Şiir boşuna yazılmış olmayacak: Osip Mandelstam

Sanki hep gözümün önünde

şairi götürmeye gelen siviller,

birlikte geçirdiğiniz sürgün,

Osip’in kestiği elmas dizeler

Nadejda’nın belleğine gömülen.

Kar altında koğuşlar, kulubeler,

çalışma kampları, sanatoryum,

buzlu traversler. Sonra

nasıl yitirdiniz biribiriniz,

nerede çözüldü eller?

-Cevat Çapan, Umut.

Osip Mandelstam ismiyle tanışmam 2010 senesinde Oleg Lekmanov’un o sıralarda yayımlanmış olan Mandelstam adlı biyografi çalışması hakkında rastladığım kitap tanıtım yazısıyla oldu. Zamanın keskin bir dönemecinde, her şeyin tepetaklak olduğu bir eşikte dünyaya gelmiş, arayışın, baskı ve zorlukların çalkantısında yaşamını sürmüş olan Mandelstam’ın şiirlerine iyiden iyiye meraklanmıştım.

Rus edebiyatı deyince daha çok Rus romancılığından söz açarız. Konu Rus şiirine gelince genellikle hemen hatıra gelenler Puşkin, Mayakovski ve Pasternak olur. Bana kalırsa Nazım Hikmet Rusya’ya gitmeseydi, şiirine oradan etkiler damıtmış olmasaydı Rus şiirine muttali olmamız daha sonralara sarkabilirdi. Her ne kadar günümüzde yayıncılığın ulaştığı boyutlara koşut olarak doğal ve kendiliğinden bir biçim kazansa da genellikle dünya edebiyatına dair bilgimizin başlangıcı kendi yazarlarımızın etkilenmeleri dolayısıyladır. Örneğin Mandelstam’ın şiirlerini ararken rastladığım Atilla Tokatlı’nın hazırladığı 1968 tarihli Sovyet Şairleri Antolojisi‘nin önsözünde Tokatlı cümlelerini bitirirken ”Nazım Hikmet’in aziz hatırasını da tazelemeyi bir gönül borcu biliyoruz.” diyecektir.

Adını andığım antolojiyle beraber 2004 yılının Ekim ayında Papirüs yayınlarından çıkan Rus Şiirinin Gümüş Çağı adlı antoloji dışında Mandelstam’ın şiirlerinin yer aldığı başka bir batı yazını seçkisi yok sanırım.

Türkçedeki tek Mandelstam kitabı ise Cevat Çapan ve Seyhan Erözçelik’in çevirilerini yaptığı şiirlerden oluşan Vedalaşmaların İlmini Yaptım Ben adlı eserdir.

Yahudi bir ailenin çocuğu olarak 1891’de Varşova’da dünyaya gelen Osip Emilyeviç Mandelstam, doğumundan bir süre sonra ailesinin St. Petersburg’a yerleşmesiyle orada büyüdü. Eserleri’nin çoğu Sovyet Rusya’da Stalin dönemi boyunca (1929-1953) yayımlanmadı. 1960’lı yılların ortalarına kadar Rus okurlarının çoğunluğu tarafından bilinmeyen şairin bu tarihten itibaren etraflıca tanınmaya, bilinmeye başlandı.

Zengin bir deri tüccarı olan baba ile Rus entelijansiyasının kültürlü, birikimli fertlerinden olan bir annenin çocuğu olan Mandelstam 1907’de Tenişev Lisesi’ni bitirdikten sonra üniversite öğrenimi için Fransa’ya gitti. Burada daha çok Verlaine’in şiirleriyle hemhal oldu. Fransa’dan sonra bir süre Almanya’da bulundu. 1911’de Rusya’ya dönüşünden sonra bir süre St. Petersburg Üniversitesi’ne devam etti. 1915’te bir diploma almadan buradan ayrıldı.

Rus sembolist şiirinin önde gelen bir ismi olarak bilinen Gippius, Mandelstam’ın Tenişev Lisesi’nde okurken edebiyat öğretmeniydi. İlk dönem şiirleri ondan etkiler taşır. Sosyalizmle tanışır. İlerde şiddetle eleştireceği nihilist fikirlere yönelir.

1911’de Şair Nikolay Gimulyev’in başını çektiği Şairler Locası’na devam etmeye başlayan Mandelstam burada Anna Ahmatova, Sergey Gorodetsky gibi şairlerle tanıştı. O dönemde  vaftiz edilerek Hıristiyanlığı kabul etti.  1912’de Gimulyev ve arkadaşları yeni bir edebiyat akımının doğuşunu deklare ettiler. Rus sembolist şairlere bir karşı çıkış olarak anlatımın açıklığını, kelimelerin kesinliğini ve imgelerin işlevselliğini savunan bu yeni akımın adı ”akmeizm”di. Akmeizm’le, simgecilerin belirsiz mistisizmi yerine dünyevi olanın da şiire girmesi gerektiğini öne sürüyor, ardında geniş bir kültürel birikimi barındırmayı da ihmal etmeyen berrak anlaşılır ve somut bir şiiri vücuda getirmek istiyorlardı. Mandelstam bu akımın en güçlü şairleri arasında yer aldı. 1913’te altı yüz adet basılan ilk kitabı ”Taş” yayımlandığından eleştirmenlerin dikkatini çekti.

1914’te Birinci Dünya Savaşı patlak verince Rus ordusunda görev aldı. İç karışıklıklar süresince 1918-1921 yılları arasında Kiev, Gürcistan ve Kırım’da yaşadı. 1917 Bolşevik Devrimi’ne karşı olmayan Mandelstam ülkenin giderek parti devletine dönüşmesiyle dayattığı güdümlü bir sanat anlayışını reddetti. Kendi telakkilerinin bağımsızlığından ödün vermedi ve böylelikle resmi ideolojiye bağlı çevrelerin dışında kaldı.

1921 yılında arkadaşı şair Gimulyev rejim karşıtı olduğu için öldürüldü. Aynı dönemde yeni şiir kitabı Tristia neşredildikten sonra yazın çevrelerince şairin ustalığının kabul edilmesiyle Rus şairleri içinde ünlendi. Bir süre sonra Mandelstam, rejimi yeterince methetmediği için giderek eleştirilerin odağına oturmuştu. 1919’da Kiev’de tanıştığı Nadejda Nikolayevna ile 1922 yılında evlenerek Moskova’ya yerleşti. Hayatını çeviri yaparak ve kitap tanıtım yazıları yazarak kazanıyordu. Şiir dışında Zamanın Gürültüsü isimli denemelerinin yer aldığı kitabıyla da dikkatleri üzerine topladı. Pasternak kitabı övgüyle karşıladı. Kısa deneysel öykülerin yanı sıra özgün eleştirel metinlere de imza attı. Rejimin yörüngesinde tesis edilen yazınsal izlerçevre tarafından Mandelstam, anlaşılması zor metinler yazdığı gerekçesiyle ”burjuva” olarak eleştiriliyordu. Sovyet Yazarlar Birliği yazdıklarına artık sansür uygulamaya başladı.

Politik propaganda sözcülüğüne hizmet etmeye razı olmayan Mandelstam, zorunlu bir ahlaka sahip bir şair olmak yerine çağıyla söyleşen şair olmayı tercih etti. Ermenistan’a yaptığı yolculuğun dönüşünde artık Mandelstam’lar için Sovyetler Birliği’nde kalacak bir yer yoktu. Hükümet bir eve yerleşmelerine izin vermedi. İki yıl yakınlarının evlerinde yaşayarak geçti. Stalin yönetiminin ağırlığı her geçen gün yeni bir boyut kazanıyordu. Kasım 1933’te ”Stalin Taşlaması” olarak bilinen şiirini yazdı:

Yaşıyoruz ama hissetmiyoruz artık bastığımız toprağı

On adım öteden duyulmuyor konuştuklarımız

Oysa ne zaman iki çift laf edecek olsa birileri

Kremlin’in dağcısını anmadan edemiyorlar.

Parmakları kalın tırtıllar gibi

ve ağır kurşun gibi dökülüyor ağzından kelimeleri

Hamamböceği bıyığı sırıtıyor

ve pırıl pırıl çizmelerinin üstleri

İnce boyunlu adamları sarmış çevresini

bu insan bozuntularının soytarılıklarıyla oyalanıyor

Biri ıslık çalıyor biri miyavlıyor biri inliyor

Yalnız o bize parmağını sallayarak kükrüyor

İnsanın karnına alnına şakağına gözüne

nal fırlatır gibi durmadan emirler yağdırıyor

Bu geniş omuzlu Kafkas Kocası tatlı bir meyve gibi

dilinin üstünde yuvarlıyor her idam kararını.   (Çev. Cevat Çapan)

Mandelstam bu şiiri yayımlamamıştı, hatta Pasternak şiiri yok etmesini öğütlemişti. Dostları arasında okuduğu bu şiirin ihbar edilişiyle tutuklanarak önce Kuzey Urallar’da Çerdin’e daha sonra da büyük bir taşra kenti olan Voronej’e sürgüne gönderildi. Emri bizzat Stalin verir: ”Yok etmeyin, tecrit edin.”  Sürgün yıllarında Mandelstam’ın sağlığı giderek kötüleşiyordu. Sovyet Yazarlar Birliği başkanı Stavski‘nin raporu doğrultusunda Mandelstam’ın şiirlerinin içerdiği aşırı bireysellik dolayısıyla rejim karşıtı olduğuna karar verildi ve bununla beraber şair bir çalışma kampına gönderildi. Kampın ağır şartları, şiddetli soğuk, sağlığını daha da kötüledi. 1938’de toplu banyo yaptırıldığı sırada öldüğünde Sovyet askerlerinin şairin altın olan dişini söktüğü ve yüzüğünü çıkaramayınca parmağını keserek aldıkları nakledilen Mandelstam, tabut bulunmadığı için alelacele gömülmüştür. Sürgüne gönderildikten sonra Mandelstam’ın sonunun ne olduğu uzun süre bilinmezken bu ölümle beraber resmi makamlar onun 27 Aralık 1938’de öldüğünü açıkladı.

Rusya’da 1973’te yani ölümünden 35 sene sonra toplu şiirleri yayımlanan Mandelstam, 1987 yılına gelindiğinde Gorbaçov döneminde kendisine yöneltilmiş bütün suçlamalardan beraat etti. Voronej’de bir heykeli dikildi ve 1977’de Nikolay Stepanoviç Çemikh adlı bir gökbilimcinin keşfettiği küçük bir gezegene onun ismi verildi. Anna Ahmatova’nın ”20. yüzyılın en büyük şairi” dediği Osip Mandelstam’a dünya çapında ününü ise şiirlerini ezberleyerek onun mirasına sahip çıkan karısı Nadejda Mandelstam’ın Umutsuzca Bir Umut ve Yitirilen Umut adlı iki cilt olarak yayımlanan anılarının Batı ülkelerinde basılması getirmiştir.

Ah nasıl da severiz iki yüzlülüğü

Ne kadar da kolay unuturuz

çocukken ölüme daha yakın olduğumuzu

olgunluk yıllarımızdan.

Bir türlü uyuyamayan çocuk

hala tabaktan çay içer gibi emer yarasını

ama benim suçlayacak kimsem yok

yalnızım ben nereye gitsem

Hayvanlar tüy döker, balıklar

oynaşır suların derinliklerinde

Ah keşke bende görmesem insanların

tutkularının değiştiğini çektiklerinden.

(çev. Cevat Çapan)

 

  • Vedalaşmaların İlmini Yaptım Ben – Osip Mandelstam
  • Sözcükler – Şiir
  • 112 Sayfa
  • Çeviri: Cevat Çapan – Seyhan Erözçelik