Şairlere sorduk: Seçim, şiir ve şair – 2

24 Haziran öncesi şair arkadaşlarımızla yaptığımız kısa soruşturmanın devamını sizlerle paylaşıyoruz.

Soruşturmamızın ikinci bölümünde 5 şair arkadaşımız sorularımızı yanıtladı.

Keyifli okumalar dileğiyle… (Soruşturmanın ilk bölümü için: http://www.neokuyorum.org/sairlere-sorduk-secim-siir-ve-sair-1/)


Enis Akın

1) 24 Haziran seçimlerine girecek olan cumhurbaşkanı adaylarını hangi şiire ya da hangi şaire benzetebilirsiniz? Sizin şair adayınız kim olurdu?

Dergimiz Natama’nın bir önceki (18) sayısında yazdığım gibi şiirle politika deyince mecburen şiirin bir kümesinden söz etmek gerekiyor. Bu kümeye genç veya delikanlı da diyenler var ama ben “ergen” sıfatını kullanıyorum, herhangi bir yargılayıcı anlam katmadan. Ergen enerjiktir, hareketlidir, olmak istediği yeri önüne yansıtır ve ona doğru yürür, ya da yürümez, koşar. Ama tabi henüz dağınıktır, kontrolsüzdür, düşünceleri tam oturmamıştır, vb. Türkiye’de şu anda en başa güreşen üç ana siyasi akımı üç önemli şairle ilişkilendiriyorum. Oy oranlarına göre sırasıyla İsmet Özel, Attilâ İlhan ve Ahmed Arif.

2) Şu an Türkiye’yi hangi şiire, dörtlüğe ya da dizeye benzetebilirsiniz?

Bunlardan birer dize alıntılamam gerekeseydi şunları seçerdim: “Tanrı Uludur / Polistir babam / Cumhuriyetin bir kuludur”, “ne kadınlar sevdim zaten yoktular / böyle bir sevmek görülmemiştir,” “görüşmecim yeşil soğan göndermiş, / karanfil kokuyor cigaram / dağlarına bahar gelmiş memleketimin.” Benim adayım değil de şiirin adayı her dönemde ezilenlerin adayı olmuştur. Şiirin dili ezilenlerden gelir çünkü. Bugüne kadar “İktidara yaranmak” adında bir şiir akımı şiir tarihinde görülmemiştir. Devlete, iktidara yanaşmak için birbirini ezen şairler var, onlar bir veya iki seçim kazanabilir, ama kendilerini şiirin dışına süpürdüler çoktan.

3) 25 Haziran sabahında hangi şiirin hangi dizelerine uyanmak istersiniz?

Görünen o ki güçlü iktidarlar Türkiye’ye iyi gelmiyor, bölünüyoruz, kutuplaşıyoruz. Barışamayacak kadar taze yaralıyız ve yaralanmaya da devam ediyoruz. Ben Türkiye’nin düşman arama ihtiyacını yitirdiği bir sabaha uyanmasını isterdim. Şöyle başlasın isterdim o şiir: “Evet yaralıyım ama şimdi bu önemli değil / Biz nasıl iyi insanlar olacağız / Gel hallerimizi konuşalım.”


İnanç Avadit

1) 24 haziran seçimlerine girecek olan cumhurbaşkanı adaylarını hangi şiire ya da hangi şaire benzetebilirsiniz? Sizin şair adayınız kim olurdu?

Adaylardan sadece Selahattin Demirtaş’ı şair olarak düşünebilirim sanırım. Arkadaş Zekai Özger’dir Demirtaş. Aşkla Sana şiiri bütünüyle okunabilir hatta.

akıtsam deliren sevdamı

köpürür mü hayatı besleyen su

ey benim

yedi başlı kartalım

her başını

bir dağ başlangıcında koyanım

senin

böyle diri bir akarsu gibi kıvrılan gövdendir

bizim aşkımızı solduranların korkusu

çünki elbette bir su

kendi akacağı toprağın sertliğini bilir

ve suyun gövdesiyle yırtılınca toprak

artık ırmak mı ne denir

işte devrim

ona benzer bir akışın hızına denir

 

yarın ne olur bilirim ben

bahar gelir, otlar büyür

ölüm de yapraklanır

bir dağ bulur uzun uzun bakarım

bir çam ağacı gölgesi

güzel kokular veren

bir damla güneş görünce

sana da gülümseyeceğim yarın

 

şimdi senin uzanıp yattığın otlarda

yarın yeni bir yeşillik büyüyecek

 

 

2) Şu an Türkiye’yi hangi şiire, dörtlüğe ya da dizeye benzetebilirsiniz?

Mendilimde Kan Sesleri. Şiirin adı bile özetlemeye yetiyor neredeyse. “Dağılmış pazar yerlerine” benzetirken bu benzetmeyi belki elli yıl önce yapıyor Edip Cansever. “Dağılmış istasyonlar, dağılmış pazar yerleri” 10 Ekim Barış Mitingi’nde Ankara Gar’ındaki katliamı, 2015 yılındaki Diyarbakır İstasyon Meydanı’ndaki katliamı çağrıştırıyor.

Bir tutsak ağaç gibi yanlış yerlere büyüyenler

Ah güzel Ahmet Abim benim

Gördün mü bak

Dağılmış pazar yerlerine benziyor şimdi istasyonlar

Ve dağılmış pazar yerlerine memleket

 

3) 25 haziran sabahında hangi şiirin hangi dizelerine uyanmak istersiniz?

Arkadaş Zekai Özger olsun o zaman yine. Parlamenter sisteme ve siyasetçiye kendimizi teslim etmeyi artık kanıksamış olmamız şairi de şiiri de yaralıyor biraz ama “umut” bu aralar işe yarıyor gibi.

siz inanmayın bir gün değişir elbet

güneşe ve penise tapan rüzgârın yönü

çünki ben okumuştum muydu neydi

biryerlerde tanrılara kadın satıldığını

 

ah canım aristophones

barışı ve eşek arılarını hiç unutmuyorum

ölümü de bir giz gibi tutuyorum içimde

ölümü tanrıya saklıyorum


Özgür Balaban

 

1) 24 haziran seçimlerine girecek olan cumhurbaşkanı adaylarını hangi şiire ya da hangi şaire benzetebilirsiniz? Sizin şair adayınız kim olurdu?

Bu soruyu yanıtlamaya her kalkıştığımda aklıma hep aynı iki isim geldi: Behçet Aysan, Metin Altıok. Bu yüzden pas geçiyorum.

2) Şu an Türkiye’yi hangi şiire, dörtlüğe ya da dizeye benzetebilirsiniz?

Hiç uzatmadan, soruyu okur okumaz usuma çarpan ilk şiiri söyleyivereyim: Her yere yetişilir/Hiçbir şeye geç kalınmaz ama/Çocuğum beni bağışla/Ahmet Abi sen de bağışla

Boynu bükük duruyorsam eğer/İçimden böyle geldiği için değil/Ama hiç değil/Ah güzel Ahmet Abim benim… (Mendilimde Kan Sesleri, Edip Cansever)

3) 25 haziran sabahında hangi şiirin hangi dizelerine uyanmak istersiniz?

Aslına bakarsanız 25 Haziran sabahı şiir miir istemem. Şiir / sıkı şiir zorlayıcıdır çünkü. 15 yıl önce, tezkeremi aldıktan sonraki ilk sabahta olduğu gibi basit eylemlerin tadını çıkarmak isterim: duş almak, yürümek, merhaba demek, nedensiz gülümsemek… Fakat illa ki şiir olacaksa şayet, İlhan Berk derim: Deniz Eskisi/Bir Deniz Kurdu:

“Hava döndü , lodos bunun arkası,” diyorlar / Hep birlikte denizdeki teknelerine dikip gözlerini / Okur gibi rüzgarları bir kitaptan, bin sayfalık……”


Narin Yukler

1) 24 Haziran seçimlerine girecek olan cumhurbaşkanı adaylarını hangi şiire ya da hangi şaire benzetebilirsiniz? Sizin şair adayınız kim olurdu?

“İyi ortak olamıyorsak iki iyi komşu olalım” ifadesi bir şiirin parçası olsaydı, o şiirin şairine benzeyen cumhurbaşkanı adayını gönülden desteklemek isterdim. Bu ifadeyi kullanan bir şair, dolayısıyla o şaire benzetebileceğim bir cumhurbaşkanı adayım yok. Fakat biliyorsunuz şairler sözün yetisine inanır. Mevcut seçenekler arasında söze inanan, silahlara karşı sesini yükseltebilen, sadece devlet tarafından değil, söze inandığı için çokyönlü mağduriyet yaşayan sayın Selahattin Demirtaş’ın yalnızlaştırılmasını istemiyorum. Bu yüzden sayın S.Demirtaş’ı destekliyorum.

2) Şu an Türkiye’yi hangi şiire, dörtlüğe, ya da dizeye benzetebilirsiniz?

Sevgili Akif Kurtuluş’un ‘’devlet kaç, tazı tut’’ isimli uzun şiirinden bölümlerle ucu hepimize dokunan bir Türkiye panoraması çıkarmaya çalışırsak;

halkın imlası taşarsa coğrafyadan,

geçer onlar iki yağmur damlasının arasından

göstererek devlete bütün zarafetini

o gün birisi ateşkes demişti;

bu kadar kısa sürmese

belki de iyi bir çizgi film yapardık kardugh’lardan

araya reklam girince

ölülerimizi toplar, kaşla göz arasında gömerdik

hayatın bizden sakınacağı bir anlam da kalmadı nasılsa

öğrendi çocuklar kirpinin sırrını

bütün savunması üstüne işeyinceye kadarmış

demek bu kadar saldırgan olmamız boşuna değil

hem artık herkesin bir evtimsahı var

gözyaşımızla sindirim sistemimiz arasındaki

o tuhaf mecrayı izlemek kolay oluyor

ne sürüngenlere hakaret ediyoruz

ne de erkekliğimize dokunuyor sulugözlerimiz

savcılar saygın bulmasa da gayretimiz var en azından

kavakların hangi yolla çiftleştiğini anlamaya

peki kan kalesi mukimlerine tapu dağıtmak için

törene ne gerek var

hanım çabuk silahımı getir!ince, koskoca hırsızlar nasıl tırsıyor

terminalden havaya fırlatılan en büyük asker için

yeri geldiğinde bükerek sustuğumuz

vücut isterse davula gön yaptığımız bir kalbimiz:

bundan bir bumerang öyküsü çıkaracak

iyi edebiyatçılarımız var

3) 25 Haziran sabahında hangi şiirin hangi dizelerine uyanmak istersiniz?

25 Haziran’a dair pek düş kurmadım. Malesef Ortadoğu’daki değişikliklerin demokratik yollarla gerçekleşmediğini daha önce tecrübe ettik, ediyoruz. Yine de sandık başına giden her vatandaşın henüz ölmemiş ümidiyle ve Türkiye demokrasisine dair küf tutmaya başlayan inancımla kimsenin yerinden yurdundan edilmeyeceği, anadilinde eğitim görebileceği ve kimsenin artık ölmeyeceği güzel günler görmeyi temenni ediyorum. Tüm bunlardan sonra, bizi ve çocuklarımızı karanlıkta bırakan bu çağdan ışık hızıyla çıkıp, yeniden Arthur Rimbaud’un aşağıdaki dizesine götürebilecek bir sabaha uyanmayı isteyebilirim:

‘’ dönmeli, geri gelmeli,

o sevdalar çağı’’*

*En Yüksek Kulenin Türküsü- A.Rimbaud, Çeviren: İlhan Berk.


Bekir Dadır

1) 24 Haziran seçimlerine girecek olan cumhurbaşkanı adaylarını hangi şiire ya da hangi şaire benzetebilirsiniz? Sizin şair adayınız kim olurdu?

Dilerim ki ülkemiz şu seçim kargaşasından bir an önce kurtulsun. Seçimler, partiler, propagandalar çoğu kez -üzülerek belirtmek isterim ki- sanatın önüne geçiyor. Bizler her ne kadar bunu kırmaya çalışsak da günümüz medyası da malumunuz üzere bizim önümüze geçiyor. Şu anki hükumet de elbette buna çanak tutuyor. Benim düşümde ve inancımda seçilecek olan adayın her daim sanatın her dalına ve özellikle şiire incelikli bir bakışı olmasından yanadır. Ki zaten şu an ki adaylar arasında sanata ve şiire en yakın isim de bellidir.

Eğer ki adayımı bir şiire ya da bir dizeye benzetecek olsaydım şu incelikleri taşıyacak dizeler olsun isterdim: “Oğlundan kalan tek parmağı törenle gömen Dersimli annenin büyük suskunluğunu andım saygıyla. Azalan bir bütün olmaktansa parçalanarak çoğalmanın ne anlama geldiğinden söz ettim” (Şükrü Erbaş) ya da kendimden ödünçleyerek: “her cumartesi çocuğunun kemiklerini isteyen, istedikçe yüreğindeki küfü silen annenin umudundan geldim. çoğunluğun sesinden yapılmış büyük konaklı yanlışlardan çıkıp, azınlığa verilmemiş hakkın onurundan geldim. yataklarında geleceğin soğuk kaygısına kendisini asan düşünceden, geçmişin o hareli pişmanlığından geldim. öldürülerek yeniden dirilen bedenlerin zamanından, korkusunu kâküllerine hapseden kadınların bilgeliğinden geldim. örselenmiş, yıpranmış, yaralanmış bütün susmaların rüyasından geldim. (Susmanın Yetkisiyle adlı dosyamdan)

Ben şairlerin politikaya girmelerine pek sıcak bakmıyorum. Girenlere de sözüm yok elbette. Ama şair politikaya girerse inceliğini kaybedeceğini düşünüyorum. Bir aday göstermem gerekirse eğer Ahmet Erhan derdim. Şundan dolayı: “kim bilir, belki de ödeyeceğiz artık acılı bir çağda doğmuş olmanın diyetini.”

2) Şu an Türkiye’yi hangi şiire, dörtlüğe, ya da dizeye benzetebilirsiniz?

İsterdim ki Türkiye’yi en naif, en güzel hayallerin olduğu şiire benzeteyim. Ancak şu an ki hâl buna pek müsait değil ne yazık ki. Ama umudumuz diri, “karanfil elden ele” sonuçta. Böyle bir Türkiye’nin hayaliyle her akşam başımızı yastığa koyuyoruz. Ve bizler biliyoruz ki bazıları başını koyacak bir yastık bile bulamıyor. İşte şairlerin bir görevi de toplumun aynası olmaktır. Sadece bireysel bir acıdan, hüzünden değil de topluma da ışık tutmalı, geldiği toplumu arkasına almamalı, fildişi kulelerinden toplumu izlemekten vazgeçmeliler.

Şu an Türkiye ise Cemal Süreya’dan ödünçleyerek: “Ben nereye gittimse bütün zulumlardı/ Bütün açlıklardı kavgalardı gördüğüm/ Kötülüklerin büsbütün egemen olduğu/ Namussuz bir çağ bu biliyorsun”

3) 25 Haziran sabahında hangi şiirin hangi dizelerine uyanmak istersiniz?

25 Haziran için umudum hiç bu kadar diri olmamıştı. Bu seçimler sanki gerçekten de barışı, kardeşliği, özlediğimiz bütün her şeyi getirecek gibi hissediyorum. Çünkü bu kez Erdoğan’ın karşısında daha önceki seçimde olduğu gibi tek bir güçlü aday yok. Bu kez iki güçlü aday var. Birisi Demirtaş birisi de İnce. 25 Haziran sabahına Cumartesi Anneleri’nin çocuklarını bulduğu, katledilen bütün çocukların faillerinin cezalandırıldığı, annelerin çocuklarının cesedini buzdolaplarında saklamadığı, şehitlik mertebesiyle beyni yıkanan gençlerin hükümetin çıkarı uğruna ölmediği, tecavüzlerin ve hayvan katliamlarının son bulduğu bir

sabaha uyanacağımıza inancım çok yüksek. Bunu diliyor, bunu istiyorum. Sabah uyandığımda ise şu dizelerle uyanmak isterdim:

“Öyle yıkma kendini,/ Öyle mahzun, öyle garip…/ Nerede olursan ol,/ İçerde, dışarda, derste, sırada,/ Yürü üstüne üstüne,/ Tükür yüzüne celladın,/ Fırsatçının, fesatçının, hayının…/ Dayan kitap ile/ Dayan iş ile./ Tırnak ile, diş ile,/ Umut ile, sevda ile, düş ile./ Dayan rüsva etme beni./ Gör, nasıl yeniden yaratılırım,/ Namuslu, genç ellerinle./ Kızlarım,/ Oğullarım var gelecekte,/ Herbiri vazgeçilmez cihan parçası./ Kaç bin yıllık hasretimin koncası,/ Gözlerinden,/ Gözlerinden öperim./ Bir umudum sende,/ Anlıyor musun?” (Ahmed Arif)

Ne Okuyorum? ekibinin kolektif paylaşımlarının hesabıdır. Arkasında sadece bir kişi yoktur. Bir fikir vardır! Hiç!