Saf ve Düşünceli Romancı: Orhan Pamuk’u etkileyen 43 kitap

Saf ve Düşünceli Romancı, Orhan Pamuk‘un 2009 sonbaharında Harvard Üniversitesi’nde verdiği Charles Notron konferanslarındaki konuşmalarından derlenerek kitaplaştırılmış, Pamuk’un romana ve roman sanatına bakışını samimi bir dille, eleştiri ve özeleştiriyle kaleme aldığı kitap.

Kitapta, onlarca kitaptan, romandan, denemeden bahsediyor Orhan Pamuk. Onun kendi özgün sesinin ortaya çıkma serüveninin geçtiği yolları daha iyi anlamamızı sağlayan Saf ve Düşünceli Romancı, içerisinde yazma uğraşı içinde olanları yönlendirebilecek pek çok okuma listesini de barındırıyor.

Bizler de, kitap içerisinde yer alan kitaplardan oluşan bir okuma listesi oluşturduk. 43 kitaptan oluşan bu devasa okuma listesi, okuma ve yazma eyleminizi şekillendirebilecek sağlam bir öneri listesi olma özelliğini taşıyor.

İşte, Orhan Pamuk’u etkilemiş, ilham vermiş 43 kitap:


1. Savaş ve Barış – Lev Tolstoy

“…Savaş ve Barış’ta Dorodino Savaşı’nı Pierre’in bir tepeden seyredişini okumak, benim için roman okumanın bir çeşit modeli gibidir…”


2. Dönüşüm – Franz Kafka

“…Geniş bir manzarada, savaş alanlarında ya da doğada değil de, odalarda, ev içlerinin kapalı ve boğucu ortamlarında geçen bir romanı da, mesela Kafka’nın Dönüşüm’ünü de tıpkı bir manzaraya bakar gibi, kafamızda bir resme çevirerek, bu genel manzaranın atmosferine alışarak, ondan etkilenerek ve aslında hep onu arayarak okuruz…”


3. Anna Karenina – Lev Tolstoy

“Anna Karenina hem gelmiş geçmiş en mükemmel romanlardan biri hem de Tolstoy’un defalarca düzelte düzelte romanı nasıl yazdığını bilenler için çok büyük bir özenle yazılmış bir kitaptır. Ama kahramanların tek tek hikâyelerini anlatırken hiçbir yanlış yapmayan Tolstoy’un, Anna Karenina’da, ortak nesnel zamanı iyi düzenleyemediğini, kahramanların takvimlerinin birbirini tutmadığını, yani romanda bir editörün fark etmesi gereken pek çok kronolojik hata olduğunu Nabokov -Tolstoy’dan zeki gözükmenin zevklerini de çıkararak- göstermiştir. Romandaki bu tutarsızlıkları, kitabı severek okuyan okur, Tolstoy&un eşzaman konusundaki uyarılarını doğru sanarak okuduğu için fark etmez bile. Yazarın ve okurun bu dikkatsizliği arkasında, romanları kahramanların serüvenlerine ve dünyayı algılayışlarına odaklanarak yazma ve alışkanlığı yatar.”


4. Kırmızı ve Siyah – Stendhal

“Bir romanı okumaya başlamanın, bir manzara resmine girmek gibi bir şey olduğunu, romancıların çoğu gizlice ya da açıkça sezerler. Stendhal’in Kırmızı ve Siyah’a nasıl başladığını hatırlayalım: Önce uzaktan Verrieres kasabasını, üzerinde oturduğu tepeyi, kırmızı kiremitli beyaz evleri, sevri damları, gür kestane kümelerini, yıkıntı halindeki surları görürüz. Aşağıda Doubs çayı vardır. Derken kereste bıçkıları, renkli kumaş fabrikasını fark ederiz.

Ama bir sayfa sonra önemli kahramanlarından belediye başkanıyla karşılaşmış, onun ruh durumunu hemen tanımışızdır.”


5. Anayurt Oteli – Yusuf Atılgan

“Saf ve iyimser romancıyla düşünceli romancıyı birbirinden ayıra şey, 1970’lerde Türkiye’de sürekli vurgulanan kır-şehir ayrımı da değildir. Hayatının çoğu Manisa’da geçmiş Yusuf Atılgan, Anayurt Oteli’nde son derece ‘düşünceli’ bir tutumla hikâyesini anlatırken, köy romanlarının ilk örneklerinden Yaban’ın yazarı Yakup Kadri Karaosmanoğlu’nun İstanbul’da geçen bütün romanları ‘saf’ bir yazarın dünyasını hissettirir bize.”


6. Yaban – Yakup Kadri Karaosmanoğlu

“Saf ve iyimser romancıyla düşünceli romancıyı birbirinden ayıra şey, 1970’lerde Türkiye’de sürekli vurgulanan kır-şehir ayrımı da değildir. Hayatının çoğu Manisa’da geçmiş Yusuf Atılgan, Anayurt Oteli’nde son derece ‘düşünceli’ bir tutumla hikâyesini anlatırken, köy romanlarının ilk örneklerinden Yaban’ın yazarı Yakup Kadri Karaosmanoğlu’nun İstanbul’da geçen bütün romanları ‘saf’ bir yazarın dünyasını hissettirir bize.”


7. Roman Sanatı – E. M. Forster

“E. M. Forster, Roman Sanatı adlı kitabında, bir romanın bizim için değerini belirleyen son kıstasın ona duyduğumuz şefkat olduğunu söyler. Benim için ise bir romanın değeri, merkezinin dünyanın merkezini, anlamını ima edebilme gücünde yatar.”


8. Duygusal Eğitim – Gustave Flaubert

“…roman sanatının ruhuna ve biçimine en uygun tarz, Almanların Bildungsroman dediği genç kahramanların dünyayı tanıyarak olgunlaşmasını anlatan gelişme, eğitim, olgunlaşma romanlarıdır. Gençliğimde, Bildungsromanları (Flaubert’in Duygusal Eğitim’i, Thomas Mann’ın Büyülü Dağ’ı) okuya okuya kendimi geliştirdim…)


9. Robinson Crusoe – Daniel Defoe

“Daniel Defoe Robinson Crusoe’yu yayımladığında, anlattığı hikâyenin kendi hayal gücünün bir kurmacası olduğunu saklamış, bunun gerçek bir hikâye olduğunu iddia etmiş, daha sonra romanın ‘uydurma’ olduğu ortaya çıkınca, utanarak hikâyesinin ‘kurmaca’ olduğunu bir ölçüde kabul etmişti.”


10. Usta ile Margarita – Mihail Bulgakov

“Batı dışındaki roman sanatında bir dönem yeni seslerin, yeni bi imlerin keşfi, bu zorunlu ve özgün tepkiler sayesinde olmuştur. Burada alegorik okumaya açık romanlar var aklımda: Rus Mikhail Bulgakov’un Usta ile Margarita’sı, İranlı Sadık Hidayet’in Kör Baykuş’u, Japon yazar Junichiro Tanizaki’nin Naomi’si ya da Tanpınar’ın Saatleri Ayarlama Enstitüsü gibi…”


11. Kör Baykuş – Sadık Hidâyet

“Batı dışındaki roman sanatında bir dönem yeni seslerin, yeni bi imlerin keşfi, bu zorunlu ve özgün tepkiler sayesinde olmuştur. Burada alegorik okumaya açık romanlar var aklımda: Rus Mikhail Bulgakov’un Usta ile Margarita’sı, İranlı Sadık Hidayet’in Kör Baykuş’u, Japon yazar Junichiro Tanizaki’nin Naomi’si ya da Tanpınar’ın Saatleri Ayarlama Enstitüsü gibi…”


12. Naomi – Junichiro Tanizaki

“Batı dışındaki roman sanatında bir dönem yeni seslerin, yeni bi imlerin keşfi, bu zorunlu ve özgün tepkiler sayesinde olmuştur. Burada alegorik okumaya açık romanlar var aklımda: Rus Mikhail Bulgakov’un Usta ile Margarita’sı, İranlı Sadık Hidayet’in Kör Baykuş’u, Japon yazar Junichiro Tanizaki’nin Naomi’si ya da Tanpınar’ın Saatleri Ayarlama Enstitüsü gibi…”


13. Saatleri Ayarlama Enstitüsü – Ahmet Hamdi Tanpınar

“Batı dışındaki roman sanatında bir dönem yeni seslerin, yeni bi imlerin keşfi, bu zorunlu ve özgün tepkiler sayesinde olmuştur. Burada alegorik okumaya açık romanlar var aklımda: Rus Mikhail Bulgakov’un Usta ile Margarita’sı, İranlı Sadık Hidayet’in Kör Baykuş’u, Japon yazar Junichiro Tanizaki’nin Naomi’si ya da Tanpınar’ın Saatleri Ayarlama Enstitüsü gibi…”


14. Kayıp Zamanın İzinde – Marcel Proust

“…Ben de Proust’un kendine benzer bir kahramanın dünyasını anlatan ünlü romanı Kayıp Zamanın İzinde’nin ciltlerini okurken, hangi ayrıntının ve hikâyenin yazar tarafından ne kadar yaşanmış olduğunu merak ederim. Biyografileri bu yüzden severim ve film yıldızı ile canlandırdığı kişiy birbirine karıştıran seyircinin bu saflığına çok fazla gülmem.”


15. Madam Bovary – Gustave Flaubert

“Flaubert’e atfedilen ve çok sevilen ‘Ben Madame Bovary’yim,’ sözüyle kastedilen şey işte bu olmalıdır. Flaubert ne kadındır, ne evlenmiştir, ne de kahramanınkine benzeyen bir hayat yaşamıştır. Ama onun duyumsal deneyimlerini (mutsuzluğunu, renkli bir hayat özlemini ya da taşradaki hayatın ev içi ayrıntılarını, hayallerle orta sınıf hayatının acı farkını) onun gibi yaşamış, onun gibi görmüş; kendi görüş şeklini de Madame Bovary’nin görüşü gibi, derin bir inandırıcılıkla ifade etmiştir.”


16. İtiraflar – Jean Jacques Rousseau

“İnsanın kendi mahremiyetini Habermas’ın ‘kamusal alan’dediği yerde hiç ortaya dökmediği, kimsenin Rousseau’nun İtiraflar’ı gibi kitaplar yazmadığı  Müslüman bir ülkede okurlara sesleniyor olmam utancımı artırıyordu.”


17. Karamazov Kardeşler – Dostoyevski

“Hayatı değil, kahramanları anlamak için okuruz Dostoyevski’yi. Karamazov Kardeşler’i, bu büyük romanı okumak, onu tartışmak, üç kardeşin üzerinden üç insan tipini, karakterleri tartışmak halini alır. Tıpkı Schiller’in saf ve duygusal karakterleri tartışması gibi, insan Dostoyevski’yi hem kendini kaptırarak hem de hayatın tam böyle olmadığını düşünerek okur.”


18. Mtenskli Lady Macbeth – Nikolay Leskov

“Walter Benjamin’in hayranlık duyduğu Rus yazarı Nikolay Leskov’un en parlak romanının adının Mtenskli Lady Macbeth olması, bize sorunun yaygınlığını hatırlatmalıdır. (Aslında roman Macbeth’ten çok madema Bovary’den etkilenerek yazılmıştır.) Batı’nın merkezlerinde yaratılmış karakterleri, değişmez bir kalıp gibi görüp roman sanatının yeni yeşerdiği Batı dışındaki ülkelere, tıpkı Marcel Duchamp’ın hazır sanat eşyası gibi taşımak; bu yazarlara, kendi milletlerinin insanlarının ‘karakterlerinin’ de Batılılar gibi derin ve karmaşık olduğu gurur ve tesellisini de veriyordu.”


19. Lolita – Vladimir Nabokov

“Nabokov Lolita hakkında yazdığı bir yazıda, bir kitabı yapan bu noktaların en belirginleri, en unutulmazları için ‘sinir uçları’ demişti. Tıpkı Aristoteles’in atomları gibi, bu birimlerin bölünemez, başka bir şeye indirgenemez olduğunu hissederim.”


20. Hamlet – William Shakespeare

“Her edebi metin elbette hem görsel hem de sözel zekamıza seslenir. Her şeyin gözümüzün önünde cereyan ettiği bir tiyatro oyununda, mesela Hamlet’te bile, ancak kelimeler aracılığıyla tadını çıkarttığımız pek çok şey olduğu gibi, son derece dramatik bir yazar olan Dostoyevski’de, mesela Cinler’deki İntihar sahnesinde ne kadar dramatik olursa olsun bizi etkileyen kuvvetli bir görsel yan vardır.”


21. Cinler – Dostoyevski

“Her edebi metin elbette hem görsel hem de sözel zekamıza seslenir. Her şeyin gözümüzün önünde cereyan ettiği bir tiyatro oyununda, mesela Hamlet’te bile, ancak kelimeler aracılığıyla tadını çıkarttığımız pek çok şey olduğu gibi, son derece dramatik bir yazar olan Dostoyevski’de, mesela Cinler’deki İntihar sahnesinde ne kadar dramatik olursa olsun bizi etkileyen kuvvetli bir görsel yan vardır.”


22. Şehname – Firdevsî

“Benim Adım Kırmızı’yı yazarken dönüp dönüp yeniden okuduğum büyük İran destanı Şehnâme’nin yazarı Firdevsî, temel olarak hikâyenin kendisine, kıvrımlarına dayanan kelimesel bir yazardır.”


23. The Golden Bowl (Altın Kâse) – Henry James

“Henry James’ten bir örnek vereyim: The Golden Boşl (Altın Kâse) adlı romanına yazdığı önsözde James, romanını kimin gözünden, hangi önemsiz kahramanın bakış açısından hikâye etmesi gerektiğine nasıl karar verdiğini anlatırken -bu James için her zaman en önemli teknik sorundur- ‘hikâyemi görmek’ (‘seeing mey story’) ifadesini kullanır ve sonra bu anlatıcıyı, olaylara çok karışmayan, ahlaki dertlere gömülmeyen mesafeli duruşu yüzenden bir ‘ressam’ olarak adlandırır.”


24. Akıl Çağı – Jean-Paul Sartre

“Sartre’ın Akıl Çağı adlı romanının ilk cümlesinde sözü edilen Vercigetorix Sokağı’nın sıradanlığına şaşmıştım. Avrupa’nın roman sanatına mekân olmuş büyük şehirleri, roman ile düşünmeyi öğrenmiş ve öğrendiklerinin yalnızca hayal olmadığına inanmak isteyen Batı dışı yazar adaylarıyla doludur.”


25. Hadrianus’un Anıları – Marguerite Yourcenar

“Marguerite Yourcenar, ünlü tarihi romanı Hadrianus’un Anıları’nda anlatıcı sesi hangi kutapları, yazarları, hatıraları okuyarak bulduğunu, atmosferi nasıl kurduğunu anlattığı ‘Tarihi Romanda Ton ve Dil’ adlı parlak makalesinde konuya, 19. yüzyılda fonografın bulunmasına kadar, insanoğlunun ‘seslerinden’, yani on binlerce yıl boyunca milyonlarca insanın çıkardığı seslerden geriye hiçbir şey kalmadığını hatırlatarak girer.”


26. Araba Sevdası – Recaizade Mahmut Ekrem

“Günlük dilin saptanması önemli bir kıstastır. Günlük dilin tadını çıkaran ilk Türk romanı Recaizade Mahmut Ekrem’in Araba Sevdası’dır.”


27. Ulysses – James Joyce

James Joyce’un Ulysses’ini okurken, önce hayatı, rüyaları, sokakları, süpheleri, hesapları, efsaneleri bizimkinden farklı olan kahramanlarla özdeşlemeye çalıştığımız için, ama daha çok da ‘zor’ bur kitabı okuduğumuz için kendimizi iyi hisseder, aklımızın bir yanıyla seçkin bir iş yaptığımız düşünürüz. Joyce gibi bir yazarı okurken, aklımızın bir yanı da Joyce gibi bir yazarı okumakta olduğumuz için kendimizi tebrik etmekle meşguldür.”


28. Ses ve Öfke – William Faulkner

“…Faulkner’ın en parlak romanı, Ses ve Öfke’nin en kuvvetli yanı, kahramanların zihinlerinin içini görsetrmek değildir artık; bu kahramanların iç monologlarının yan yana getirilişindeki düzendir, dünya ve hayat hakkında bize verilen yeni resimdir bizi etkileyen.”


29. Dalgalar – Virginia Woolf

“Virginia Woolf’un Dalgalar’ını okurken yine aynı yan yana getirme -kompozisyon- tekniğinden etkileniriz. Ama Mrs. Dalloway’in hayat hakkında bize gösterdiği şey, küçük, sıradan düşüncelerimizle dramatik duyguların, pişmanlık ve gururumuzla çevremizdeki eşyaların dakika dakika, saniye saniye nasıl iç içe geçtiğini görmektir.”


30. Mrs. Dalloway – Virginia Woolf

“Virginia Woolf’un Dalgalar’ını okurken yine aynı yan yana getirme -kompozisyon- tekniğinden etkileniriz. Ama Mrs. Dalloway’in hayat hakkında bize gösterdiği şey, küçük, sıradan düşüncelerimizle dramatik duyguların, pişmanlık ve gururumuzla çevremizdeki eşyaların dakika dakika, saniye saniye nasıl iç içe geçtiğini görmektir.”


31. The Wild Palms (Yaban Palmiyeler) – William Faulkner

“Faulkner’ın Wild Palms adlı romanı aslında iki hikâyeden oluşur. Yazarın kendisi de bir röportajında, aslında birbirleriyle ayrı olan bu iki hikâyeyi bir içgüdüyle birleştirdiğini söylemiştir. Ama bu birleştirme, hikâyeleri derinden iç içe geçiren bir yeniden yazma değil, iki ayrı romanın bölümlerini iskambil kâğıtları gibi, ama sırayla dizmekten ibarettir.”

“Yaban Palmiyeleri’ni Borges İspanyolcaya çevirmiş, bu çeviri bir kuşak Latin Amerikan yazarını (Marquez, Vargas-Llosa) etkilemiştir.”


32. Nişanlılar – Alessandro Manzoni

“19. yüzyıl romanında birleştirici şey, bazan veba gibi doğal bir felaket (Nişanlılar, Alessandro Manzoni), bazan savaş (Savaş ve Barış, Tolstoy), bazan da kitaba adını veren bir edebi kişilik olabilir.”


“Yaban Palmiyeleri’nden sonra roman okuma zevkini bir merkeze arama çabasına dönüştüren, kısmen dadaist bu romanların en parlaklarını önce hatırlayalım: Vladimir Nabokov’un Solgun Ateş’i (1962), Julio Cortazar’ın Seksek’i (1963), Guillermo Cabrera Infante’nin Kapanda Üç Kaplan’ı (1967), V. S. Naipaul’un In a Free State’i [Özgür Bir Vilayette, 1971], Italo Calvino’nun Görünmez Kentler’i (1973), Mario Vargas-Llosa’nın Julia Teyze’si (1977), Georges Perec’in Yaşam Kullanma Kılavuzu’su (1978), Milan Kundera’nın Varolmanın Dayanılmaz Hafifliği’si (1984) ve Julian Barnes’ın 10½ Bölümde Dünya Tarihi’si (1989)… Her biri yayımlanır yayımlanmaz büyük bir ilgiyle karşılanan ve hemen pek çok dile çevrilen bu romanlar, benim kuşağımın dünya okurlarına ve geleceğin romancılarına Rabelais ve Sterne’den beri bildiğimiz şeyi, bir romana her şeyin girebileceğini hatırlattı: Listeler, melodramatik radyo oyunu senaryoları, tuhaf şiirler ve şiir yorumları, çeşit çeşit romanın birbirine karışmış bölümleri, tarih üzerine, bilim üzerine, hayat üzerine, denemeler, felsefi yazılar, ansiklopedik bilgiler, sayısız alt hikâye ve akla gelebilecek her şey.”


33. Solgun Ateş – Vladimir Nabokov


34. Seksek – Julio Cortazar


35. Kapanda Üç Kaplan – Guillermo Cabrera Infante


36. In a Free State (Özgür Bir Vilayette) – V. S. Naipaul


37. Görünmez Kentler – Italo Calvino


38. Julia Teyze – Mario Vargas-Llosa


39. Varolmanın Dayanılmaz Hafifliği – Milan Kundera


40. Yaşam Kullanma Klavuzu – Georges Perec


41. 10½ Bölümde Dünya Tarihi – Julian Barnes


42. Roman Kuramı – György Lukacs

“Macar eleştirmen-filozof György Lukacs’ın Marksist olmadan önce yazdığı Roman Kuramı adlı denemesidir. Bu kitap ayrıntılı bir roman kuramı olmaktan çok, insanoğlunun ruhsal olarak roman gibi bir aynaya -özel bir yapısı olan bir ayna- neden ihtiyaç duyduğunu anlamaya çalışan felsefi ve hatta antropolojik ve şaşırtıcı bir şekilde şiirles bir denemedir. Romandan bahsederken aslında bütün insanlıktan ve özellikle modern insandan derin bir şekilde bahsedebilen o kitap gibi bir kitap yazabilmeyi hep istedim.”


43. Buddenbrooklar – Thomas Mann

“1974’te yazmaya başladığım ilk romanım Cevdet Bey ve Oğulları, oldukça muhafazakâr bir şekilde, 19. yüzyıl romanı Buddenbroklar’ı ya da Anna Karenina’yı örnek almıştı kendine. Daha sonra heyecanla, modernist ve deneysel olmaya zorladım kendimi.”

Okumayı ve yazmayı sever. http://caneralmaz.com