Stoa Felsefesi ve Stoacı Yaşama Sanatı

Bugünün dünyasında ayakta kalabilmek, savrulmamak ve sağlam durabilmek kişinin kendi kabuğuna çekilmesiyle mümkün olabiliyor. Ne olacağı belli olmayan ve her an her şeyin yaşanabileceği bir dünyada yaşıyoruz. Bu da haliyle sürekli panik halinde sağa sola koşturan, bunalıma giren, sıkıntısını çözemeyen, buhrana kapılmaktan kendisini alamayan bireyler üretti. Stoa felsefesini öğrenmek ve stoacı filozofları özümsemek bu zamanda sağlıklı yaşayabilmek ve güçlü durabilmek için gerekli bana kalırsa. Çünkü bu akımın çıktığı dönem ile şu an yaşadığımız dönem arasında çok büyük benzerlikler var. Ben de stoa felsefesinin çıkış nedenlerini ortaya koyup neden bu felsefeyi özümsemek zorunda olduğumuzu açıklamaya çalışacağım.

İlk olarak stoa felsefesinin çıktığı Helenistik dönemi açıklamakta fayda var. Yunan kent devletlerinde düşünme eylemi sadece kişiyle sınırlı değil tüm toplumu ilgilendiren bir meseleydi ve o dönemin filozofları düşüncelerini ağırlıkla ideal bir toplumun nasıl olması gerektiği üzerine yoğunlaştırdılar. Bu irili ufaklı kent devletlerinde sağlam bir hiyerarşik düzen olmasının yanında insanların fikirlerini dile getireceği demokratik bir ortam da vardı. Yunan filozoflar da içinde yaşadıkları ülkenin daha iyi yönetilmesi için fikirler ürettiler ve felsefe, Yunanlılar zamanında bireyi değil toplumu ilgilendiren bir meseleydi. Ancak Makedonya Kralı İskender yunan kent devletlerini yıkıp yerine bir imparatorluk inşa edince düşünce dünyası da değişti. İnsanların yönetimde söz sahibi olmadığı monarşik yapılanma, sistemsizlik, kargaşa sayılabilecek bir ortam,  düşünürleri iç dünyaya yönelmeye mecbur bıraktı. Eğer bir insan ne derse desin söylediklerinin bir değerinin olmadığını öğrenmişse, yarının ne getireceği belli olmayan bir düzende yaşıyorsa, can güvenliği yok denecek kadar azsa çareyi toplumsal değil bireysel kurtuluşta aramaya başlar. Helenistik dönem işte tam da bu yüzden yaşadığımız dünyaya benzerlik gösterir. Bugün de geleceğimiz belli değildir, dünya sistemsizdir. Bu sebeple 21. Yüzyıl aslında ben devridir.

Stoa felsefesi işte böyle bir ortamda çıktı. Aslında felsefenin hemen her konusuyla, akılla, doğayla, ideal yönetimle uğraştılar ama ahlaka yoğunlaştılar. Onlar mutluluğu toplumsal düzende değil kişinin iç dünyasında aramaya çabaladılar. Stoa felsefesinin dinamikleri kişinin kendisine yetebilmesi ve bu şekilde erdemli bir hayat sürmesi üzerine inşa edilmiştir. Bu da yüzyıllar sonra ona yeniden hayat vermiştir.

Stoa felsefesinin en önemli isimlerinden birisi Epiktetos’tur. Düşüncelerini aktarmaya şu sözle başlar: “Senin huzursuzluğun başkalarıyla değil kendinle bağdaşmadığın içindir” ardından da şöyle bir fikir atar ortaya: “Mutluluğa giden tek bir yol vardır. Bu da irademiz dışındaki şeyler yüzünden kaygılanmayı bırakmaktır” Epiktetos kendi kabuğuna çekilen bir insanı tasvir ederken gerçek mutluluğun sadece kendimizle alakalı şeylerle mümkün olacağını belirtir.

Stoa felsefesinin en önemli diğer ismi Seneca’dır. Seneca Epiktetos’a göre dış dünya ile daha fazla ilgilenir. “Biz yaşamayı beklerken hayat gelip geçiyor” sözü iyi bir hayat için geleceği bekleyenlere güzel bir eleştiridir. Çekilecek dertlerin ve ıstırapların bizi kaygılandırmaması gerektiğini söyler: “Gerektiğinden önce çekilen acı gerektiğinde çekilen acıdan daha fazladır”  Çünkü, bir acıyı düşünmenin o acıdan daha fazla zarar verdiğini çözmüş ve çareyi sadece anı yaşamakta, anlık olaylarla ilgilenmekte bulmuştur. Diğer stoacılardan ayrılan bir özelliği de insanın kendisini tamamen ilahi yasalara boyun eğmemesi gerektiğini belirtmesidir. “Eğer hangi limana doğru seyrelttiğimizi bilmiyorsak hiçbir rüzgar bizim için uygun değildir”

Diğer stoacı filozof, aynı zamanda imparator olan Marcus Aurelius’tur. Seneca’ya göre daha yazgıcıdır. Ona göre hayat bir şekilde devam eder ve bizim ona karşı tutumumuz ne olursa olsun bu gerçek değişmez. “Ruhu olayların gidişatıyla sıkmayın. Olayların gidişatının sizin sıkıntınıza ihtiyacı yoktur”  Ona göre hayat düşünceyle eşdeğerdir: “Hayat hiçbir zaman değişmez. Ama düşünceleriniz değişebilir. Hayatın değişmesini istiyorsan düşüncelerini değiştirmelisin”   O da diğer stoacılar gibi yaşanan ana odaklanılmasını ister: “Yaşamını tümüyle tasarımlayarak, kendini iç düzensizliğine düşürme. ne denli büyük ve ne denli çok sayıda sıkıntılarla karşılaşabileceğini hesaplama. Ama, karşılaşacağın bir sıkıntılı durumda: – dayanılamayacak ne ve katlanılamayacak ne var bu olayda – diye soruver kendine. Kızarırdın, gerçekten bunu açıklamak zorunda kalsaydın. Ne geçmişin ne de geleceğin, hep şimdiki zamanın yükünü taşımakta olduğunu da anımsa. şimdiki zamansa kısadır.”

Özetlemek gerekirse Stoa felsefesi insanın kendi iç huzurunu yakalamayı amaçlar ve bunun için olabildiğince dış dünyanın etkilerini bertaraf etmeye çalışır. Her ne kadar kaderci de olsalar insanın kendi kendisinin efendisi olması gerektiği konusunda önemli fikirler ortaya attılar. Bugünün dünyası helenistik dönemden çok farklı değil, eğer yarın ne olacağını bilmiyor ve buna hiçbir çare bulamıyorsak, kaygılanmayı bırakmalı, eğer düzeltecek bir şeyler arıyorsak buna da iç dünyamızdan başlamalıyız diye düşünüyorum. Diğer Stoacı filozof ve devlet adamı Cicero’nun da söylediği gibi: “Kimse sana senden daha iyi öğüt veremez”