Bir çocuk gelişim uzmanı ve okul öncesi öğretmeni olan Gülay Şimşek Başoğlu ile ilk kitabı Meraklı Minik Kedi ve günümüz çocuk problemleri hakkında konuşup çok önemli tavsiyeler aldık.
Keyifli okumalar!
Öncelikle ilk kitabınızı tebrik ediyorum Gülay Hanım. Yazar camiasında yenisiniz, okurlarınız belki merak ediyordur: Bize biraz kendinizden bahseder misiniz? Meraklı Minik Kedi’nin yazarı Gülay Şimşek Başoğlu kimdir?
Çok teşekkür ederim. Tabi ki kendimden bahsedeyim. Ben okul öncesi öğretmeni, oyun terapisti ve çocuk kitabı yazarıyım. Her şeyden önce üç güzel çocuğun annesiyim. 1990 yılında Tokat’ın Erbaa ilçesinde doğdum ve çocukluğumdan beri İstanbul Çatalca’da yaşıyorum. Çocukluğumda hayatıma dokunan birçok öğretmen oldu ve bazılarının yeri apayrıydı; kendimi bulmamı, yeteneklerimi keşfetmemi ve en önemlisi biricik ve değerli olduğumu fark etmemi sağladılar. Bu duygular beni “büyüyünce ne olmak istersin” sorularına yürekten bir “öğretmen olmak istiyorum” cevabına götürdü.
2007’de Çatalca Kız Meslek Lisesi Çocuk Gelişimi bölümünü, 2013 yılında Çanakkale On sekiz Mart Üniversitesi Okul Öncesi Öğretmenliği bölümünü bitirdim. Birçok çocuğun hayatına dokundum. Çocuklarla birlikte çalıştıkça onların hayatlarına daha çok etki etme ihtiyacı hissettim ve kendimi tabiri caizse alanımla ilgili eğitimlere adadım, birçok eğitime katıldım. Son olarak Oyun terapisi ve Aile Danışmanlığı eğitimleri aldım. Şu an bir kurumda öğretmen olarak çalışıyorum ve aynı zamanda başka bir kurumda oyun terapistliği yapıyorum. Bunlara ek olarak da Meraklı Minik Kedi isimli çocuk kitabının yazarıyım.
Okul öncesi öğretmeni olduğunuzu söylediniz. Çocuk kitabı yazma amacınız da bununla ilgili olduğunu düşünüyorum. Peki bu yaş grubuna kitabınızla vermek istediğiniz mesaj/ öğretmek istediğiniz şey nedir?
Evet kesinlikle okul öncesi öğretmenliğinin çocuk kitabı yazmamda etkisi büyük. Çünkü çocukları tanıdıkça onların kaygılarını da daha yakından tanıdım. Bizler sınıflarda çocuklarda iyileştirmek istediğimiz duygular olsun, öğretmek istediğimiz kavramlar vs. olsun hikayelerden çokça faydalanırız. Ben de bu hikayeleri yazarken çocukların en çok zorlandığı konuları ele almaya çalıştım. Güven, empati, saygı, kendini tehlikelerden koruma, yalnızlık kaygısı, merhamet ve birçok konuyu ele alarak hikayelerimi oluşturdum. Bunları vermeyi amaçlarken de yaş grubunu göze alarak düz bir yazı şeklinde yazmak yerine biraz tekerleme, şiir havasında uyaklı şekilde yazdım. Buradaki amacım hem çocukların dikkatini çekmek hem de akılda kalıcılığı artırmak. Ve şöyle bir ek çalışma yaptım: her hikayenin sonunda terapi destekli sorular ekledim ki çocuk o duyguyu isimlendirebilsin, baş etme yollarını düşünerek bulsun. Son olarak da o duygu ile ilgili küçük bir etkinlik yaparak duyguyu dışarı çıkarmasını amaçladım. Açıkçası bu kısımdaki sorular aslında hikayenin bütünlüğünü sağlayacak, o yüzden tavsiyemdir kesinlikle bu kısmı es geçmesinler.

Kitabın okuru yetişkinler, hitap ettiği kitle ise çocuklar doğal olarak. Okura da mesajınız var mı kitap içerisinde yoksa sadece çocuklara yönelik eğitici ve eğlenceli bir kitap mı bizleri bekliyor?
Elbette yetişkinler için ilk sayfada biraz önerilerim var. Çocuk kitabı okurken dikkat edilmesi gereken noktalardan ve bu anın değerinden bahsettim. Eğitici ve eğlendirici olması için ben yazarken çabaladım evet ama okuyacak olan kişilerin de bunu ses tonu ve vurgulamalarla desteklemesi oldukça önemli. Bunun yanı sıra hikayeler ilk okuma seviyesi için de oldukça uygun, yani çocuklar da okuyabilir. Hatta terapi soruları olduğu için ben bir üst yaş sınırı koymuyorum kitaba. Bu yüzden kitabın ilk sayfasında hem ebeveynlere hem de çocuklara küçük öneri yazılarım bulunuyor.
Kitapta kısa kısa 3 hikayenin yer aldığını görüyoruz ve okurken de kitabın devamı gelecek, seri şeklinde ilerleyecek gibi hissettik. Kitabın devamı gelir mi ? levent gibi uzun soluklu bir seri olabilir mi ilerleyen zamanlarda?
Evet doğru hissetmişsiniz. Aslında bu hikayeleri yazarken Meraklı Minik Kedi ile ilgili bu üç hikaye ile seriyi bitirmeyi ve başka hikayelere geçmeyi planlamıştım ki öyle de yaptım. Biri yeni kardeşin doğumuyla evdeki büyük çocuğun yaşadığı kaygılar üzerine biri de günümüzün kanayan yarası zorbalık ve bununla baş etme yolları ile ilgili olmak üzere iki yeni hikaye yazdım, henüz basım aşamasına geçmedik. Ama Meraklı Minik Kedi’yi okuyan çocuklardan ve ebeveynlerden aldığım güzel dönüşler ve devamını bekliyoruz söylemleri beni yine farklı konular ve çocuk kaygıları ile seriyi uzatmam fikirlerine yaklaştırdı. Belki her iki durumla da ilerleyebiliriz, bunu zaman gösterecek, ben de bu sorunun cevabını görmeyi merak içinde bekliyorum.
Biraz da çocuklardan ve eğitim süreçlerinden konuşmak istiyorum ailelere yardımcı olabilmek adına. Bir öğretmen olarak günümüz 3-6 yaş arası okul öncesi dönemi çocuklarında sıkça gözlemlediğiniz sorunlar var mı? varsa nelerdir?
Maalesef bu konuda çok iç açıcı konuşamayabilirim. Günümüz çocuklarında önceki dönemlere göre aşırı bir dikkat dağınıklığı mevcut. Bunun sebebini hepimiz tahmin ediyoruz ki teknolojinin bilinçsiz kullanımı. Özellikle kısa videolar, hızlı geçişlerin yapıldığı çizgi filmler dikkatlerini kullanmalarını engelleyici en büyük etmenler arasında. Önceden bizler sokakta oynardık, çamurdan her şeyi üretebilirdik, çamura dokunur hisseder, dikkatimizi verip pürüzsüz bir şekil vermeye çalışırdık. Ya da oynadığımız oyunlarda en basitinden saklambaç oynarken bulunmamak için saklandığımız yeri ince hesap edip sobelenmemek için ebenin gitmesini ayarlamak bile birer dikkat çalışmasıydı. Ya da taş devirme oyunlarında hedefi ayarlamak, göz ile el ile koordinasyonu sağlamak, bunların hepsi birer dikkat geliştirici, problem çözücü oyunlardı. Ama şimdi çocuklarımız ne yapıyor, telefondan tabletten oyun oynayan çocukları izliyor, 3 saniyede bir kare değişimi olan çizgi filmleri izliyor, 10-20 saniyelik anlamsız videolar izliyorlar. Burada zaten dikkatini vermeye gerek yok. Ve beyin buna alışıyor. Okula başladığında çabuk sıkılıyor, etkinliğini bitirmekte zorlanıyor, oyun oynamak bile çocuğa zor geliyor. Bir de şu var ki çocuklarımızı fanusta yetiştirir gibi acıdan, üzüntüden sürekli uzak tutma çabasına girmemiz de onları gerçek hayattan uzaklaştırıyor, dış dünyayı tanıyamayan çocuk dünyanın merkezini kendisi sanıyor. Burada da devreye empati eksikliği ve bencillik giriyor ne yazık ki. Bir arkadaşının üzüntüsüne gülen, eksikliği ile dalga geçen, küçük yaşta zorbalığa yönelen çocuklar da artmış oluyor. Ama bunu toparlamak biliyoruz ki bizlerin elinde.
Peki teknoloji çocuklarımıza bu denli zarar verirken onları nasıl teknolojiden uzak büyütebiliriz?
Açıkçası uzak tutmaktan ziyade bilinçli kullanıma yakınlaştırma taraftarıyım. Çocuğun yaşı çarpı 10 dakika ekran süresidir deriz. Yani 6 yaşındaysa 60 dakika gibi düşünebiliriz. Bu süreçte de çocuk ne izliyor ne oynuyor kesinlikle takipte kalmalıyız. İnanın yaşına göre çok da güzel oyunlar, filmler var. Yeter ki doğru noktalardan araştıralım. Ayrıca çocuğu teknolojiden uzaklaştırmak için yerine koyabileceği başka bir şeyler sunmalıyız. “Hadi süren bitti kalk artık” demek yerine, “şimdi ne yapmak istersin, oyuncaklarınla oynamak mı resim yapmak mı?” gibi seçenekler sunmak. Birlikte mutfağa girip hamur açmak, kek yapmak belki bir yoğurtla suyu karıştırıp ayran, limon sıktırıp limonata yaptırmak gibi. Mesela çocuklar kutu oyunlarına bayılır, evde çeşit çeşit kutu oyunu bulundurup güzel bir aile etkinliğine dönüştürebiliriz. Bazen oyun değil sadece sohbet etmek bile yeterli gelir. Bir kitap okuyup onun üzerinde konuşmak, belki de kitabı yarım bırakıp hikayenin sonunu çocuğun tamamlamasını istemek. Hava şartlarınca doğa yürüyüşü yapmak, yaprak avcılığına çıkmak, değişik taşlar bulma yarışması düzenlemek, yoldan geçen kırmızı arabaları sayma oyunu oynamak gibi anlık bile oynanabilecek birçok keyifli fikir bu süreci destekleyebilir. Şimdi bunları okuyan bazı ebeveynlerin söylemesi kolay dediğini duyar gibiyim ama ben de bir anneyim. Kolay değil biliyorum ama inanın çocuklarımız bu zorluğa bu çabaya değer. Başlarda zorlayıcı olacak, çocuk diretecek, ağlayacak ama şu an ağlaması geleceğini ve karakterini olumlu yönde şekillendirecekse bırakın ağlasın. Teknolojinin tuzağını yendiği zaman kazanan zaten kendisi olacak.
Bu güzel öneriler için teşekkür ederiz. Son olarak ebeveynlere bir mesaj göndermenizi istesem ne dersiniz?
Aslında söylenecek çok şey var ama kısaca özet geçmeye çalışayım. Şöyle düşünelim çocuklarımız elimizde tuttuğumuz tohumlar gibi, onu nasıl sulayıp büyüttüğümüz, nasıl verimli çiçekler vereceğini belirleyecek. Susuz, ilgisiz kalan; güneşsiz, sevgisiz kalan bir fidan büyüse de hoş koku saçmaz. Onun hizasına eğilin, yapraklarına dokunun, özünü görmeye çalışın; gözlerinin içine bakıp duygusunu anlamaya çalışın. İnanın hiçbir davranış boşa değil, nedenlerini bulduğunuz anda bütün düğümler çözülüyor. Ve lütfen çocukların kaygılarını hafife almayın, şu an onlara söylediğimiz her söz büyüdüklerinde iç sesleri haline gelecek. Bir iş yaparken kulağına “evet yapabilirsin, sana güveniyorum, devam et” sesleri mi yoksa ‘beceriksiz, sen ne anlarsın, bırak şunu’ sesleri mi yankılansın istersiniz? Bu sesleri belirleyecek olan bizleriz.
Bir diğer tavsiyemse çocukların sıkılmasına fırsat verin, bırakın boş kalsınlar, her anlarını doldurmak için çabalamayın, en üretken fikirler boşluk anlarında çıkar. Hayal gücü devreye girer, kapasitesinin farkına varır ve belki o anda var olan yeteneğini açığa çıkarır. Bir de ısrarla şunu rica ediyorum ki çocuklarınızla günlük, rutin en az 15 dakika kaliteli vakit dediğimiz anınız olsun. O an ne yapacağınız size kalmış, yeter ki telefon televizyon gibi teknolojik araçlar uzağınızda, gözünüz kulağınız tüm hisleriyle çocuğunuzda olsun. Bunu yaptığınızda aradaki bağların kördüğüm gibi sıkı sıkı bağlandığını görmek sizi de çok mutlu edecek eminim.
Hepimiz hayatın acemisiyiz, çocuklarsa en acemilerimiz, onlara iyi birer rehber olmaya çalışalım. Ve bu anlar bir daha gelmeyecek ve biliyoruz ki her anını çok özleyeceğiz… Kıymet bilenlerden olmak dileklerimle, okuyan herkese saygılarımı ve sevgilerimi iletiyorum.
Bu keyifli sohbet için bizler de çok teşekkür ediyoruz. Kitabınızı da tekrardan tebrik ediyoruz, başarılarınız daim olsun.
