Tekme Tokatlı Şehir Rehberi – Mevsim Yenice

TEKME TOKATLI ŞEHİR REHBERİ’Nİ TİLKİLER AÇ MI KALSIN ÖYKÜSÜ ÜZERİNDEN OKUMA DENEMESİ

Tekme Tokatlı Şehir Rehberi ile Everest’ten Nisan ayında ilk kitabı çıkan Mevsim Yenice ismine, gerek edebiyat ödüllerinden gerekse son üç – dört senedir edebiyat dergilerinden aşinayız. Mevsim Yenice, öyküleriyle son dönemde adından söz ettiren genç isimlerden. Yaşar Nabi Nayır Gençlik Ödülleri’nde farklı dosyalarıyla iki sene üst üste dikkate değer ödülüne layık görülmesi ve Altzine Öykü Ödülleri’nde “Açık Artırma” isimli öyküsünün birinciliği elde etmesiyle dikkatleri üzerinde toplamıştı. Yazar, bu dosyaları üstüne titizlikle çalışarak ilk öykü kitabını oluşturdu.

Bir yazarın başarısı şüphesiz ki öykülerinde hâkim olan temel izleklerden, kurgusundan, dilinden ve diyalog yaratma gücünden, okuru inandırıp inandıramadığından ama özellikle bir meselesi olmasından gelir. Meseleyi okuyucuya dayatan değil, sezdiren yazarlar başarılıdır. Roland Barthes; içine görüş, etik, ahlak ögeleri, ideoloji giren öykülerin çöktüğünden, böyle bir öyküden söz edilemeceğinden söz eder. Ben de bu noktada her zaman Barthes’i bu noktada ölçü olarak kabul etmekteyim. Son dönem öykücülüğümüzün içine genellikle fazlaca ideoloji girmekte, elbette ki bir yazarın meselesi olmalı. Ama yazar bu meseleyi okuyucunun gözüne sokmak yerine göstermekle yetinmeli. Mevsim Yenice’nin bu manada ölüm ve erkek karakterler üzerinden kendini tamamlayamamakla, kapanmamış defterlerle ilgili bir meselesi olduğunu söylememiz doğru olacaktır. Bence yazarın başarısı bu meseleleri göstermedeki ustalığından kaynaklanıyor. O yüzden bu yazımızda Tilkiler Aç mı Kalsın öyküsü üzerinden ölümün izleğini süreceğiz.

“Düzyazı bir boks maçı gibidir. Romanı puan alarak kazanabilirsiniz ama öyküde nakavt etmeniz gerekir.” diyen Julio Cortazar’a selam çakan Tekme Tokatlı Şehir Rehberi; öykülerinin kurgularıyla okuyucuyu nakavt eden bir yumruk gibi. İsmi de bu sözü çağrıştırıyor ve her öykünün sonunda sıkı bir yumruk vuruyor okura. Kitap ismini, sevdiği kadına sinirine hâkim olamayıp attığı tokat yüzünden; pişman ve perişan hâlde dolanıp, yanlış anlaşılmalar sonunda tüm şehirden dayak yiyen, dayak yedikçe haz alan, pişmanlığının geçmesini uman bir erkeğin hikâyesinden alıyor. Mevsim Yenice’nin tüm öykülerinde olduğu gibi, bu öyküde de bir film gibi okuyucuyu hemen içine alan yapısı, okurda uyandırdığı acıma duygusu ile başarılı öykülerinden birisi.

Mevsim’in öyküleri için, röportajında da değindiği üzere “Kapanmamış defterler, erken olgunlaşmak zorunda kalmış karakterler.” demek doğru olduğu kadar eksik de bir cümle. Öykülerini, genellikle iki insan arasında geçen ilişkilerden kuran yazar; özellikle erkek karakterler üzerinden kurar dünyasını. Kadının dünyasından çıkıp erkek karakterlerin ruh dehlizlerinde geziyor, anlamaya ve anlamlandırmaya çalışıyor. Bu manada kapanmamış defterler de, pişmanlıklar da, çaresizlik de genellikle erkek karakterlerin üzerine giydirilmiş durumda.

 

“Tilkiler Aç mı Kalsın” öyküsünde ölümün karakterler üzerindeki etkisi

Yard. Doç. Dr. Serdar Odacı “Edebiyatımızın yarısı aşk yarısı ölüm.” Derdi. Bu iki meselenin izini yüzyıllardır sürüyoruz. Görülen o ki, bir yüzyıl daha geçse, bu iki mesele yazarların peşini asla bırakmayacak. Mevsim Yenice öykülerinde de karşımıza çıkan en güçlü olgulardan birisi bu yüzden ölüm.

Tilkiler Aç mı Kalsın öyküsünde hastanede tanışıp arkadaş olan, birbirinden farklı iki karakterin –sessiz sakin bir karakter anlatıcı ve hayatı alaya alan İsmail- zamanla birbirlerinin hayatında önemli noktalara yerleşip, birbirlerine benzemeye başladıkları bir hikâyeyi konu edinmiş. Tek dostu devlet hastanesinde tanıştığı umursamaz tavırları, merhametli yüreği ve hayatla dalga geçercesine sergilediği davranışlarıyla İsmail olan anlatıcı, yeni arkadaşıyla beraber yaşamını değiştirmeye barınaklara ve huzur evine gidip yardım etmeye başlar. İsmail’in abisinin ölümü, karakterlerin yaşamındaki baba figürlerinin etkilerini ortaya çıkarır. İsmail’in hayatta hiçbir şeyi umursamaz tavırlarının ardında bir baba travması olduğu görülür ve babasıyla abisini öldüren hastalığın onda da çıkması üstünde bir travma daha yaratır. Bu noktada biri uysal, biri umursamaz iki dost birbirini tamamlayacaktır. Tilkiler Aç mı Kalsın, karakterlerinin psikolojik yönleri ve iki aksi karakterinin bir dostluk çanağında eritilmesi, birbirlerinin hayatlarını etkilemeleriyle kitabın sağlam öykülerinden.

Anlatıcı karakterin İsmail’i hemen benimseyip dost olmasının altında da bir baba figüründen söz edilmesi gerekmektedir.

“ İsmail’in bu hali babamı getirdi aklıma. Babam çok sakin adamdı, her şeyi de öyle yapmayı severdi. Bahane üretmeye de bayılırdı. Yaptığı en iyi şey buydu bile denebilir. İşine gelmeyen şey varsa, ya da birilerini üzecek bir cevap, ardına yapıştırırdı bahaneyi, olur biterdi.”

Baba, daima kaybedilince değeri bilinen bir hazine gibi yerleşmiştir toplumumuza, dolayısıyla öykümüze. Oğuz Atay, Yekta Kopan; baba figürü denince aklımıza ilk gelen isimlerden. Erkek evlat, babanın adını yaşatır gibi bir toplum anlayışının da erkek bireyleri baskılaması daima öne çıkmıştır. Bu yüzden baba otoritedir, yaşarken sevgisini belli etmez, çocuklarıyla sorunlar yaşar ama öldükten sonra karakterlerin davranışına birebir etki eder. Anlatıcı karakter de bu yüzden hem İsmail’le tanışmasında hem de ona karşı verdiği cevaplarda bu role bürünürken, İsmail’in de ona benzemesiyle kendine yakın bularak sıkı dost olur.

İsmail’in abisinin ölümüyle kendi babasının ölümünü hatırlar ve bir iç sorgulamaya girişir. Ölüm, karakterlerin değişmesinde en güçlü etki olarak bu öyküde karşımıza çıkmaktadır. O güne kadar hayatla dalga geçen, yaşamak isteğiyle dolu olan, anlatıcıyla uzun yolculuklara çıkan İsmail; daha durgun, sessiz sedasız bir kimliğe doğru bürünmektedir.

Otobana çıkmadan sağ koltukta uyudu kaldı. Başı yana düşmüş haliyle bambaşka biri gibi görünüyordu gözüme. Babamın öldüğü günü hatırladım. Ablam Kıymet hüngür hüngür ağlarken, benim üstüme garip bir huzur çökmüştü. Herkes babamı yerleştiren çukura formaliteden birkaç kürek toprak atmamı beklerken, tüm mezarı neredeyse kendim doldurmuştum….. Babam öldüğüne göre, belki de artık sakin olmak zorunda değildik, dilediğimizce olmaması gerekenleri yapabilirdik. Ama yapmadık. Kıymet de ben de hep babamın öğrettiği şekilde sessiz sakin, efendi gibi yaşadık ve davrandık.”

Abisinin ölümü İsmail’i içine kapatırken, anlatıcıyı onun bu durgunluğunun karşısında daha baskın bir hale getirmiştir. Baba karakterinin etkisinde sessiz sakin, efendi bir karakter olarak yetişmiş erkek anlatıcı; evine yıllarca uğramamış, babası ve abisi ile sorunlu, umursamaz İsmail karakterini iyi birer dost yapmıştır. İsmail’in abisinin ölümünde mezarlığa inen erkek anlatıcı kürek kürek toprak atar, kendini kaptırır. İsmail’se bu ölümün ardından sessizliğe bürünür, yaşama isteğini kaybeder, eski alışkınlıklarının aksine evinden çıkmaz.

Ölüm, İsmail karakterinde korkuya neden olur. O ana kadar hiçbir şeyi umursamayan İsmail, babasını ve abisini kaybettiren prostat kanserinin kendinde de olduğunu açıklar. Tabutunu omuzlayacak kimsesinin olmadığından yakınır.

Onu bu durumdan kurtaracak olan gene anlatıcı karakterdir.

Görüldüğü üzere öyküde ölüm güçlü bir izlek olarak karşımıza çıkmaktadır. Baba ölümleriyle hayat karşısında erken olgunlaşmak zorunda kalan erkek karakterler hâkimdir. Kapanmamış defterler bir bakıma mezara kürek kürek toprak atmayla kendini belli eder. Mevsim Yenice, öykülerinin genellikle iki kişi etrafında kursa da psikolojilerin altında yatan farklı olgularla geniş okumalar yaptıran bir yazar olarak karşımıza çıkıyor. Güçlü diyalogları ve hâkim olan izlekleri ile okunması gereken bir yazar. Ölüm meselesini okuyucuya birçok öyküde farklı şekilde sezdirmesiyle de birçok edebiyat eleştirmenin dikkatini çekecektir.

Okuru bol olsun.

 

  • Tekme Tokatlı Şehir Rehberi – Mevsim Yenice
  • Everest Yayınları – Öykü
  • 112 Sayfa

Hacettepe Üniversitesi/ Türk Dili ve Edebiyatı- Karahindiba Dergi Sorumlu Yazı İşleri Müdürü.