Sevgiyle… Özlemle…

10 Kasım 1938…Saatlerin durduğu, kelimelerin anlamsızlaştığı gün…

Türk milletinin kurtarıcısı Ulu Önder Atatürk’ün aramızdan ayrıldığı kara gün…

Bugün onun aramızdan ayrılışının üzerinden tam 78 yıl geçti.

O artık yok…

Ancak onun yeşerttiği fikirler yaşamaya devam ediyor.

Hangi kelimeler onu tanıtmamızda yeterli olabilir?

Cesareti, özgürlüğe düşkünlüğü, Türk insanına duyduğu sevgisi, sanata katkıları, manevi evlatları kısacası ‘bütün varlığı’ ile Türk milletinin lideri olan Mustafa Kemal Atatürk bugün hâlâ ışık tutuyor bize.

Bu yazımda onun yokluğundan duyduğum acı yerine onun düşünce yapısına ve kişiliğine katkıda bulunan ve örnek aldığı bir şairi anlatacağım size.

Mustafa Kemal Atatürk şüphesiz çıktığı özgürlük mücadelesinde ‘aydın insan’ların fikirlerini her daim önemsemiştir. Bu aydın kişilerin başında da Tevfik Fikret gelmektedir.

Atatürk daha öğrencilik yıllarından hayrandır Tevfik Fikret’e. Cephede dahi Tevfik Fikret’in kitaplarını okuduğu bilinmektedir. Tevfik Fikret’in Rübab-ı Şikeste eserini Birinci Dünya Savaşı’nda XVI. Kolordu Komutanlığını sürdürürken yanından ayırmamıştır. Şahsi kitaplığında da Rübab- Şikeste eserinin dışında Haluk’un Defteri eserinin yer aldığı bilinmektedir.

Tevfik Fikret’in düşünceleri her daim Atatürk’ün düşüncelerini geliştirmiş, bu nedenle Ulu Önderimiz Tevfik Fikret’e adeta vefa borcu duymuştur. Ona vefa borcunu da Aşiyan’daki evini ziyaret ederek ödemek istemiştir.

Tevfik Fikret’in ölümünün üçüncü yılında, yanına aynı dönemin yazarlarından Süleyman Nazif ve Faik Ali’yi de alarak şairin müze haline getirilen evini ziyaret eden Atatürk, müzede yer alan deftere hissiyatını belirten şu cümleleri yazmıştır:

‘Anma ziyaretinde bulunmakla kıvanç duyan Fikret dostları’

mustafa-kemal-ataturk-1

‘Fikret dostu’ ölümsüz liderimizin Tevfik Fikret’i savunduğu ilginç bir anısı da bulunmaktadır.

‘’Mehmet Akif Ersoy’un ölümünde, ona resmi tören yapılmamasına bozulan bazı gençler, Atatürk’e kırgınlıklarını dile getirir. Atatürk, büyük bir dikkat ve hoşgörü ile gençleri dinler. Bir süre düşünür çünkü bu gençleri kırmak istemediği gibi, onlara yol gösterecek bir şairi hatırlatmayı da vazifesi saymaktadır. Bunun yanında şüphesiz Mehmet Akif Ersoy da önemli bir kalemdir. Atatürk, bu gençlere kendini doğru ifade etmek ve onlara yol göstermek istemiştir.

-Gençler, sorarım size; bu milletin ve memleketin şan ve şerefle medeni dünya milletleri arasında yaşayabilmesi için lazım gelen her şeyi yazan, düşünen ve hayatını feda edenlerin başında kim gelir?

Gençler cevap verir:

-‘Hamit.’

-Hayır.

-Namık Kemal

-Hayır

-Ziya Gökalp

-Hayır, bilemediniz.

Ve Atatürk, gençlerin yüzlerinin içine bakarak büyük bir heyecanla ‘Fikret be çocuklar, Fikret be çocuklar.’ der.

Gazi Paşa’nın onlara ‘Ferda’ ve ardından ‘Sis’ şiirini okuduğunu işiten çocuklar şaşkın şaşkın birbirine bakar. Şiirleri okuduktan sonra gençlere bu şiirlerin analizini yapar, çocukların Fikret’in şiirlerini anlayabilmesi için onlara adeta tane tane açıklar. Çocuklar bir hayli etkilenir.

Çocukların nefes almadan kendisini dinlediğini gören Atatürk ‘’O, bizden çok ilerisini gören bir insandı. Ne yazık ki biz ona hala yetişemedik.’’ sözleriyle Tevfik Fikret’e ve düşüncelerine ne kadar önem verdiğini gösterir.

mustafa-kemal-ataturk-2

Atatürk, Türkiye Cumhuriyetini kurmadan önce Tevfik Fikret’in ‘hakkı üstün tutan, bilimi rehber edinen, çalışkan olmayı her daim öğütleyen, kadına insan olma onurunu kazandırmaya çalışan ve bütün ümidini gençliğe bağlayan şairin’ dizelerini kendine rehber edinmiştir. İstibdat döneminde eser veren bir şair olmasına rağmen Tevfik Fikret toplum sorunlarına daima büyük bir ilgiyle yaklaşmıştır. Çağdaşlarının aksine o, toplumsal yapının bozulmasına neden olan rüşvet, adam kayırma, bağnazlık gibi konularına eserlerinde değinmiştir, hatta şahsi hayatını da bu ilkelere göre yürüterek eserlerindeki fikirlere gerçek yaşamında da tahammülü olmadığını göstermiştir.

‘Bu harmanın gelir sonu, kapıştırın giderayak,

Yarın bakarsınız söner, bugün çatırdayan ocak,

Yiyin efendiler yiyin, bu han-ı iştaha sizin,

Doyuncaya, tıksırıncaya, patlayıncaya kadar yiyin.’

dizeleriyle tavrını net bir şekilde ortaya koymuştur.

Mustafa Kemal Atatürk’ün ışığının her daim yolunuzu aydınlatması dileğiyle…