Romandan öyküye, şiirden anlatıya raflardaki yerini alan 20 kitap

Yeni yılın ilk ayında yayınevleri harıl harıl 2018’in yayın programından ilk kitaplarını okurlarına sunmaya başladı. Oldukça hareketli bir yıl geçireceğimizi hissettiren kitaplar, bizleri heyecanlandırıyor.

İşte, sizler için derlediğimiz, içerisinde romandan öyküye, şiirden anlatıya, denemeden araştırma-incelemeye, farklı türlerdeki yeni çıkmış ve okurunu bekleyen 20 kitap:


1. Sarsıntı – Thomas Bernhard

Thomas Bernhard külliyatı içinde özel bir yeri olan, yazarın erken dönem eserlerinden Sarsıntı, yapısal anlamda heterojen sayılabilecek iki farklı tonda yazılmış düzyazıyı birleştiren, dönemi içinde yenilikçi biçemiyle dikkat çeken, insan doğasına ilişkin karanlık, kuraldışı bir anlatı.

Anlatının ilk bölümünde; bir sabah bir doktor ile oğlu nemrut, dağlık Avusturya kırsalında, günlük gezintilerinden birine çıkarlar. Rastladıkları sefalet, delilik ve çetin doğanın vahşiliği ile boğuşan birtakım renkli şahsiyetleri gözlemlerler. İkinci bölümdeyse farklı özgül ağırlıklara sahip meseleleri kendi bakış açısıyla öğüten, delibozuk, paranoyak Prens’in acımasızca akıp giden uzun monoloğuna tanık oluruz.

Thomas Bernhard Sarsıntı ile, varoluşun gizemine, insanın cinnet eşliğinde yürüyen, sağaltılamaz yaban yalnızlığına ilişkin delice hakikatlerle örülen bir söz ustalığı sergileyerek istikrarlı biçimde terbiyesini koruyan Avusturya edebiyatını ormana kaçırıyor.

“Bu sarsıntılardan sadece ben etkilenmiyorum,” dedi, “herkes bu sarsıntılardan etkileniyor. Biz aslında, büyük olduğunu sanmayın, dar bir binada hep beraber yaşıyoruz ve birbirimizden yüzbinlerce kilometre uzağız…”


2. Doksan Üç – Victor Hugo

Victor Hugo’nun son romanı olan Doksan Üç, Fransız İhtilâli’ni izleyen çalkantılı yıllara ilişkin belgesel niteliğinde bir başyapıt. Paris Komünü’yle Fransa’yı saran isyan dalgasının hemen ardından 1874’te yayımladığı Doksan Üç’te Hugo, Fransız İhtilâli’ne yönelik karşı-devrimci tepkilerin neredeyse iç savaş boyutuna ulaştığı bir tarihsel dönemeci ele alır. Üç bölümde sunulan tarihsel olaylar karakterlerin yazgısıyla iç içe geçerken kişisel görünenin tarihsel, tarihsel görünenin ise kişisel olduğu bir gerçeklik boyutu romanın merkezine yerleşir. Hugo’nun romancılık kariyerinin zirve noktasını teşkil eden Doksan Üç, İhtilâl’in altüst ettiği hayatlara, tarihin hızlanan temposuyla birlikte değişen koşullara ilişkin unutulmaz bir anlatı.

“Doksan Üç, romantik tarihsel romanın son yankılarından biridir. Fransız İhtilâli’ni eleştirmenin moda olduğu bir zamanda Hugo, ihtilâli yüceltir.”
GEORG LUKÁCS


3. Değiştirilmiş Karbon – Richard K. Morgan

PHILIP K. DICK EN İYİ ROMAN ÖDÜLÜ

25. yüzyıl. İnsanlık BM’nin gözetimi altında tüm galakside hüküm sürmekte. Irk, inanç ve sınıf farklılıklarının hâlâ devam ettiği bu dönemde teknolojideki yükseliş hayatı âdeta baştan tanımladı. Bir insanın bilinci depolanarak yeni bir bedene (ya da “kılıf”a) kolayca indirilebilir hale geldi ve ölüm olgusu, ekrandaki bir bipsesine indirgendi.

Eski bir asker ve BM elçisi olan Takeshi Kovacs daha önce de öldürülmesine rağmen son ölümü bilhassa acı vericiydi. Evinden 180 ışık yılı uzakta, eski adıyla San Francisco, yeni adıyla Bay City’de yeni bir bedende uyanan Kovacs kendini, “varoluş”u alınıp satılır şeyler olarak gören bir topluma göre bile karanlık ve büyük ölçekli bir komplonun tam merkezinde buldu. Dünyanın en güçlü insanlarından biri olan Laurens Bancroft bir ölümün sırrını açığa çıkarmak için Kovacs’ı tutmuştu: Kendi ölümünün.

Blade Runner ve Neuromancer gibi eserlerin izinden giden siberpunk türündeki Değiştirilmiş Karbon, son zamanların en dikkat çeken bilimkurgu-distopya romanlarından biri.

Değiştirilmiş Karbon’un evreni özgün ve çarpıcı. Muazzam karakterler ve eşsiz bir gizem barındırıyor.” –Patrick Rothfuss

“Şahane bir iş. Mükemmel bir bilimkurgu. Değiştirilmiş Karbon, çok iyi bir giriş yapıyor ve hızını gittikçe arttırıyor. Eşit derecede merak uyandırıcı ve özgün bir eser; son sayfaya kadar elinizden düşüremiyorsunuz.” –Peter F. Hamilton

“Zekâ dolu bir kara noir, eşsiz bir kurgu ve hikâyesini dört gözle öğrenmek isteyeceğiniz bir karakter.” –Ken McLeod

“Bu hızlı okunan, etkileyici roman William Gibson’ın Neuromancer’ı ve Norman Spinrad’ın Deus X’inin merak uyandırıcı bir karışımı.” –Publishers Weekly


4. Aşk Yeniden İcat Edilmeli – Nazlı Eray

Fantastik edebiyatın kraliçesi Nazlı Eray, yeni romanında Jim Morrison efsanesinin gizemlerini gün ışığına çıkartıyor!

Milyonların sevgilisi, rock efsanesi Jim Morrison… ve onun taparcasına hayran olduğu; kural tanımazlığı, asiliği, başkaldırısı, edebiyatı allak bullak eden dehası karşısında büyülendiği ünlü Fransız şair Arthur Rimbaud… ve mavi gözlü güzel Pamela.

1971 yılında, henüz 27 yaşındayken, Paris’te bir apartman dairesinin küvetinde ölü bulunan Morrison. Pamela’nın birbirini tutmayan ifadeleri. Apar topar bir cenaze merasimi, sonsuzluğa göçüş, Paris’te, Père Lachaise’de yapayalnız bir mezar!

Yıllarca Jim’in hayranlarının tapınağı haline gelen bu mezarın üstünde yer alan mermer büst, çiçekler, grafittiler ve viski şişeleri ile donanmış mezarda geçirdiği 8 yıl boyunca, Jim’in bu dünyadaki sureti olmayı sürdürüyor; karanlık, soğuk, ıssız geceler, sonsuza akan kımıltısız günler boyunca hayatın anlamını çözmeye çalışıyor.

Jim Morrison’ın mermer büstü konuşuyor, aşka ve ölüme dair, şiire dair, hayata dair, hiç kimsenin bilmediği şeyler anlatıyor, anılarını fısıldıyor okurun kulağına.

Sekiz yıl sonra ne mi oluyor? Aşk yeniden icat ediliyor, roman Bodrum’da, Koyunbaba’da devam ediyor!


5. Kardeşim – Esther Gerritsen

Başarılı bir iş kadını olan Olivia çok kısa bir süre sonra önemli hissedarlar toplantısına girecektir ki, ağabeyinden bir telefon alır. Bacağı kesilmek üzeredir. Marcus ve Olivia birbirlerini nadiren görseler bile bu ameliyat onu sadece kaybedeceği kendi bacağı gibi beklenmedik bir anda yakalamıştır. Her şeyi bir kenara itip ağabeyini kurtarmak için umutsuz bir çaba içerisine girer. Ancak asıl soru şudur: Kurtarılmaya ihtiyacı olan gerçekten ağabeyi midir?

 “Hemen üstüne gelen panik duygusuna karşı saldırıyı başlattı ve yüksek sesle bir matra gibi şunları söyledi: Benim yapabileceğim hiçbir şey yok, onu kurtaramam, yapabileceğim hiçbir şey yok.”  Kardeşlik ve aile bağları üzerine kısa ama etkileyici bir roman.


6. Geceyi Anlat Bana – Djuna Barnes

Geceyi Anlat Bana, okuru kendine has rayihasıyla sarhoş eder, ıstırabın derinlerinden bir inci çıkarır. Jeanette Winterson’ın “içinde bir incinin eridiği kadehten şarap içmek gibi” sözleriyle nitelediği okuma eylemi bir esrimeye dönüşür. Düşkünlerin, fahişelerin, müptelaların, hayal ve gerçek arasında salınırken ruhu arafta kalıp acı çekenlerin, gecenin mahremiyetine sığınanların hikâyesini belleklere kazıyan bu lirik metin, dönemin bohem hayatının atmosferini yansıtma kabiliyetiyle tarihten sisli bir kesit sunuyor.


7. Fırtına Takvimi – Jale Sancak

2014 Duygu Asena Roman Ödülü sahibi Fırtına Takvimi daha çok öyküleriyle tanıdığımız Jale Sancak’ın ilk romanı.

Yelnehir, Doğu’nun ücra bir köşesinde, fırtınaların eksik olmadığı bir kasaba. Yaşam şartlarının zaten çok zor olduğu kasabada bir avuç insanın kaderi acı bir olayla kesişir. Kevser ile Halil birbirlerine aşkla bağlı olsalar da yoksulluğun, çaresizliğin pençesinde kıvranmaktadırlar. Yüksek ateşle kasabanın hastanesine götürdükleri kızları Berru’nun ölümüyle iyice yıkılırlar. Kızlarının ölümünden büyük şehirden kasabaya tayin edilmiş doktor Levent’i sorumlu tutan ve adalet arayan Halil’in başına gelmedik kalmaz: Karakolda dayak yer, aşağılanır ve çevresinden iyice kopar. Doktor Levent’in karısı Süreyya rüzgârın hiç dinmediği bu küçük kasabada çok mutsuzdur. Küçük Berru’nun ölümü, evliliğini ve kendi hayatını sorgulamasına yol açar. Levent’le gizli bir ilişki yaşayan hemşire Nur da geçmişiyle barışabilmek için iç hesaplaşma yoluna gitmek zorunda kalır.

Geçmişin ve şimdinin travmalarıyla başa çıkmaya çalışan insanların yürek parçalayan hikâyeleri, usta edebiyatçı Jale Sancak’ın kalemiyle hayat buluyor.


8. Sürgün Ruhlar – Levent Yanlık

“Tuhaf bir cazibesi vardır bu şehrin. Uyuşturucu gibidir, bağımlılık yapar. Çok şehirler gördüm ama rüyalarıma giren sadece odur.

Belki de şehrin üzerinde asılı duran kesif esrar dumanının eseridir bu.

Amsterdam, hem Amsterdam’dır hem de çok daha fazlasıdır; birazcık Paris, hallice bir Heidelberg, şurasından bakınca tıpatıp Brugge, hatta Fas; İstanbul, Güney Amerika’dır ve aynı zamanda değildir.”

İri kıyım Mike, fahişe Julia, uyuşturucu kaçakçısı Selahattin, kötülüğü severek yapan Emil, adı bile tuhaf Sanayi, Sanyok, Vanyok, Danil üçlüsü ve Tanya…

Her nedense, dilini bilmedikleri bir yabancıya dert anlatır gibi yaşadıkları kaçak göçek hayattan söz eden bu karakterler, Levent Yanlık’ın ustalıklı anlatımıyla ete kemiğe bürünerek bir araya geliyor.

İnsan zihninin derinliklerine farklı bir pencereden bakan Sürgün Ruhlar, iyilikle kötülüğün arasındaki hüznü ve neşeyi, kederi ve sevinci yansıtıyor.


9. Yasemin Adam – Unica Zürn

“Umuttan kurtuluş özgürlüktür,” diyen Unica Zürn, 1970 yılında bir otelin altıncı katından atlayarak yaşamına son veriyor.Alman edebiyatının en sıra dışı yazarlarından olan Zürn’ün yaşamı ve yapıtları birçok açıdan Tezer Özlü’yü hatırlatıyor. Metinlerine sirayet eden intihar teması ve otobiyografik izler, psikiyatri kliniklerinde geçirdikleri zamanlar…

Ünica Zürn Yasemin Adam romanıyla şizofrenisini konuşturuyor. Hastalığının bastırılmış ve sınırlandırılmış düşüncelerini yazıya geçiriyor.


10. Veda Divanı – Ahmet Telli

Edebiyatımızın önemli şairlerinden Ahmet Telli, 1966 yılından itibaren yazdığı şiirlerini bir külliyat haline getiriyor. Veda Divanı, Telli’nin 50 yıllık şiir dünyasına topluca bir bakış özelliğini taşırken, Türk şiirinin de önemli izleklerini içerisinde barındırıyor; şiirin yakın geçmişimizdeki evrimini Telli özelinde gözlemlemek ve ayırdına varmak için kıymetli bir çalışma.


11. Güvercinler ve Matmazeller – Demir Özlü

Güvercinler ve Matmazeller’de yazarın 2012’de YKY tarafından yayımlanan Sürgün Küçük Bulutlar adlı bütün öyküler kitabının dışında kalanlar ve daha sonra yazdığı klasik öyküler bir araya geliyor. Özlü, anı-deneme ekseninde yazdığı klasik öykülerini “Düş Öyküleri” adıyla dosyalamış, bunlardan kısmını 2011’de Kendi Evine Varamamak’ta toplamıştı. Güvercinler ve Matmazeller’deyse, son yıllarda dergilerde çıkan benzeri öykülerini ve 1950’lerin dergilerinde unutulmuş ilk öykülerini de bu kitaba ekledi. Düş, tutku ve bunaltıdan mürekkep kalem, okurunu Stockholm, Paris, Berlin, Beyoğlu, Fatih, Simav, Ödemiş gibi birbirine uzak yerlerde ve birbirine uzak zamanlarda gezdiriyor.

Güneş batarken Tepebaşı’ndaki cadde eflatuni bir renge boyanıyor. Eyüp sırtlarında batan güneş ölümü çağrıştırıyor. Sonsuzluğu. Sonsuzluk içinde yok oluşu. Eskinin hayalleri… Eyüp sırtlarında yapılmış bir gezinti. Bir sevginin aranışı. Sonra dönüş yolu. Yorgunluk. Ağaçlı, küçük ön bahçeler. Sonra bu çatı katına çıkıp uzanmak. Derin bir yorgunluktan kurtulmak için, çatılardaki duruşları sakinlik veren bacaları seyretmek. Sakin bir yaşam düşlemek. Bacalarla sakin bir yaşam.


12. Wilhelm Meister’in Çıraklık Yılları – Johann Wolfgang Von Goethe

Wilhelm Meister’in Çıraklık Yılları’nın Avrupa edebiyatına etkisi müthiş oldu. Romantiklerden Friedrich Schlegel romanın çağı için Fransız Devrimi ve Fichte’nin felsefesi kadar önemli olduğunu söyledi. Schopenhauer’a göre yazılmış dört büyük romandan birisiydi; o kadar etkilenmişti ki, Yaşam Bilgeliği Üzerine Aforizmalar’da sık sık alıntı yaptı. Beethoven, Schubert besteler yaptı; Ambroise operaya aktardı; Wim Wenders serbest bir uyarlamasını filme aldı.

“Haz, mutluluk ve neşe aradığımızda çoğu kere bir faniye uygun şekilde talimat, öngörü ve bilgi buluruz. Goethe’nin Wilhelm Meister’inde bu motif alttan alta hep duyulur, bu yüzden üstün bir roman değil midir zaten!” – Arthur Schopenhauer –


13. Yüzüncü Kraliçe – Emily R. King

Zalim krallar, güç uğruna yitirilen hayatlar, kadınların erkekler için döktükleri kanlar… Emily R. King fantastik üçlemesinde okurları özgürlük ve barış uğruna verilen bir mücadelenin gerilimine ve heyecanına davet ediyor!

Kimsesiz Kalinda daha bebekken bir manastıra getirilir, çocukluğunu ateşler içinde yanarak geçirmiştir. Nihayet iyileşip on sekiz yaşına bastığında tek arzusu; yuvası bildiği manastırda kalmak, huzur içinde bir hayat sürmektir. Fakat “hayırseverlerin” bağışlarıyla ayakta duran manastırın kuralları belli. Hayırseverler istediklerinde gelip oradaki kızlardan birini “talep” edebilir; eşi ya da cariyesi yapabilir. Kalinda’yı talep edense kötülerin kötüsü, zalimliğiyle nam salmış Raca Tarek. Kalinda manastırdan ayrılıp Turkuaz Saray’a gitmekle kalmayacak, racanın yüzüncü kraliçesi olmak için doksan dokuz eş, sayısız cariyeyle ölümüne savaşacak. Huzurlu ve özgür bir hayat peşinde olan Kalinda saray duvarları arasında aşkı da bulunca kendine nasıl bir yol seçecek? Başkalarının onun için seçtiği yoldan mı gidecek yoksa ruhundaki en yasaklı güce ulaşıp mücadele etmeyi mi tercih edecek?

Emily R. King’in yazdığı Yüzüncü Kraliçe’de fantastik roman sevenleri heyecan dolu bir macera bekliyor!


14. Kant ve Kırmızı Elbise – Lamia Berrada-Berca

Kara bir örtüye hapsedilen genç bir gelin, içine doğan arzunun ve bilginin keşfiyle bambaşka bir dünyanın kapılarını aralar. Beklenmedik bir şekilde karşısına çıkan kırmızı bir elbise ve ünlü filozof Kant’ın “Aklını kullanma cesareti göster,” sözü, genç kadını hayatını değiştirecek içsel bir devrime sürükler.

Yazarın özgürlük düşüncesinin derinliklerine inmek amacıyla kaleme aldığı bu şiirsel romanına, Aydınlanma dönemi metinleri de eşlik ediyor.


15. Yukarı Mahalle – John Steinbeck

Birinci Dünya Savaşı ve Büyük Buhran yıllarının boğucu atmosferinde yerleşik kalıpların dışına taşanların, gelecek kaygısı taşımayan ama bugünü de sonuna kadar yaşayanların, sistemin dışında kalmakta direnenlerin, beş parasız aylak takımının hikâyesi Yukarı Mahalle.Sıradışı ilişkileri, tuhaf alışkanlıkları,durduk yere çıkan kavgaları, renkli karakterleri ve hatta köpekleriyle dostluğun,dayanışmanın,fedakârlığın ama illa ki neşenin kol gezdiği bu sokaklarda yoksulluk bir üzüntü, işsizlik bir yoksunluk olmaktan çıkıyor.

Küçük insanların hikayelerinden dev yapıtlar yaratan dünya edebiyatının usta kalemi John Steinbeck’in Tatlı Perşembe ve Sardalye Sokağı’yla oluşturduğu üçleme Yukarı Mahalle’yle tamamlanıyor.


16. Hayat, Saat Farkıyla – Akif Kurtuluş

Gündüz sataştığım kalabalık ayın altında beni azarlıyor pazaryerinde yıkarak geçtiğim omuzlar zarafet kursunda ders vermeye başlamış herkes alışkanlıklarını değiştirmiş şehrin çıtakları bir bir kırpılırken payıma huysuzluk düşmüş

On iki yıl aradan sonra yeniden ve bir kez daha Akif Kurtuluş şiirleri…

Maziyi anlamaya cesaretli, var olmayı kavramaya hazır, kendini saklayacak kadar sade… Hayat, Saat Farkıyla…


17. Yumuşakçalar – Elmas Şahin

“Zamana Vuran Dalgalar” ve “Leylâ Erbil Kitabı”nın yazarı Elmas Şahin’den oyunlarla dolu şaşırtıcı bir yeni roman.

TANRI mı yazmış bu oyunu efendimiz?

hangi oyunu?

oyun dediniz.

oyun mu dedim?

evet efendimiz

oyun

oyun efendimiz

ne oyunu?

TANRI’nın oyunu

herkes oyun oynar molric

siz oynuyor musunuz?

bilmiyorum molric.

oynamalı mıyım?

olabilir efendimiz

cevap vermediniz

neye molric?

bu oyunu kim yazmış?

bilmiyorum molric

kimin yazdığının önemi yok

kimin oynadığının da

onların önemi yok

önemli olan ne efendimiz?

Oyun

oyun mu?

evet oyun


18. Alavara – Can Yücel

Bana Bir Varmış… de!

Bir Varmış Bir Yokmuş… deme!

İçime dokunuyor…


19. Alexandar’ın Köprüsü – Willa Cather

Trrajik aşk üçgeni bu ilk romanından başlayarak Cather’in karakteristik teması olmuştur.

Bartley Alexander, “nehir tanrısı gibi göründüğü” geçmişiyle ünlü bir köprü mühendisiydi. Akıl hocası tarafından “Londra’da kurtlarını dökerken” keşfedilmiş ve Amerika’ya geri dönüp ona ün kazandıran işleri yapmaya başlamıştı. Şimdi on yıllık evliyken aktris Hilda Burgoyne’la karşılaşır; geçmişinden neredeyse unutulmuş bu aşk yüzünden nafile bir çabaya kalkışır: gençliğinin engin ufuklarını geri kazanmak.


20. Vampirin Öpücüğü, Âşığın Kanı – Veli Uğur

Belirli formüllere, basmakalıp kahramanlara ve olaylara dayanan seri üretim popüler romanlar, yaygın olarak tüketilmelerine rağmen edebiyat kanonu dışında görülürler. Popüler romana yönelik akademik ilgi de sınırlıdır. Bu noktadan yola çıkan Veli Uğur, Vampirin Öpücüğü, Âşığın Kanı’nda yerli popüler romanlar üzerine genel bir tasnif çalışması yapıyor. Popüler romanın tüm türlerinde bir ilerleme kaydedilen 1980 sonrasına odaklanan Uğur, tasnifini aşk romanları, hidayet romanları, bilimkurgu romanları, polisiyeler, casus romanları, fantastik romanlar, korku romanları, siyasal kurgular ve tarihi romanlar altında yapıyor. Her türü ve türün  alt kategorilerini temsilen incelediği eserlerle popüler romanların özelliklerini belirliyor.

Vampirin Öpücüğü, Âşığın Kanı, popüler romanı bir araştırma alanı olarak kültürel çalışmalardan siyaset bilimine farklı disiplinler içinde değerlendirebilecek araştırmacılar için faydalı bir kaynak.

Ne Okuyorum? ekibinin kolektif paylaşımlarının hesabıdır. Arkasında sadece bir kişi yoktur. Bir fikir vardır! Hiç!