Okurken Ölüme Rastlamak – 6

Wolfgang Borchert,  26 yaşında nedeni tam bilinmeyen bir hastalıktan ölür. Öldüğü yılın 1947 olduğu bilindiğinde genç yaştaki ölümü tuhaf gelmeyebilir. 2. Dünya Savaşı sırasında askerlik çağında olan bir erkeğin erken ölümü sıradan bir olaymış gibi  görünecektir. Ölüm çay demlemek kadar, ekmek dilimlemek kadar olağandır.

Oysa Borchert öykülerinde tam da bu ölümlere alışmanın, ölümü sıradan bir olay gibi görmenin saçmalığını ve hiçliğini anlatır.

Bir öyküsünde, siperden insanın başı yükselir, diğer taraftakiler bu başa ateş eder ve parçalarlar. Borchert ölenin artık koku almayacağından, gülümseyemeyeceğinden, mimikleriyle hiç bir şeyi ifade edemeyeceğinden bahseder. Koca savaşta, milyonların öldüğü savaşta her bir insan tek tek ölür.  Her biri bir potansiyelin yok oluşudur. Kimbilir nasıl hayalleri vardı, kim bilir daha neler yaşayacaktı diye sorar.

Ölümleri ölenlerin sayısının toplamı yerine tek tek bireylerin ölümü olarak düşünerek “normal” hayatımızı sürdürebilir miyiz?  Haberlerde şu ülkede şu iç savaşta 465.000 kişi hayatını kaybetti dendiğinde ne hissediyoruz?

Borchert; acılı, sancılı, tutuklama, hapis ve çoğunlukla hastalıklarla uğraşaral sürdürdüğü hayatına rağmen insana olan inancını, insanın duygu ve tasavvurlarına olan saygısını hiç kaybetmemiş gibi görünüyor. Ona göre savaşçılar emir almışlardır ve emirleri yerine getirmek zorundadırlar. Bir biçimde aslında “iyi” olduğumuza dair inancı hep sürdürüyor gibi görünüyor. Kardeşinin cesedinin yanından ayrılamayan çocuğa yardım eden insanlar hep çıkacakmış gibi. Bu nedenle de “O Zaman Yapacağın Tek Şey Var” başlıklı metninde yine tek tek bireylere seslenerek olası diğer savaşları insanların engelleyebileceğine dair bir inanmışlığı ve çağrısı yer alıyor.

Borchert öykülerindeki stili ”telgraf tarzı” diye nitelendiriyorlarmış. Kesik kesik, kısa, tekrar eden cümleler. Bu da doğru bir niteleme olabilir ancak öykülerin müzikal yönü ağır basıyor demek de mümkün;  bir tema etrafında dolaşan, kendini tekrarlayan bir melodi, alttan alta hissettirilen hayatın ve savaşın kimi zaman tekdüze kimi zaman karmakarışık ritmi ve tüm insanların birlikte yarattığı garip armoni.

Ve bu müzik yazılmayanı, yazılamayanı ve anlatılmayanları anlatmaya çalışır:

“…Aramızda, ah kim çıkar aramızda, kim kurşunlarla delik deşik bir akciğer hırıltısına bir şiir düzebilir, kim bir idam mahkumunun çığlığını şiire dökebilir, kim bilebilir o ölçüyü, bir ırza tecavüze uygun düşecek o ritmik ölçüyü, kim makinelilerin uluyuşuna verecek bir vezin bilebilir ve bir sözcük henüz göğün yansımadığı, yanan köylerin bile yansımadığı ölü bir at gözünün yeni susmuş çığlığını anlatabilecek bir sözcük bulabilir, hangi basımevinde yük vagonlarının pas kırmızısı, ak insan tenindeki bu kurumaya başlamış kan kabuklu kan kırmızı için bir harf bulunabilir? Evlerinize gidin, ey ozanlar, ormanlara gidin, balık tutun, odun kesin ve yiğitlik gösterin: Sükutla geçiştirin!”

Anlayabilmemiz için tuhaf benzetmelerle, konuşan rüzgarları, inanılmaz, karla kaplı cepheleri anlatır. Kokularla algımızı yükseltmeyi dener:

“Ve korku kokuyordu hava. Akşam, bira kokuyor ve patates tava kokuyordu. Uçsuz bucaksız sokaklar insan kokuyor, saksı çiçekleri ve yatak odalarının pencereleri kokuyordu.”

“Bir Doğu masalının gizemsel rayihasını taşıyor kendisinde, tahta, emek, saat yağı ve bal kokuyordu.”

“Irmakların buğusu sönmüş sisli mavinin ve grinin kokusunu duyuyor musun?”

Yazdıklarının çoğunu hasta yatağında yazdığı söyleniyor. Belki de bu nedenle hep acelesi varmış, hep zamanla yarışıyormuşcasına yazdığını öyküleri okudukça algılayabilirsiniz. Çoğu kısa olan öyküleri okurken bir tekrar hissine kapılabilirsiniz o nedenle okuma sürecini zamana yaymak daha uygun sanki.

YKY, daha önce ayrı ayrı basılmış olan öykülerin tamamını tek bir baskıda birleştirmiş. Zaten eski baskılar sahaflar dışında bulunamıyordu.  Kitapta ayrıca eski baskılarda da genelde yer alan Heinrich Böll’ün  1955 tarihli  “Wolfgang Borchert’in Sesi” başlıklı yazısı ve yazarın hayatına dair arkadaşı Bernhard Meyer-Marwitz tarafından yazılmış yaşamöyküsünü anlatan uzunca bir bölüm de var.

  • Wolfgang Borchert – Ama Fareler Uyurlar Geceleyin
  • Yapı Kredi Yayınları – Öykü
  • Çeviri : Kamuran Şipal
  • 336 sayfa