Alman yazar ve düşünür Goethe, “İnsanlar bir kere bulûğ ızdırabı çeker, dehanın çocukları hep yeniden!” der.
Resim ve sanat alanında 20. yüzyılın en büyük dehalarından biri olarak kabul edilen Picasso daha çocukluk yıllarında sıra dışı yeteneğiyle dikkat çekmiştir.
Konuşmayı öğrenmeden resim çizmeye başlaması, henüz 14 yaşındayken Barselona Sanat Okulu’nun yüksek kısmına kabul edilmesi, on altı yaşında da Kraliyet Akademisi’ne onur öğrencisi olarak katılması onun sanata ve entelektüelliğe eğilimini daha küçük yaşlarda göstermiştir. İspanya’nın içinde bulunduğu iç savaş ve Fransa’da ülkesinden uzun bir süre ayrı kalması ruhunda derin izler bırakırken, o hayata karşı duruşu ve kişiliğiyle bu etkileri her zaman sanatına yansıtmayı başarmıştır.
Berger, “Picasso’nun Başarısı ve Başarısızlığı” isimli eserinde Picasso’nun sanat anlayışına ışık tutarken aynı zamanda içinde bulunduğu dönemin zorluklarını da kelimelerle resmetmiştir. Kitap boyunca zamanın ruhunu yakalayan, geçmiş ve geleceği dikkate almadan sadece âna göre hareket eden bir sanatçıyı anlatır.
Kendisi Picasso’yu şöyle tarif eder: “Charlie Chaplin’in sanatı, kişiliğinin önünde yer alırken Picasso’da durum tam tersidir; onun kendisi ve kişiliği sanatının önüne geçmiştir. O bitmemiş sanat yapıtının değil, bitmemiş insan deneyiminin bir ustasıdır.”
Berger, Picasso’nun sanat anlayışındaki gücü, Midas efsanesiyle ilişkilendirir. Nasıl ki Midas dokunduğu her şeyi altına dönüştürüyorsa, Picasso’nun da çizdiği her resimle onu elde edebilecek bir güce ve etkiye ulaştığını ifade eder.
Yazarın Picasso’ya yönelttiği temel eleştirilerden biri, yakaladığı şöhret ve zenginliğin sanatçının toplumdan uzaklaşmasına sebep olması ve gençliğindeki o devrimci ruhu zamanla kaybetmesidir. Kitap yayımlandığı dönemde bazı çevreler tarafından eleştirel tepkilerle karşılaşsa da yazarın Picasso’ya duyduğu sevgi kitabın her satırında hissedilir.
Özellikle sanatçının “Avignonlu Kızlar” eseriyle başlattığı Kübizm devrimi, sanatta durağan var olmanın yerine süreçleri açığa çıkarma imkanını yaratmış ve ressama, parçaları yerinden oynatabilme hakkını vermiştir. “Guernica” tablosu da gerçek olayları imgelerle canlandırmaya çalışmadan acı çekmeyi imgelediği modern savaş acımasızlığını protesto eden bir baş yapıttır.
Bu kitabı bir başarı veya başarısızlık hikayesi olarak değil, Picasso’nun geçirdiği değişimin ruhundaki iniş ve çıkışın bir yansıması olarak değerlendirmek gerekir. Hayatın lineer bir çizgide ilerlemediğini düşünürsek başarı, başarısızlık, mutluluk gibi kavramlar referans aldığımız noktaya göre değişebilir.
“Picasso nasıl dünya çapında bir ressam veya sanatçı oldu?” sorusuna Berger’in kitapta geçen şu cümlesi yanıt olabilir:
“Dünyevi açıdan başarısızlığın, kendi içinde bir erdem olduğuna ilişkin romantik fikri bir yana bırakmalıyız. Bu düşünce onun hem dehasını korumasına hem de başarılı olmasına imkân tanımıştır.”

- John Berger – Picasso’nun Başarısı ve Başarızlığı
- Metis Yayınları – Psikoloji
- 240 Sayfa
- Çeviri: Yurdanur Salman, Müge Gürsoy Sökmen