“Öncelikle kitabın hangi açığı dolduracağını tartışıyoruz”

Say Yayınları yayın koordinatörü Levent Çeviker ile yayınevinin kuruluş hikâyesini, yayın politikasını, kitapların seçilme ve yayıma hazırlanma süreçlerini konuştuk.

Say Yayınları’nın kuruluş hikâyesini sizden dinleyebilir miyiz? Nasıl kurulmuş, bugünlerine nasıl gelmiş?

Say 1980’lerin başında öncelikle kitap dağıtım firması olarak hizmet vermiş, birkaç yıl sonra yayıncılığa başlamış. O yıllarda henüz telif yasası da olmadığından bugün klasik olarak niteleyebileceğimiz birçok kitabı yayımlamış. Zamanla yayın politikasını daha ziyade felsefe üzerine yoğunlaştırmış. Çeviri eserlerin yanı sıra telif eserler üretilmiş. Fikir Mimarları Dizisi, örneğin, yayınevinin en eski ve uzun soluklu dizisi diyebilirim. Bu dizideki her kitap bir düşünürü, filozofu anlatıyor; neredeyse dizideki tüm kitapları konunun uzmanı olan akademisyenler kaleme almış. Aradan yirmi yıldan fazla bir süre geçmesine rağmen dizi hâlâ ayakta. Nietzsche’nin yirminin üzerinde kitabının çevirisi yine yayınevinin en eski kitaplarından.

Felsefe alanında Türkiye’nin en üretken akademisyenlerinden biri, belki de en üretkeni diyebileceğimiz merhum Ahmet Cevizci’nin de birçok kitabı yıllardır Say markası altında okuyucuyla buluşuyor.

Şu an bir sözlüğü geliyor yanlış bilmiyorsam?

Evet, daha önce farklı bir yayınevinden çıkmıştı. Çok hacimli, çok kapsamlı bir çalışma; 2000 sayfanın üzerinde, bugüne kadar yapılmış en kapsamlı felsefe sözlüğü. Şimdilerde onun hazırlığını yapıyoruz; tabii Ahmet Hoca’nın da eserinin yenilenmiş halini görmesini isterdik.

Yayın yelpazenizde başka hangi kitaplara yer veriyorsunuz?

Aslında edebiyat haricinde yayın yelpazemiz oldukça geniş. Felsefe alanında hem akademik hem de genel okur kitlesine yönelik yayınlar yapıyoruz, oldukça geniş bir felsefe dizimiz var. Genel metodoloji kitaplarından tutun felsefenin alt kollarına yoğunlaşan kitaplar basılmış, hazırlanmaya da devam ediyor. Bunlar Referans Kitaplar, Modern Düşünce gibi diziler altında toplanıyor.

Farsça öğretimi alanında en önemli isim olan Prof. Dr. Mehmet Kanar’a ait birçok çalışma yayımladık. Şu ana kadar hazırlanmış en büyük Farsça-Türkçe ve Türkçe-Farsça sözlükleri bastık. Yine Farsça öğretim setleri, gramer kitapları, dil alıştırmaları ile ilgili kitaplar da mevcut. Bunun yanı sıra yine Mehmet Kanar imzalı Osmanlı Türkçesi Sözlükleri, okuma kitapları ve alıştırmalarımız da var.

Antik filozoflardan Platon ve Aristoteles’in diyaloglarının tamamına yakını yayımlandı; tamamlanana kadar da çalışmalar sürecek. Bu kitapların çevirisini ve editörlüğünü Furkan Akderin yapıyor.

Bunların yanında sosyoloji alanında da temel referans kitapları bastık geçtiğimiz yıllarda. Sosyoloji alanında akademik çalışmalarını sürdüren akademisyenlerle birlikte çalıştık çoğunda. Sosyal Bilimler Dizisi olarak piyasaya sunmaya devam ediyoruz.

Son zamanlarda psikoloji alanında da gerek popüler gerekse disiplinin mihenk taşı olan kitaplar yayımladık. 2015 yılında Philip Zimbardo’nun Stanford Hapishane Deneyi’nden yola çıkarak “iyi insanlar nasıl kötü olur” temalı araştırması Lucifer Effect’i Şeytan Etkisi – Kötülüğün Psikolojisi başlığıyla yayımladık. 816 sayfalık bu kitap psikoloji tarihine damgasını vurmuş bir çalışma. Ayrıca, birçok daha temel, popüler kitaptan oluşan psikoloji dizimiz mevcut.

Aslında felsefe, psikoloji, sosyolojiye bir şekilde ilgisi olan, akademide olmasa da ilgisini çeken insanlara hitap eden kitaplar diyebiliriz bunlar için, değil mi?

Kesinlikle. Her yaştan insanın ilgisini çekebilecek kitaplar bunlar. Gerçek bir yaşamöyküsünden yola çıkarak yazılmış Bir Sosyopatın İtirafları mesela… Yazar kendi sosyopatik yaşamını takma bir isimle anlatıyor. Kitabın İngilizcesi tüm dünyada satış listelerindeydi yakın zamana kadar. Ya da temel insani bir duygu olan korku, bunun üzerine Korkunun Psikolojisi isimli bir kitabımız var; İsmail Yerguz çevirisiyle yayımladık.

Sosyoloji, psikoloji okuru biraz seçici oluyor. Say öyle kitaplar seçiyor ki referans kitap oluyor, üniversitede okutuluyor. Peki, bu kitapları nasıl belirliyorsunuz?

Kaynak kitap basmayı planladığımızda öncelikle kitabın hangi açığı dolduracağını tartışıyoruz. Kitabın iki ya da daha fazla disipline hitap etmesi karar verme sürecimizi hızlandırıyor. Bu aşamada konunun uzmanı akademisyenlerin görüşüne başvuruyoruz. Bazen kitabı kendileri çevirmek isteyebiliyorlar. Eğer bir disiplin için doğru kitabı seçmişseniz zaten kitap kendiliğinden kendi okuyucusunu buluyor. Bazı kitapları yakın temas içinde bulunduğumuz hocalar öneriyor, biz üretimi yapıyoruz.

Bir de klasik anlatı kitapları olmadığı için daha ince çalışılması gerekiyor…

Evet, çünkü bizim kitaplarımız bir roman gibi okunabilecek kitaplar olmuyor genellikle. Dizini oluyor, kaynakça kısmı oluyor, alt metni oluyor, sonnotu oluyor, dipnotu oluyor, tarih kitaplarında haritalar oluyor… Haritalarla uğraşmak bazen kitap metnini hazırlamaktan daha fazla zaman alabiliyor. Tabii bir de terminoloji konusu var… Türkçe literatüre yerleşmiş terminolojiyi oturtmanız gerekiyor metne. Bu da zorlu bir hazırlık sürecini beraberinde getiriyor.

En son Antikçağ İmparatorlukları isimli kitabı inceledim. Kitap oldukça kapsamlı ve ders kitabı mahiyetinde bir çalışma olmuş. Bahsettiğiniz gibi içinde fotoğraflar, haritalar, kaynakça, referans… Çok incelikli işti gerçekten.

Aynen öyle. Bu kitapların okurları da bizim “profesyonel okur” dediğimiz türden. Metinleri tetkik ediyorlar, yanlış gördükleri yerleri bizimle paylaşıyorlar; o yanlışı görebilen okurlar. Sadece kitabı okumuyorlar referans kısımlarını da ayrıca inceliyorlar, notlar alıyorlar. Bu da açıkçası bizim üzerimizdeki baskıyı arttıran bir faktör. Doğru iş yapmaya çalışıyoruz ama Türkiye’deki mevcut yayıncılık koşullarında kusursuz iş yapabilmek maalesef mümkün değil. Biz her ne kadar yapmak istesek de zaman ve maddi problemler nedeniyle hatalar doğabiliyor. Çünkü her iş ekstra bütçe gerektiriyor ve zamana ihtiyacı oluyor. Yayınevi emekçisi iyi bir iş çıkması için çabalarken seri üretim zorunluluğu kitaplara gereken özenin her zaman gösterilememesine neden olabiliyor. Ancak okur ve yayıncı elbette kusursuz kitap istiyor. Öncelikle bu handikabın çözülmesi gerekiyor; ne serden ne yardan vazgeçmek her zaman mümkün olmuyor.

Felsefe, psikoloji dalları haricinde tarih ve bilim kitapları da yayımlıyorsunuz. Bir de klasikler diziniz var sanırım?

Evet. Hatta geniş bir bilim kitapları dizimiz var. Biz bunlara popüler bilim demeyi tercih ettik çünkü konuya ilgi duyan herkese hitap etmesini istedik. Kitap seçimlerimiz de bu yönde zaten. Bir zamanlar Tübitak’ın bastığı ancak son 10 yıldaki “konu hassasiyetleri” sebebiyle yayımlamadıkları kitapların yeni baskılarını yaptık; bunların çoğu evrim, yaşamın kökeni ile ilgili kitaplar.

Popüler bilimin yanında çeşitli tarih kitapları yayımladık. Eski Dünya tarihinden tutun İkinci Dünya Savaşı’na kadar çok çeşitli kitaplar hazırladık, devam da edeceğiz.

Klasik eserleri yayımladığımız dizimizin adını “Ölümsüz Eserler” olarak belirledik. Zamana meydan okuyan, birçok dile çevrilen, birçok yayınevinin bastığı kitaplar bunlar. Zweig’ın Satranç’ı, Halil Cibran’ın Ermiş’i, Nizamülmülk’ün Siyasetname’si gibi…

Peki hiç edebiyata yönelme olacak mı?

Olmayacak gibi görünüyor. Kurgu eser yayımlamak ayrı bir hazırlık gerektiriyor; belki farklı bir marka yaratmak gerekiyor, bu konuyla ilgilenecek kişiler istihdam etmek gerekiyor. Bir de bu alanda çok fazla niteliksiz çeviri kitap var piyasada. Açıkçası şahsen de o tür kitaplar üretmek istemezdim. Yakın zamanda düşündüğümüz bir şey değil kurgu edebiyata yönelmek.

Yakın dönemde çıkan ve önümüzdeki yayın döneminde çıkacak kitaplardan biraz bahsedelim isterseniz.

Yakın zamanda yayımlayacağımız Bilim Felsefesi kitabı var Philipp Frank’ın. The Improbability PrincipleOlasılıksızlık Prensibi isimli bir kitap hazırlıyoruz. Kapsamlı bir Psikoloji referans kitabı geliyor bu yaz başında, A’dan Z’ye Psikoloji adında. İngiltere Tarihi, Astroloji 101, yine yakın zamanda yayınlayacağımız kitaplar arasında.

Biraz ülke gündeminden bahsedelim. Ülkenin ekonomik ve siyasal durumu yayınevini etkiliyor mu?

Etkilemez olur mu… Maalesef siyasal durum herkesi her aşamada etkiler oldu. İşin ekonomik kısmı ise yine siyasetle paralel. Çalkantılı denizde bir sal üzerinde ayakta durmak zordur; ülke gündemi de bunun gibi. Keyfi uygulamalar, kutuplaşmalar, ayrıştırmalar, biz-siz söylemleri, yani nereden bakarsanız bakın gündemin olumlu tek bir yanı yok. Durum böyle olunca üretimden satışlara kadar her alan etkileniyor. İnsanlar ekonomik zorlukla karşılaştıklarında önce “lüzumlu” olarak görmedikleri kitap, tiyatro gibi kültürel ürünlerden vazgeçiyor. Yani kitap ülkemiz için en kolay vazgeçilebileceklerin başında geliyor ne yazık ki.

Sizden okuyucularımız için yayınevinizden kitap tavsiyesi alarak söyleşimizi tamamlayalım…

Pozitif bilimde, sosyal bilimlerde, tarihte her ilgi alanına uygun bir kitap mutlaka var Say etiketi altında. Ben en sevdiğim kitapları söyleyeyim size: Şeytan Etkisi, İkinci Dünya Savaşı, Korkunun Psikolojisi, Bir Sosyopatın İtirafları, İnsan Vücudunun Öyküsü, Evrim Nedir?, Darwin ve Sonrası, İnsanın Evrimi, Carl Sagan’dan Mesaj, Kozmik Bağlantı ve Atalarımızın Gölgesinde, Erich Fromm’dan Sahip Olmak ya da Olmak ve İnsandaki Yıkıcılığın Kökenleri ve tabii ki İnsan Nasıl İnsan Oldu

Okumayı ve yazmayı sever.