Ah, Şu Yağmur Bir Yağsa…

Şu Yağmur Bir Yağsa, Kâmil Erdem’in Ekim 2016’da Sel Yayıncılık tarafından yayımlanan ve kısa sürede ikinci baskısını yapan ilk öykü kitabı. Kâmil Erdem, edebiyat dünyasında alışık olduğumuz yazarlık serüvenlerinin aksi bir hikâyeye sahip. Bu yönüyle kitabın başlangıcındaki ilk cümlesi ile beni şaşırtan ve son cümlesi ile imrendirerek tebessüm etmeme sebep olan kısa biyografisini buraya eklemek gereği duyuyorum:

Kâmil Erdem

“1945’te Erzurum’da doğdu, Erzurum Lisesi’ni bitirdi. Ankara Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi’nin Edebiyat ve Rus Dili ve Edebiyatı bölümlerinde okudu. 80’ sonrasında Tan Seçki’sinde ve Morköpük’te öyküleri yayınlandı. Datça’nın bir köyünde yaşamaktadır.”

Şu Yağmur Bir Yağsa, toplamda 11 öyküden oluşuyor ve adını kitaptaki ilk hikâye olan “Yağmur” öyküsünden alıyor. Yağmur imgesi yazar için önemli ve aslında kitaptaki ilk hikayesi dışında eserin temasını apaçık ortaya koyan bir kavram. Çünkü yazara göre yağmur kendini gösterdiğinde koşuşturmacaya sebep olan ve planları aksatan bir varlık değil aksine düzensizliği düzene kavuşturan bir gerçeklik biçimi. İçinde umudu barındıran ve insanı gerçekliğe, yalınlığa ve hatta özlemi duyulan düşlere götüren bir manaya sahip. Bunu öykünün başlarında okuru karşılayan şu cümlelerde açıkça görebiliriz:

“Bugün yağmur yağsaydı, yılların oradan buradan taşıdığı geçmişte kalmış hataların, hamlıkların, yarımlıkların tortusu, arkasında ufak tefek izler, kırışıklıklar bırakarak akıp gidecek, çocukların, yaşlıların bir  anlam çıkarmak üzere baksa da bir şey bulamayacakları yüzüm biraz yumuşayacak, yeniden lezzetli olmasa bile yenilir yutulur bir biçim alacaktı.”

Kâmil Erdem, Şu Yağmur Bir Yağsa eseri ile aslında yıllardır gözlemlediği, hissettiği ve hatta gelecek ile ilgili düşlediği şeyleri eleştirel ve güçlü bir gözlem gücü ile okura yansıtıyor. Öykülerinde günlük yaşantımızdan aşina olduğumuz birçok karaktere rastlamak mümkün. Günlük hayatta yer tutan lakin artık azalmaya başlayan şeyleri hatırlatıyor, eskiye dair özlemlerini ve geleceğe dair umutlarını hem birey hem de iktidar eleştirisi yaparak okura yansıtıyor. Örneğin “Kır” öyküsü, öykü karakteri üzerinden farkındalığın, bilgeliğin verdiği ağır sorumluluğun ve bilmemenin ezici huzurunun kaynakların sorgulanarak ortaya konulduğu bir öykü. Öyle ki öykü karakteri iş istemeye gittiğinde düzgün konuşmasından dolayı yadırganan bir kimse ve okumuş olmanın farklılığına sahip. Bildiği gibi yaşayamamanın huzursuzluğuna bilmeyen insanların nedensiz huzuru da eklenince bir noktada kendi gibi gördüğü insanları da düşünerek şöyle diyor:

“Biz, diye düşündüm, şu kod adı Ali olan şen adam ve ben ve dahi hep bir şeylere kızgın olduğunu düşündüren Nuri, Berec’den Hüseyin, Hüseyin’in karısı Hacer ve kaynakçı Refik, düz işçi Ahmet ne yapıyorduk böyle?”

Yazarın Şu Yağmur Bir Yağsa eserinde dikkat çeken bir diğer ayrıntı ise gözlemleri sonucu yapılan kuvvetli tespitler. Yazarı bir hikâyede bizzat tespitte bulunuyor görüyorken, bir başka hikâyede dışarıdan bir gözle toplumdaki yansımasını kendisi de dahil okura anlatırken görüyoruz. Örneğin kitabın öne çıkan hikâyesi Yağmur’da ana karakter, “Gerçi insanların sürekli ve şiddet kullanılarak derinlikleri dolduruldu, en karmaşığından en mutediline muhtelif kılıflar içinde tutulmayı doğal karşılar oldular.” derken; Kır öyküsünde öyküdeki Tahir Amca karakteri üzerinden şu sözleri söylüyor: “Biraz insancıllığa hasretiz, tatlı dile meylederiz, hatta bir zaman sonra şımarırız ama o tatlı dil sahibi sahiden izanlıysa, soğanla eti bir güzel usulünce karıştırıp, lezzetli bir yahni yapar.”

Yazar öykülerini bir fotoğraf karesini ya da bir film kesitini yansıtır gibi işliyor. Yoğun olarak betimleyici uzun cümleler kuruyor ancak ardından belirgin kısa cümleler ile dengeyi sağlıyor. Hiçbir yazarın okuduğu eserlerden ayrı düşünülemeyeceği gibi Şu Yağmur Bir Yağsa’da da, hikâyelerin akışında yazarın hayatına dokunan birçok şaire, şairlere ait dizelere ve hatta “Bakkal” öyküsünde Kafka’nın Gregor Samsa karakterine dahi rastlamak mümkün.

Edebiyat dünyasını bir başka gökyüzü varsayarsak, Kâmil Erdem gökyüzündeki sayısız renk içinde bir bulut olmayı tercih etmiş. Kendi yaşamında ve tanık olduğu yaşamlarda yıllarca biriktirdiği gözlemleri kendisi için bir gerçeklik ifadesi olan yağmur gibi, yazarak-yağarak okura geçirmeyi seçmiş. Tüm bu gözlemlerden sonra yazarın “Forum” öyküsünde rastladığımız “Aydınlık bir uygarlığın, henüz kötülük bulaşmamış genç kalplerimizden filizleneceğini biliyorum. (s.71)”  ifadesi  yağmurların yağması ve umutların yeşermesi için bir ışık mahiyetinde. O halde yazıyı şöyle bitirmek doğru olacak: Ah şu yağmur bir yağsa…

  • Kâmil Erdem – Şu Yağmur Bir Yağsa
  • Sel Yayıncılık – Öykü
  • 144 Sayfa
  • Editör: Bilge Sancı
  • Yayına Hazırlayan: Ayla Duru Karadağ
  • Kapak Tasarımı: Gülay Tunç

Görsel: http://www.selyayincilik.com/kitap/su-yagmur-bir-yagsa-1239

 

 

1993, İstanbul. Kendi düşünün peşinde.