The Paris Review röportajları: Yazarın Odası’ndan alıntılar

Edebiyat ve sanatseverlerin yarım yüzyıldan uzun bir süredir ilgiyle takip ettiği prestijli edebiyat dergisi The Paris Review‘da yayımlanan röportajların derlendiği Yazarın Odası, bugün adını sıkça duyduğumuz ve dünya edebiyatına yön vermiş yazarların, şairlerin hayatına bir kapı aralıyor.

Yazmaya nasıl başladıkları, yazıyla ilişkileri ve yazma eylemine bakış açılarının açıklıkla ifade edildiği röportajlar, okurları, sevdikleri yazarlara ya da şairlere bir adım daha yaklaştırıyor.

Timaş Yayınları tarafından yayımlanan röportajların ilk cildinde yer alan yazarların röportajlarından ilgi çekici satırları derledik. Jorge Luis Borges’ten Gabriel Garcia Marquez’e, Truman Capote’den William Faulkner’a; yazarların odalarına konuk oluyoruz.

 


Jorge Luis Borges

“Hem Ibarra hem Caillois. Ben bu olgun yaşımda dünyanın birçok yerinde bir sürü insanın eserlerime ilgi duyduklarını fark ettim. Bana garip geliyor gerçi ama yazdıklarımın birçoğu İngilizce, İsveççe, Fransızca, İtalyanca, Almanca, Portekizce, bazı İskandinav dilleri ve Danimarkacaya çevrildi. Bu beni hep şaşırtmıştır, çünkü 1932’de olsa gerek, bir kitabım yayınlanmıştı -ve o yılın sonunda toplam otuz yedi tane satılmış olduğunu öğrendim.” – Jorge Luis Borges (s.24-25)


“(…) Her şey bir yana, bir şairin yazacak beş altı şiiri olduğuna inanıyorum, daha fazla değil. Farklı açılardan bakarak ve belki de farklı konularda farklı zamanlarda farklı karakterlerle tekrar yazarak şansını dener, ne var ki özünde ve içeriğinde şiirler aynıdır.” – Jorge Luis Borges (s.53)


Truman Capote

“(…) Sonunda, sanırım on iki yaşlarındaydım, gittiğim okul müdürü bir gün ailemi ziyaret etmiş, kendisinin ve okuldaki öğretmenlerin düşüncesine göre benim anormal olduğumu söylemiş. Yapılacak en akıllıca ve insanı hareketin beni geri zekâlılarla baş edebilecek araç gereçleri olan bir okula göndermek olacağını düşünüyordu. Ailem içten içe ne hissetti bilemiyorum ama bir bütün olarak böyle bir şeye çok alındılar. IQ’mu kontrol ettirmek için beni güneyde bir psikiyatrik araştırma kliniğine gönderdiler. Orada çok hoş vakit geçirdim ve sonra ne oldu biliyor musunuz, üstün zekâlı çıktım, yani bilim tarafından öyle ilan edildi.” – Truman Capote (s.66)


“Bir eser yayınlanmadan önce fikirlerine güvendiğiniz birisinden aldığınız eleştirinin tabii ki yapıcı etkisi olur. Ama yayınlanmasından sonra eser hakkında sadece övgüleri duymayı ya da okumayı isterim. Övgü dışında her şey lüzumsuz, eserleri lütfen okuyup müşkülpesent, usandırıcı bir havayla yazan eleştirmenlerden bir fayda gördüğünü, inanarak söyleyecek bir tek yazar bulursanız, elli dolar veririm size.” – Truman Capote (s.79)


Ernest Hemingway

“İyi yazmayı güç bulduğu için gitsin kendini tavandan assın derim. Sonra da hiç acımadan ipi kesip kendini yazmaya zorlamalı. Bu durumda yazmaya başlarken elinde en azından ipe çekilme hikâyesi olur.” – Ernest Hemingway (s.90)


“(…) Ama ben yine de bir yazarın nasıl yazdığını anlatmasını çok yanlış buluyorum. Yazar okunsun diye yazar, açıklamalara ya da üzerinde yazılmış tezlere hiç gerek yoktur. Emin olun, bir kitabı okumakla karşılaştırıldığında, bir okuma akşamında yeni bir kitabın ilk okuma seansında duyacaklarınız çok yetersizdir; hadi okuma seansı yaptınız ama kitapla ilgili açıklamalara girmek hiç de yazarın alanı değildir ya da sanki bir yeri yabancılara tanıtan tur rehberi gibi de olmamalı yazar.” – Ernest Hemingway (s.98)


Stephen King

“Aslında bir bakıma korktuğumuz hemen hemen hiçbir şey yok diyebilirim. Ama, biz insanlar nelerden korkarız, demek istediyseniz. Cevap Kaos. Yabacılar. Sonra değişiklikten korkuyoruz ve bu da benim ilgimi çeken bir şey.” – Stephen King (s.119)


Gabriel Garcia Marquez

“(…) genç bir yazara öğüt verecek olsam, başından geçen bir şeyi yazmasını söylerim; bir yazarın, kendi başından geçen bir şeyi mi yoksa duyduğu veya okuduğu bir şeyi mi yazdığını anlamak her zaman çok kolaydır. Pablo Neruda bir şiirinde şöyle der, ‘Tanrım şarkı söylerken yardımcı ol da uydurmayayım.’ İşin doğrusu, bütün yazdıklarımda gerçekle ilgisi olmayan bir tek satır bile olmamasına rağmen, kitaplarıma en büyük övgünün hayal gücüyle ilgili yapılması beni güldürüyor. Sorun Karayipler gerçeğinin hayal bile edilemeyecek bir düşe benzemesi.” – Gabriel Garcia Marquez (s.161)


“İyi bir yazar olmak için yazdığınız her an, zihninizin tamamıyla açık ve sağlığınızın yerinde olması gerekir. O romantik edebiyat kavramına karşıyım, yani ekonomik koşullarınız ve duygusal durumunuz ne kadar kötüyse yazdıklarınız o derece iyi olur inancına. Duygusal ve fiziksel sağlığınızın çok iyi olması gerektiğine inanıyorum. Edebi bir eser ortaya çıkarmak için bence sağlıklı olmak lazım ve Kayıp Nesil bunu görmüştü. Onlar hayatı seven insanlardı.” – Gabriel Garcia Marquez (s.170)


“Kendi yazdıklarınız, hakkınızda yazılanlardan çok daha önemli.” – Gabriel Garcia Marquez (s.177)


“Dünyanın her yerinden hemen hemen bütün ciddi ve önemli haberleri okuduktan sonra, karım gelip hiç duymadığım haberleri verir bana. Nerede okuduğunu sorunca da güzellik salonundaki bir dergide okuduğunu söyler. Onun için moda dergilerini, bütün kadın dergilerini ve hatta dedikodu dergilerini bile okuyorum.” – Gabriel Garcia Marquez (s.178)


Rebecca West

“Kadın olarak iyi bir yaşantınız olabilir ama erkek olarak çok daha iyi bir yaşantınız olurdu. Bir işle ilgili olarak bir yere, üzerinden bir erkek adı ve diğerinde de kadın adı olan iki kartle gitseniz erkeğe karşı daha bir yumuşak davranırlar, üstelik bir suçlu olma ihtimaline rağmen. Erkek adı yazılı karta daha sıcak bakıyorlar.” – Rebecca West (s.199)


“İngiltere’de insanlar kitap okuyor. Bay McEwan’ı okudum ben de. Eleştiri yazmak için ya da değil, yeni çıkan kitapları her zaman takip ediyorum. Halbuki Amerika’daki insanların çoğu tekrar tekrar aynı kitapları okuyorlar. Scott Fitzgerald, Hemingway, James Joyce ve Nabokov okuyorlar, yıllardır bir adım ileri gitmediler.” – Rebecca West (s.216)


“Hep yazmamı engelleyen aile içi görevlerim oldu. Daha iyi ve çok daha fazla yazabilirdim. Erkekler ne derlerse desinler, kendileriyle yaptıkları iş arasında hiçbir engel yoktur, benim kesinlikle vardı.” – Rebecca West (s.224)


William Faulkner

“Yazarın tek sorumluluğu sanatına karşıdır.” – William Faulkner (s.230)


“Yazarın ekonomik özgürlüğe ihtiyacı yok. Tek ihtiyacı olan şey kâğıt ve kalemdir. Para karşılığı yazılmış iyi bir şeye rastlamadım hiç.” – William Faulkner (s.232)


Bazıları, iki üç kere okuduktan sonra bile, yazdıklarınızı anlamadıklarını söylüyorlar. Onlara ne önerirsiniz?

Dört kere okusunlar. – William Faulkner (s.243)


“Bana göre, dünyada bu kadar çok işin olması yazık. En üzücü şeylerden biri bir insanın yek yapabileceği şeyin günde sekiz saat, her gün çalışmak olması. Günde sekiz saat yemek yiyemezsiniz, içki içemezsiniz, günde sekiz saat sevişemezsiniz – sekiz saatte yapılacak tek şey çalışmaktır. Bundan dolayı, insan kendini ve herkesi mutsuz ve bedbaht eder.” – William Faulkner (s.244)


“Sanatçının eleştirmene kulak verecek zamanı yoktur. Yazar olmak isteyenler eleştirmenleri okur, yazanların eleştiri okuyacak zamanları yoktur. Eleştirmen de ‘Kilroy buradaydı’ demek ister. İşlevi direk sanatçıya yönelik değildir. Sanatçı, eleştirmenin üstünde kestirme bir yoldur, yazdıklarıyla eleştirmeni harekete geçirir. Eleştirmen ise yazdıklarıyla sanatçı hariç herkesi harekete geçirir.” – William Faulkner (s.247)


“Belki de benim doğum yerim olan Mississipi’de iki beyaz adamın zenci bir çocuğa çektirdikleri mezalim ayakta kalmayı hak edip etmediğimizi kanıtlamak için meydana geldi. Çünkü eğer biz Amerika’da, çaresiz kültürümüzde, amacı ne olursa olsun bir çocuğu öldürmek gibi bir noktaya gelmişsek, ayakta kalmayı hak etmiyoruz ve herhalde yok olur gideriz.” – William Faulkner (s.250)


Graham Greene

“(…) gerçek yaşamdaki karakterleri insan hiçbir zaman romanlarda anlatacak kadar iyi tanıyamaz. Hadi bir karakter aldınız diyelim, birden hangi diş macununu kullandığını hatırlamayabilirsiniz, ne tür iç dekorasyondan hoşlanır bilemeyebilirsiniz ve bunlara takılıp kalabilirsiniz. Hayır, ana karakterler değil, yan karakterler gerçek yaşamdan alınabilir.” – Graham Greene (s.264)


T. S. Eliot

“Bir saptama yaptığınızda bütün şairler için geçerli olur mu yoksa sadece kendiniz için mi doğrudur asla bilemezsiniz. İnsanları kendinize benzetmeye çalışmaktan daha kötü bir şey düşünemiyorum.” – T. S. Eliot (s.290)


“Bankacılık, yayıncılık gibi başka alanlarda çalışmak benim için çok faydalı oldu. Bir de tabii istediğim kadar zamanımın olmaması konsantrasyonumu toplamam için daha büyük bir baskı getirdi. Yani bir bakıma çok fazla yazmamı engelledi. Yapacak başka bir şeyi olmayan şairin, konsantre olmaya ve küçük bölümleri kusursuzlaştırmaya çabalamaktansa uzunyazmaya fırsatı olur. Böyle bir durum benim için tehlikeli olurdu.” – T. S. Eliot (s.291)