinde kendi oğluyla aynı yaşlarda bir gencin ölmesine sessiz kaldıkları bir geceyi anımsıyor. Devrimci gençleri düşman olarak gören kocası darbeyi onaylıyor. Kadının sessizliği bir korkma biçimi aslında. Öncelikle aksi bir adam olan kocasından, sonra da onun devamı olarak duyumsadığı baskı biçimi olan devletten. Yaşlılık yıllarında karşı apartmandan genç bir kızı hayatının bu sessizliğine katarak hesaplaşıyor geçmişiyle. Ama yine dışarıya karşı sessiz. Komşusu açken tok yatmanın bedeli bir sessizlik aslında bu. Kendisine rağmen bir sessizlik. Devlet yana tavır alanların mecbur olduğu bir onaylayış belki de…

 

Birçok yayınevi ve yazar atölye çalışması yapıyor. Siz, Tepebaşı Belediyesi’nin kültür hizmeti olarak yaptığı çalışmalarda gözlemlediğim kadarıyla, sıkı bir çalışma ve dostluk ortamı sağlıyorsunuz. Atölye çalışmalarında nelere özen gösteriyorsunuz?

Bu çalışmaların aslında bir ihtiyaçtan doğduğunu düşünüyorum. Artısı eksisi mutlaka tartışılabilir tabii. Öncelikle tek amacımız öykü yazmaya odaklanmak değil. İyi bir okur olmaya çalışmak ya da edebiyata ilgili insanların bir araya gelerek birikimlerini paylaşabilecekleri bir ortam yaratabilmek… Özellikle yazmayı düşleyen ama nereden, nasıl başlayabileceğini bilemeyen ya da hayatın koşuşturması içinde yazmayı bırakmış ve yeniden başlamayı isteyen hemen herkesin biraz cesaret kazanması tek dileğim. Çünkü yazmak hem çok çileli hem de çok harika bir uğraş. Bu yüzden belli bir plan program dâhilinde herkesin kendi yolunu bulmaya çalışması, eşitliğin önemli olduğu bir konuşma alanı yaratılması, katılımcılarla birlikte geçirdiğimiz zamanın hepimize zevk vermesi ve yaratıcı enerjimizi aktif hale getirerek edebiyat coşkumuzu arttırması gibi olanakları yaratmaya özen gösteriyorum. Böylece vazgeçilmez dostluklar yakalayabildik. Bu yüzden de çok mutluyum.

13419001_10207950525854527_1611664330335058990_n

Son zamanlarda Öykü Atölyesi dışında ne gibi çalışmalarınız var?

Yazmak ve okumak bu ülkede akıl sağlığımı korumaya çalışırken elimden tutan alışkanlıklarım. Devam ediyorum elimden geldiğince…

 

Son olarak, Ne Okuyorum’un genç okur kitlesine bir yaz seçkisi yapsaydınız önerileriniz ne olurdu?

Bu aralar Kurt Vonnegut’ın Can Yayınları’ndan çıkan yeni çevirilerini çok severek okudum. “Galapogos”u, “Kör Nişancı”yı ve “Maymun Evine Hoşgeldiniz”i mutlaka okuyun derim. Peter Hankle yine son zamanlarda çok severek okuduğum bir yazar oldu. Yalçın Tosun’un, İlhan Durusel’in  öykülerini kaçırmayın lütfen. İsmail Gezgin’in “Sanatın Mitolojisi” ve Claude Levi Strauss’un “Irk, Tarih ve Kültür” adlı kitapları ilgimi çeken çalışmalar oldu.

Yaz seçkisi yapmak iddialı bir ifade, naçizane önerim farklı türlerden okumalar yapılması. Yani şiir, öykü, roman yani kurgusal yanı ağır basan edebi metinler ve felsefi metinler birbirini destekleyerek okunursa çok faydalı olur. Felsefe demişken Louis Althusser’in “Filozof Olmayanlar İçin Felsefeye Giriş”, yeni bir çeviri ve yaz için uygun sanırım.  Ben Marias ve Musil’in kışın zaman bulamadığım harika romanlarını okumak için sabırsızlanıyorum şahsen.

Harika sorular için teşekkürler…