Cihan Çetinkaya, son kitabı “Şah Balaban Destanı”nda, yazarınönceki eserlerinde karşılaştığımız, savaşı sadece kazanan ve kaybeden olarak görmenin ötesine geçerek, savaşın esas yüzü olan açlık, hastalık, hava şartları gibi nedenlerle ölümle başka bir yerden hemhal olan sıradan askerlerin hikâyelerini anlatmaya devam ediyor.
İtalya’nın Alpler bölgesinde yer Moena köyü, nam-diğer “Türk Köyü”, tarihin akışının değişmesine ramak kala, onca hengamenin içinde kendi hikâyesini yaratan bir köy olmuştur. Osmanlı İmparatorluğu’nun 1683 yılındaki II. Viyana Kuşatması sırasında yaralanan Balaban Hasan adlı bir yeniçeri, buradaki köylüler tarafından tedavi edilir ve sonrasında Balaban Hasan köye yerleşerek yerel halkın sevgisini kazanır. “Harp Baladı”, “Arafta Yedi Gece” ve “Suskunlar Meclisi” kitaplarıyla tanıdığımız Cihan Çetinkaya’nın Timaş Yayınları etiketiyle yayımlanan yeni romanı “Şah Balaban Destanı”, yeniçeri Balaban Hasan’ın bu hikâyesini odağına alıp büyük komutanların, büyük olaylarının yerine, bozguna uğramış bir imparatorluk ordusunun sıradan insanlarının hikâyelerini ve Balaban Hasan’ın nasıl “Şah Balaban” olduğunu insani yönleriyle ele alıyor.
1683 yılındaki II. Viyana Kuşatması’nın son zamanlarında, kış mevsiminin şartları, ordudaki erzak sıkıntısı nedeniyle Sadrazam Merzifonlu Kara Mustafa Paşa komutasındaki Osmanlı ordusu köşeye sıkışıp kalmıştır. Ordu Haçlıların ittifakıyla kuşatmada bozguna uğrayınca, orduda yeniçerilerin başını çektiği esas kahramanlar birer birer ortaya çıkmaya başlar. Bunlardan ikisi Deliormanlı Balaban Hasan ve Bekri Celal adlı yeniçerilerdir. Osmanlı kuşatmada başarılı olamayınca Balaban Hasan ve Bekri Celal yakalanıp esir düşerler ve Alp Dağları’nda bir mağarada zincire vurulurlar. İki yeniçeri başlarında nöbet tutan askeri bir şekilde etkisiz hale getirir ve mağaradan kaçarlar. Ancak artık ortada ne bir ordu kalmıştır ne de kuşatma. Kendileri gibi esir düşen iki yüz askerle bölgenin güneyine doğru yürümeye başlarlar ancak çetin hava şartları, hastalıklar nedeniyle geride doksan asker kalmışlardır. Avusturya’yla Venedik arasında kalan Moena vadisindeki aynı adlı köye sığınan askerlere köy halkı kendi evlatları gibi bakar. Yedirir, içirir, onları tedavi eder. O sırada Avrupa’da Habsburg’un acımasız fırtınası esmektedir ve Moenada Habsburg’un garabetinden payını almaktadır.
Bir gün Habsburg memurları ve askerleri haraç almak için Moena’ya geldiklerinde kasabanın lideri olan Alessandro Manzzini’nin torunu darp ederler. Buna kayıtsız kalamayan Balaban Hasan ve emrindeki askerler, Habsburg yandaşlarıyla ufak çaplı bir kapışmaya tutulup onları bertaraf eder ve bu hareketleriyle köylülerin saygısını ve minnetini kazanırlar. Bunun üzerine Köstenceli Cerrah Mehmed, Moena’yı İslam beldesi ilan etme fikrini ortaya atar böylece köyde yeni bir düzen kurulur. Balaban Hasan da köyün lideri Manzzini’nintorunuyla evlenir ve yerli halk tarafından “Şah” ilan edilerek dağın başındaki bu İtalyan köyünde bir yeniçerinin şahlık macerası başlar…
Cihan Çetinkaya, “Şah Balaban Destanı”nda önceki eserlerindekarşılaştığımız, savaşı sadece kazanan ve kaybeden olarak görmenin ötesine geçerek, savaşın esas yüzü olan açlık, hastalık, hava şartları gibi nedenlerle ölümle başka bir yerden hemhal olan sıradan askerlerin hikâyelerini anlatmaya devam ediyor. Düşmanlıktan uzakta, insanın karanlık dehlizlerine inen ve akıcı üslubuyla gerçek bir destandan farksız olan “Şah Balaban Destanı”, yalnızca tarih meraklılarını değil, savaş ve savaştaki insan öykülerine merak duyanların da ilgisini çekecek bir roman olarak okunmayı hak ediyor.

- Şah Balaban Destanı – Cihan Çetinkaya
- Timaş Yayınları – Roman
- 272 sayfa