Anadolu’yu Yurt Kılan Gazilerin Hikâyesi: Bin Yılın Göçü Gaziler Çağı – Hüseyin Çoban

“İndik Rum’da kışladık , çok hayır şer işledik!” 

Hasan Erimez’in son romanı Bin Yılın Göçü Gaziler Çağı, Ötüken Neşriyat etiketiyle Aralık 2018’de okurlarıyla buluştu.

İki ciltlik serinin son kitabı olan Gaziler Çağı, tarihi roman severlerin beğenisini kazanacaktır. Hasan Erimez’i ilk romanından son romanına kadar, bütün kitaplarını seve seve ve birçok defa okudum. Hasan Erimez her romanında, Kemal Tahir, Yaşar Kemal ve biraz da Dede Korkut -benim tabirimle Dede’m Korkut-‘un üslubu ve dilini harmanlayıp harika bir eser çıkarıyor. Her romanından ayrı bir lezzet ayrı bir tat alıyorsunuz. Özellikle son iki ciltte nefis bir anlatım var. Kelime dağarcığınızı geliştiren, öz Türkçe kelime ve deyimleri öğrenmenizi sağlayan bir yazar. Kitaplarında konu olarak işlediği dönemin yaşam biçimini, giyim kuşamını, dilini, ruh halini çok iyi aksettiren Hasan Erimez yine tarihi roman severlerin gönlüne taht kuracağını rahatlıkla söyleyebilirim.

Kitabın konusuna gelirsek; ilk ciltte Diyar-ı Rum’a akın kararı verilmiş ve bitmişti, ikinci ciltte ise akınlar devam ediyor ve Rum diyarına bazı obalar göç etmeye başlıyor. Çağrı ve Tuğrul Beğ’lerin yaptığı akınları, Kutalmışoğlu Süleyman Şah’ın Anadolu’da yeni bir devlet kurduğunu, Alparslan ile Romen Diyojen arasındaki savaşı, Kılıç Arslan’ı ve Ertuğrul Gazi’yi anlatıyor. Göçlerin zorluklarlarını, Oğuz’un kutlu töresini, Selçukoğullarının yükselişini edebi çerçevede görüyoruz. Hasan Erimez’in son romanı hala okumayanların pişmanlık duyacağı okuyanların ise hayran olacağını söyleyebilirim. Bin Yılın Göçü Gaziler Çağı bütün tarihi roman severlere tavsiyemdir.

Romandan beğenip altını çizdiğim beş alıntı ile sizleri baş başa bırakıyorum;

“Bugüne dek çobanlarla uğraşırdık. Ama şimdi beğler geldi. Onlar bir kılıç, biz bir kılıç… Horasan ise bir kın gibi. Bu kına ancak bir kılıç sığar. (syf:. 55)

“Telef etmek de ne sözdür? Gazadır bu. Dönenine gazi , kalanına şehit denir. Av yerinde yaban domuzuna, kurda, kaplana yem olana telef denir. Göç yolunda kaza beka ölene telef denir. Kafiri ölüsüne telef denir. Gazada ölenin nesi teleftir?” (syf:. 78)

“Nice zamandır, kâğıda yazıp durursun. Bir kapamadın gittin şunu, Barsoğlu. Neyine icap eder ki yazı öğrenmek bilmem.” Dedi. Onun yazı öğrenmesini kınarcasına. Barsoğlu ona da kaşlarını kaldırıp baktı. Bu kez sabretmeyip konuştu:

“Bana bir harf öğretenin kırk yıl kölesi olurum demiş şah-ı merdan Ali babamız. İlim derler buna, gönlü yetmeli ınsanın. Gönlü yetmeyen dünya malını bağışlasa ilim sahibi olabilemez!” (syf:. 129)

Be hey, baba! Sen ki ak sakaldan bir ulu olmayaydın da kılıcıma yatıraydım! Senin gibi bir Tanrı adamına yaraşır söz müdür bunlar? Bir daha ümitsizliğe tenezzül eden olursa, hiç acımam bilinsin. Ustasızlık şeytanın ilmidir.” (syf:.147)

Bu acı, yüreğine zalim zehir gibi oturmuş kavurmaktaydı. Onu oradan söküp atmanın tek yolu ise intikamdı. (syf:.210)

"İnsanı dört şey yükseltir: İlim, hilm, iyi fiiller, cömertlik."