Doğukan İşler: “Umudun Daima Mümkün Olduğuna İnanıyorum”

Çeşitli kültür sanat yayınlarında kaleme aldığı öykü ve inceleme yazılarıyla tanıdığımız Doğukan İşler’le yakın zamanda çıkan “Kekeme Hamlet” ve Ocak ayında okurlarla buluşacak “Yanlış Masalcı Bay YaLNış” üzerine konuştuk.


Kekeme olma durumu ile Hamlet’i bir noktada birleştirme fikri ilk ne zaman belirdi ve sonrası nasıl gelişti?

Aslında ilk bakışta basit gibi görünen bir fikir: Tiyatrocu olmak isteyen bir çocuk ve önünde bir engel, kekemelik. Ama işin birazcık derinine inince, Şekspir’in Hamlet karakteri de hayatını kekeme olarak yaşayan, ancak oyunlara sığınarak gerçekleri açığa çıkartabileceğini düşünen, bir nevi tutunamayan. Yani, hayat kekemesi. Özellikle gençlik yıllarının başında tanıştığımız bu hayat kekemeliğiyle nasıl başa çıkabileceğimizi, umudun bizlere en güzel ilaç olduğunu anlatmak istedim ben de Kekeme Hamlet aracılığıyla.


Daha önce yetişkin öyküleri yazmış birisi olarak gençlik kurgusu yazmak nasıl bir süreç gerektirdi? Genç-yetişkin ayrımı yapmak seni herhangi bir şekilde zorladı mı?

Ülkemizde maalesef okurlar açısından, “yaş kategorisi” mevzusu tam olarak anlaşılamadı. Burada, hedef kitle önemli. Yani, “gençlik” kurguları yazmanın tek meselesi, ana okur kitlesi olan yaş grubuyla özdeşim kurabilmek; onların dünyalarına, onların duygularına, onların seslerine pergelin sabit ayağını yerleştirebilmek. Aslında her yaştan okura hitap ediyor Kekeme Hamlet de. Tüm gençlik kitaplarının, tüm çocuk kitaplarının aslında her yaşa hitap ettiği gibi… Sadece dozları değişir kitapların.

Kekeme Hamlet’te günümüzde en çok ihtiyacımız olan umudu aşılıyorsun baştan sona. Okur için dünyadan kaçış rampası olabilir mi sence?

En sevdiğim şairlerin başında gelen Sami Baydar, bir söyleşisinde şöyle diyordu: “Her masal bir rüya. Rüyalarsa, dünyadan çıkış yolları.” Edebiyat da bana hep dünyadan çıkışın bir yolu olarak görünüyor. Senin “dünyadan kaçış rampası” deyimin biraz kötümserlik taşıyor sanki. Hem de dünyayı çok ciddiye alıyor. Ama ben umudun daima mümkün olduğuna inanıyorum. Edebiyat ve rüyalar bize bunu sunuyor hiç olmazsa, daima. Gerisini dünya düşünsün!

Fotoğraf: Osman Palabıyık

Tiyatro aşığı bir çocuğun hikâyesini anlatıyorsun, zamanında sen de tiyatro eğitimi aldın ve hayalindi bu durum. Metni yazarken eğitimdeki bilgilerin/hayallerinin herhangi bir şekilde faydası oldu mu sana?

Her kurmaca metin, illa ki otobiyografik öğeler taşır. Fantastik veya bilimkurgu bile olsa. Ben de Kekeme Hamlet’i yazarken, tiyatrocu olmak heveslisi ilk gençlik yıllarımı karşıma alıp epeyce dinledim tabii. Tiyatrocu olabilmek için çok koşturdum, ama tiyatro sevdamın beni edebiyata daha çok yaklaştırdığını keşfedince hayalim başka bir yöne evrilmiş oldu. Umut her yerde, sadece bazen şekil değiştiriyor. Özellikle genç yaşlarda bunu kavrayabilmek zor, ama edebiyat ve sanatın en önemli işlevlerinden biri de bu değil mi? Ayna tutmak, kendimizi daha yakından görmemizi ve algılamamızı sağlamak…

Kitapta hem metnin dili ile hem de tiyatrodan kitaplara, resme ve birçok alana göndermeler var. Okuru aslında bir müzede dolaştırırcasına da bilgilendiriyorsun. Ne dersin?


Bunu önemsiyorum. Yani, benim metnim okura hiçbir şey katmasa bile en azından göndermeler yaptığım kitaplara, oyunlara, resimlere vs. ulaştırırsa okuru, ne mutlu. Böylesi bir aracı, bir basamak olabilmek bile eserime olan güvenimi sağlamlaştırır.

Öykü kitaplarında da Kekeme Hamlet’in ilk sayfalarında da önce okurla konuşuyormuş gibi bir iletişim hali var. Kitaba okuru hazırlamak için bilinçli olarak mı yapıyorsun bunu?

Bir metin, sadece ama sadece okur olduğu zaman canlanır. Kâğıdın üzerinde kendi hallerinde duran harfler, kelimeler, cümleler ancak okurun nefesiyle hayat bulur ve araç olmaktan çıkıp amaca doğru yol kat eder. Okuru çok önemsiyorum, okurluğu çok önemli görüyorum. Ben de bir yazarlığın da ötesinde iyi bir okur olma yolunda gayret gösterirken, canım okurlara (belki biraz da kendime) seslenmeyi, onlarla daha da özel bir bağ kurmayı kıymetli buluyorum.

Günümüz toplumuna baktığımızda hızla değişiyor ve köreliyor gibime geliyor. Kitapta bahsettiğin gibi, duygular kekemeleşiyor mu sence?

Her dönemde, her asırda bu vardı. Şekspir, Hamlet’i yazalı 400 sene oldu ve en başta söylediğim gibi Hamlet bir hayat kekemesiydi. Daha nice edebi eserden, tarihten örnekler verilebilir. Geçmişle kıyas yapmak biz bir yere götürmez kanaatindeyim. Bugüne bakmak, kekeme duygularımızı şimdi iyileştirmeye başlamalıyız.

 
Metinlerinde çok fazla kelime oyunu/şakası var, bu durumu seviyor musun, metinlerine nasıl bir katkı sağlıyor?

Kelime oyunu/şakası, nedense çok basit ve soğuk şakalar olarak algılanıyor çoğu zaman. Elbette böylesi de çok; ama aslında iyisinin ve yerinde yapılanın çok zor olduğu kadar kıymetli olduğu da aşikâr. Dil oyunu yapmak, zekâ ve kelime bilgisi gerektiren bir iş. İyi şairlerde de bunu çok dozunda olarak gözlemleriz. Aynı zamanda, bilinçdışının yansıması vardır kelime oyunlarında. İyi bir yazar, kelimeleri ıslah etmeyi böyle böyle öğrenir biraz da. 

Bu arada Ocak ayında “Yanlış Masalcı Bay YaLNış” adında bir çocuk kitabın çıkıyor, ondan da bahsetmek ister misin?

Kelime oyunları, yine! Bay yanlış diye bir karakterimiz var ve çokça bilinen masalların hepsinin yanlış olduğunu iddia ediyor: Pamuk Prenses ve Yedi Cüceler yerine “Tavuk Prenses ve Kedi Cüceler” masalını, Kül Kedisi yerine “Gül Dedesi” masalını uyduruyor. Sonra da çocuklara, kelimelerle oyunlar yapmalarını ve kendisi gibi masallar uydurmalarını söylüyor. Keyifli ve değişik bir masal okuma deneyimi yanında, çocuklara hayal güçlerini ve Türkçe yeterliliklerini kullanıp yaratıcı yazarlık yolunda bir adım attırmaya davet ediyorum bir yandan da.

Peki, bundan sonrası için yetişkin öykülerden mi yoksa çocuk-genç ağırlıklı kitaplardan mı devam etmeyi planlıyorsun?

Hepsi olacak. Hepsine de aynı özen ve ağırlığı vermeyi düşünüyorum. Tam da burada, Borges’ten bir alıntı yaparak edebiyat ile aramdaki ilişkinin de altını çizmiş olayım: “Edebiyatın benim için hayati önemi var. Yazdıklarımın çok iyi olduğunu düşündüğüm için değil, ama yazmadan yaşayabileceğimi sanmıyorum. Yazmadığım zaman bir tür vicdan azabı çekiyorum.”

Yeni yılda, kelimelerin izini sürecek olanlara ne söylemek istersin?

Oğuz Atay elbette haklı; ama bazı anlamlara gelmeyen hangi kelime varsa, umut ve muhabbetle peşinden gidilirse, hepsi tüm anlam kapılarını bizlere açacaktır. Umarım yeni yılda dileyen herkes, kelimelerin izini sürerek kendini bulsun, bilsin.