“televizyon olmadığı için pencereden bulut seyretmeye başladım”

filmler genellikle kırlangıçların hayatı üzerine ve belki biraz monoton, ancak oldukça realist.

Ulus Baker‘in Körotonomedya için kaleme aldığı dili sivri haber bültenlerinden birisi.

Coğrafyamızda yetişen en önemli düşünürlerden olan Ulus Baker’i daha sık okumalı, onu anlamalı ve hatırlamalıyız diye düşünüyoruz.

Bu mahiyette “Körotonomedya Haber Bülteni 2” başlıklı bu yazıyı sizlerle paylaşıyoruz. Ulus Baker’in diğer yazılarına şu linkten ulaşabilirsiniz.

İyi okumalar…


1. vefa meselesi çözüldü –doğan grubunun öncülüğünde galiba ismail cem, hüsamettin bey ve belki de kemal derviş yeni bir “oluşumda” oluşacaklarmış… belki yeni parti kurulacak, ama o zaman seçim tarihi önem kazanıyor… kendisi de yeni “oluşan” shp ile bu yeni “oluşumun” seçimlere girebilmesi için kongrelerini yapmış olmaları gerektiğinden seçimin 2003 nisanından önce yapılmaması gerekiyor… yani erken seçime benzer bir hal ortada yok.. hepimiz dayanıklı başbakanımız bülent beye olan vefa borcumuzu ödemeliyiz…

2. tarde’ın monadoloji ve sosyoloji kitabının tercümesi büyük bir oranda tamamlandı. ekte gönderiyorum…

3. şair ve rus şiirini türkçe’ye doğru dürüst çeviren tek kişi (ataol behramoğlu çevirilerine bakmayın pek derim) azer yaran hasta, ona destek çıkalım, rus şiiri okuyalım –osip mandelştam, anna ahmatova, puşkin, lermontov, gonçarov, voznyesensky, yessenin vesaire…

4. avustralya’da yapılacak bir sosyal bilimler kongresi için tanıdık tanımadık herkes melbourne’a gidecek… akademik tatil üzerine tuz biber ekmiş bulunuyor… ben de orada “kimliksel saçmalamalarda etnik-ırksal belirtgenlerden maada kardiyovasküler vaziyet” başlıklı disiplinlerarası çalışmamı sunmak isterdim ama param yok, işsizim, gidemiyorum… gitsinler aidiyet meselelerini tartışıp dursunlar bakalım… ne olacak?

5. nihat genç’in ingilizceye çevrilmekte olan son kitabı ihtiyar değirmenci türkçeye geri çevrilecek…yani merak etmeyin, kitap gitmiyor… ben sevdim, okuyun okutun…

6. marksist liberal tartışması büyüyebilir de yok olabilir de –her şey doğan grubu gazetelerinin tavrına bağlı.

7. eskimo dillerine merak sardım… çünkü kış çok kötü geçmişti ve önümüzdeki kışa hazırlıklı olmalıyım. bunun bir dil olup olmadığı aslında tartışmalı… çünkü inuktitut diyorlar bu dile ve bu sözcüğün eskimoca (nunavut) manası “bir eskimo gibi konuşmak” demek. neyi konuşmak? mesela şöyle bir sözcük: gavama –ingilizce government’in belli bir telaffuzu… ya da fransızca “gouvernement”ın … hükümet manasına geliyor… tuhaf bir şekilde siyah demek aynı zamanda… ama “beyaz insan” için bir sözcükleri de yok değil: quataqquuk… ama quataquuppitlaltuq “bir beyaz gibi konuşmak” manasına geliyor… levreği bir “ulu”yla, yani eskimo bıçağıyla dilerseniz beyaz şarap kremalı ve portakallı fırında şaheser oluyor… eşliğinde bir şaman ayinine ihtiyaç var mı gerçekten bilemiyorum… ben arvo part dinlemeyi tercih ettim… inuktitut öğrenin öğretin…

8. şair mehmet taner “bu bir tatlısu levreği, denizdeki gibi olmaz” türünden şiddetli itirazlarıma rağmen yemeği şaheser, arvo part’ın müziğini ise biraz “gıcık” buldu. galiba haklı… artık klişeler halinde müzik yapmak cümle halinde müzik yapmanın yerini alıyor… ama bence sorun bununla ne yapılacağı… galiba yağmur yağacak…

9. ankara’nın her tarafını kazıyorlar… herhalde seçim olacak. meşrutiyet’te karşıdan karşıya geçmek için bir metrelik bir hendekten atlamak zorundasınız…

10. ilk otantik türk porno sitesi açıldı: www.hatun.com… her türlü saçmalık var… kadınların büyük bir çoğunluğu tabii ki rus… diğerlerini bilemem… görün ama göstermeyin…

11. karşı apartmanın en üst katındaki ev dirildi… aylardır ilk kez yaşlı bir bayan çıkıp dışarı bakıyor, ve bir temizlikçi kadın dün balkonu süpürüp yıkadı. bence dünya ölçeğinde temizlik maddeleri kültürü benetton’un varlığına rağmen tekstil kültürünün ve kola kültürlerinin önüne geçmiş durumda. çünkü biliyorsunuz tv filmi ve dizileri çekip duruyorlar… temizlik malzemesi reklamları tam anlamıyla esas mutfak kültürünün yerini alıyorlar. bir tabaktaki yemeği, tadını-lezzetini, sosunu, soyunu sopunu unutabiliriz artık… bütün derdimiz bundan böyle o bulaşığın nasıl ve hangi terkiple hazırlanmış bir deterjanla yıkanacağı… bunların yanında bol çeşnili yer temizleyicileri, halı dövücüleri, cam parlatıcıları, yüzey işleyicileri, bir de tolkşovcu beyaz var… hayatı yemekten çok bulaşık, giyinmekten çok çamaşır ilgilendiriyor gibi artık.

12. televizyon olmadığı için pencereden bulut seyretmeye başladım. oradaki yayın çok iyi, haberleri daha güvenilir, gelip geçen bir iki uçak dışında pek reklam almıyorlar, ve asıl önemlisi akşamları gökgürültülü sürpriz programlar var. filmler genellikle kırlangıçların hayatı üzerine ve belki biraz monoton, ancak oldukça realist.

11 Temmuz 2002 *

Ulus S. Baker


 

* Yazının kaynağı Körotonomedya’dır. İlgili link: http://www.korotonomedya.net/kor/index.php?id=21,342,0,0,1,0

Ne Okuyorum? ekibinin kolektif paylaşımlarının hesabıdır. Arkasında sadece bir kişi yoktur. Bir fikir vardır! Hiç!