Shaun Tan’ın The Guardian söyleşisi çocuk edebiyatının eski bir tartışmasını yeniden gündeme taşıyor: Bir kitabın hangi yaş grubu için olduğunu gerçekten kim belirliyor?
Bir çocuk kitabını çocuk kitabı yapan nedir? Kahramanının çocuk olması mı? Resimli olması mı? Yayıncının kapağa yazdığı yaş aralığı mı?
Avustralyalı yazar ve illüstratör Shaun Tan’ın yayımlanan kapsamlı söyleşisi, bu soruları yeniden düşünmek için iyi bir neden veriyor. The Guardian‘a konuşan Tan’ın eserlerinin çocuklara ne ölçüde yönelik olduğunu belirlemek kolay değil. Çünkü göç, yabancılaşma, ütopya-distopya gerilimi ve aidiyet gibi meseleleri ele alan kitapları yetişkin okurun dünyasına da doğrudan sesleniyor. Tan’ın yaklaşımının merkezinde ise son derece basit bir ölçüt var: İyi bir resmin beş yaşındaki bir çocukta bile duygusal bir karşılık yaratabilmesi gerektiğini düşünüyor.
The Guardian — Shaun Tan ile yeni söyleşi
The Arrival: Kelimesiz bir göç romanı
Bu tartışmanın en iyi örneği Tan’ın 2006 tarihli The Arrival adlı eseri.
Kitap sessiz romanlara örnek. Yani içinde tek kelime dahi yok. Evini terk etmek zorunda kalan bir adam, bilmediği bir ülkeye gelir. Dilini okuyamaz, yiyecekleri tanımaz, tuhaf hayvanlarla ve anlam veremediği makinelerle karşılaşır.
Okur da onunla aynı durumdadır. Metin olmadığı için dünyayı açıklayacak sözlüğümüz yoktur. Görüntüleri okuyarak anlam çıkarmak zorunda kalırız.
Tan böylece göçmenlik deneyimini okura biçimsel olarak da yaşatır. Bu nedenle The Arrival kitapçının çocuk bölümünde bulunabilir ama göç, sürgün ve yabancılaşma üzerine yayımlanmış pek çok yetişkin romanıyla aynı edebî tartışmanın içindedir.
Yeni kitabında yine aynı sınır
Tan’ın yeni çalışması Hometown da benzer bir belirsizlik taşıyor.
Hikâyenin merkezinde sıradan bir kasabada yaşayan genç bir kız var. Uzak bir dünyadan gelen yabancı ona aslında bulunduğu yere ait olmadığını söylüyor. Tan’ın anlattığına göre hikâyenin bilinçli biçimde tam çözüme ulaşmaması önemli: Bir eserin okurun zihninde yankılanabilmesi için biraz açıklanmamış ve rahatsız edici kalmasını istiyor.
Bu, çocuk edebiyatına ilişkin yaygın beklentilerden biriyle açıkça çatışıyor. Çocuk kitabının sonunda her şeyin açıklanması gerektiği düşüncesiyle.
Ekim ayında çocuk edebiyatı ne anlatıyor?
Bu yalnızca Shaun Tan’a özgü bir eğilim de değil.
Literary Hub’ın ekim ayı çocuk kitapları seçkisinde Filistinli anne Nour Ferwana ile Maria Isabel Sánchez Vegara’nın hazırladığı Under the Olive Moon özellikle dikkat çekiyor. Kitap Gazze’de çocuklara aktarılan Filistin masallarını bir araya getiriyor; savaşın ve zorluğun ortasında cesaret ve iyilik fikrini çocuk anlatısına taşıyor.
Başka yeni kitaplarda ölüm, aile geçmişi, çevre krizi ve kimlik meseleleriyle karşılaşıyoruz. Yani çağdaş çocuk edebiyatının önemli bir bölümü çocukları dünyanın gerçeklerinden korumaya çalışmıyor. Onlara bu gerçekleri anlayabilecekleri estetik bir dil sunmaya çalışıyor.
Burada yayıncılık açısından da ilginç bir mesele ortaya çıkıyor. Kitapların yaş kategorileri elbette gerekli. Beş yaşındaki çocukla on beş yaşındaki gencin bilişsel ve duygusal ihtiyaçları aynı değil. Fakat yaş etiketi edebî sınır haline geldiğinde başka bir sorun başlıyor.
Yetişkin okur resimli kitabı çocukça buluyor. Çocuk okur bazı ağır meselelerden uzak tutuluyor. Gençlik edebiyatı ise yetişkin edebiyatının hazırlık odası gibi görülüyor.
Shaun Tan’ın eserleriyse bu hiyerarşiyi bozuyor. Belki iyi çocuk edebiyatının en güçlü tarafı tam da burada: Çocuğa yukarıdan konuşmadan çocukla konuşabilmesi; bunu yaparken yetişkine de söyleyecek bir şeyinin kalması.