Vladimir Nabokov’u tanımak: İhtişam

Modern klasikler deyince akla gelen eserlerden biridir “Lolita”. Bu nedenle de Vladimir Nabokov‘u tanımak için “Lolita”yı okumak gerektiğini düşünürdüm ben. Bu büyük kitabın yazarı Nabokov, 1899’da St. Petersburglu varlıklı ve burjuva sınıfına mensup bir ailenin en büyük oğlu olarak doğar. Bolşevikler, iktidara geldiğinde aile Rusya’dan ayrılıp önce Londra sonra Berlin’e gider.

Çocuk yaşında İngilizce ve Fransızca dersleri alır. Gustav Flabuerd, Jules Verne gibi usta kalemleri Fransızca okur. Babası oğluna daha sonra Rusça da aldırarak onu Tolstoy ve Çehov ile tanıştırır. Daha sonra bu edebiyat sevgisi onu üniversiteye taşıyacak, Cambridge Üniversitesinde Slav Dilleri ve Edebiyat okuyacaktır. 1922 yılında ise Berlin’deki ailesinin yanına döner ve babasının ırkçı saldırıda ölmesinden sonra oradaki Rus sürgünlerin desteğiyle çalışmaya başlar. Bir yandan da lisans dersleri verir, tenis ve futbol koçluğu yapar ve hayatının aşkı Vera ile tanışır.

Nabokov’un kendi hayatı da tıpkı romanları gibi heyecanlı, ihtişamlı ve tutkulu geçer.

Nabokov’u ben İhtişam‘ı okuyarak tanımaya başladım. “İhtişam” dili ve kurgusu titizlikle örülmüş melodik bir yapı barındırıyor. Kitaba gelirsek; kitabın kahramanı Martin, Rus anne ve İsviçreli babaya sahip olarak Kırım’da dünyaya gelir. Anne, Rus burjuvazisine mensup, baba ise zengin bir soyludur. O da tıpkı yazar gibi İngilizce ve Fransızca öğrenir. Daha sonra baba ölür. Onlar da Kırım’dan bir tren ile Avrupa’ya yol alır. Amca Heinrich’in yanına gelip beraber yaşanmaya karar verirler.

Martin bu sırada trende Alla isimli genç bir kadın şair ile ilk cinsel deneyimini tadacak; daha sonra ilk aşkı olacak aile dostlarının kızı Sonya’ya gönlünü kaptıracaktır.

Yazar: “Martin benim genç erkeklerimin en iyisi, en dürüstü ve en dokunaklısı; küçük Sonya ise ışıksız kara gözleri ve kaba görünümlü kara saçlarıyla aşkın cazibesinin ve ilminin uzmanları tarafından benim genç kadınlarımın en tuhaf çekiciliğe sahip olanı, tabii biraz da açıkça huysuz ve açıkça acımasızca çapkın olanı olarak görülecektir” der.

Evet bu Sonya, bizim genç Martin’e çok çektirecek, ona gülümserken bir yandan da Darwin ile beraber olup genç âşığımızın yüreğini karartacaktır.

Martin, düşe kalka yolunu bulacak, üniversiteye karar verdiğinde de Rus Edebiyatı ve Tarih Profesörü Archibald Moon ile tanışıp onun sayesinde bu bölümde okumaya karar verecektir.

Daha sonra da annesi amcası ile evlenir. (yazar burada Sheakspeare’in Hamlet’ine gönderme yapar) Martin, bu tuhaf evliliğin yanında Sonya’nın Berlin’e taşınmasıyla Berlin’e gidecek orada Sonya ile kurdukları gizli ülke “Zoorlandiya”da kaybolacaktır.

Kahramanımız vatanından uzak kalıp Fransızca ve İngilizce konuşsa da hep Rusçayı ve Rusya’yı özleyecektir. Nabokov’un kendi öz yaşamı ile otobiyografik özellikler taşıyan bu roman aynı zamanda sürgünde giderek artan vatan özlemini, kendi dilini, kendi sesini aramanın yalnızlığını da bize hissettirecektir. Nabokov’un ince zekasını da büyük bir hayranlıkla keşfedebilirsiniz roman boyunca. İmgelerin çok güçlü kullanılmış olduğunu görüyoruz. Yazar, Martin’i kurgularken, karakteri çok güçlü bir hayal gücüyle tanıtıyor. Anne-oğul ilişkisinde, özellikle çocukken başlayarak kurduğu bu imgelemeyi masalsı bir tat ile bize aktarıyor.

Annesi uyumadan önce ona okuduğu İngilizce kitaplardan birinin yarısında öykünün devamını Martin’in getirmesini istiyor. Çocuk Martin, başının üstündeki orman ve onun içine uzanan tabloya bakarak kitabın sonunu getiriyor. “Sence ne oluyor sonra? diye sorardı. Yatağın tam üstünde böyle, ormana giden bir patikayı resmeden bir tablo olan ve bir gün yataktan tabloya sonrada ormana giden patikaya üzerinde geceliğiyle tırmanmış olan çocuk hakkında hikâye vardı.”
Bu tabloyu yapan Edelweiss Nine’de “Lolita”dan izler taşır.

Ve kitap boyunca orman, patika, ışık imgeleri çocuk Martin’den genç Martine kadar uzanacaktır. “İhtişam” adı gibi çok naif bir kitap. Nabokov’un dili lirik ve şiirsel.

Metin, sizi ana karakterin içine koyup ülke ülke gezdirirken sayfaların sonuna geliveriyorsunuz. Kendi adıma bitirmek, kitabın bu güzel keyfine son vermek çok kolay olmadı.

En dikkat çekici yanlarından biri de geçmişteki zarif insanların varlığına dikkat çekmesiydi. Bugün çok özlenen, insanlığa dair umutların giderek kötücülleştiği bir dünyada yitip gidiveren bu incecik sesi duymak, belki de giderek paslaşıp kirlenen o büyük insanlığa özlemimizdir. Tıpkı Anadolu’nun en büyük sesi olan Yaşar Kemal’in “O iyi insanlar o güzel atlara binip çekip gittiler” demesi gibi Nabokov da İhtişam’da şöyle der:

“Ne Lida’ya ne de onun erkek kardeşine babasının ölümünü bildirdi çünkü bunu doğal bir şekilde anlatmayı başarıp başaramayacağını bilmiyordu, hisli bir şekilde söylemekte uygunsuz olurdu. Çok küçük yaştan itibaren annesi ona, insanlara derin bir yaşantıyı, bir anda öylece boşluğa savrulan, solan ve tuhaf bir şekilde başkası için benzer bir yaşantı hâline gelen bir yaşantıyı seslice dile getirmenin sadece kaba olmakla kalmadığını, aynı zamanda o duyguya karşı günah olduğunu da söyledi.”

  • İhtişam – Vladimir Nabokov
  • İletişim Yayınları – Roman
  • 196 sayfa
  • Çeviri: Sabri Gürses

1976 izmir doğumluyum..edebiyatı çocukluğumdan beri hep sevdim.iyi bir okurum ama yazmak benim en büyük hayalim.ve buna destek veren harika bir aileye sahibim