Sözcüklerden Bir Labirent: İtalo Calvino – Erdal Erdem

İlk kez gördüğüm bir kenti, binalarına ve sokaklarına bakarak okumaya başladığımda; yazarak bilmediğim şeyleri öğrendiğimi deneyimlediğimde ya da dilin yetkince kullanıldığında aklın görkemli bir uzantısı olduğuna bizi ikna eden yazarlardan söz edildiğinde aklıma Cesar Pavese’in ‘’kalem sincabı’’ yakıştırmasında bulunduğu İtalo Calvino geliyor.
Germana Pescio Bottino’ya yazdığı mektupta ‘’…öz yaşamım üstüne bilgi vermiyorum, ya yanlış bilgi veriyorum, ya da her seferinde değiştirmeye gayret ediyorum. Neyi bilmek istiyorsanız sorun, söyleyeyim. Ama size asla doğrusunu söylemeyeceğim, bundan emin olabilirsiniz.’’ diyor Calvino.
Öz yaşam öyküsü ile olan nevrotik ilişkisi, bir yazarın en önemli yanının yapıtları olduğuna ve bir yazarın ancak yapıtlarıyla var olabileceğine, yapıtlarını bu fotoğraftan çıkardığınızda geriye kalanın yalnızca sıradan bir insan olacağına duyduğu inançla ilintilidir. Her ne kadar öz yaşam öyküsünün geri planda kalmasını umsa da kendinden söz ettiren akıl dolu kitaplar yazmış olmasında dikkat çekici bir yaşama sahip olmanın etkisi yadsınamaz.

Masalsı Yönüyle Calvino

1943 Alman işgali sırasında Garibaldi Birlikleri’nde savaşır ve buna istinaden Paris’te Münzevi kitabında ‘’İnsanların yürek paralayıcı dünyasını ilk kez orada keşfettim.’’ ifadesini kullanır. Bir sanatçının apolitik olamayacağı fikrindedir Calvino. Ona göre sanatçı devamlı muhalefette olmalıdır. Dönemin gergin havası, hissedilen sağır parçalanış, görüntüye dönüşmeyen ama ruhlara egemen olan soğuk ağırlık ve bu ortamda şekillenen kendi siyasi bilinci ilk dönem eserlerini de etkilemiştir. 1947 yılında Joseph Conrad üzerine yazdığı tezle Edebiyat Fakültesinden mezun olmasının ardından, direnişi bir çocuğun bakışlarından anlattığı ilk romanı Örümceklerin Yuvalandığı Patika’yla İtalyan yazar Pavese’de kendisi hakkında şaşırtıcı bir düş gücüne sahip olduğu düşüncesi uyandırmış olmalı ki Pavese o dönemler henüz genç bir yazar olan Calvino’yla ilgili bir yazı kaleme alır. Yazarlık serüveninin ilk kitabıyla yalnızca Pavese’in değil bir çok kişinin dikkatini çekerek prestijli bir ödül olan Riccione ödülüne layık görülür. Kendisi de bu zamanları şöyle ifade eder:

‘’Ben önceleri, o zamanlar dedikleri gibi yeni-gerçekçi öyküler yazıyordum. Yani benim değil de başkalarının başından geçmiş olan ya da geçmiş olduğunu ya da olabileceğini düşündüğüm öyküler anlatıyordum ve bu başkaları da ‘halktan’ denen kişilerdi ama hep biraz düzensiz, tuhaf tiplerdi, düşünceleri ve duygularıyla öyle pek fazla uğraşmaksızın, yalnız söyledikleri sözlerle yaptıkları şeylerle anlatılabilmeleri gerekiyordu. Kısa kısa cümlelerle, çabuk çabuk yazıyordum.

İşe direniş öyküleriyle başlamış olmam rastlantı değil. Bu öyküler iyi oluyordu, çünkü serüven öyküleriydiler, baştan sona hareketli, vurdulu- kırdılı, biraz zalimce, dönemin havasına uygun, atıp-tutan türden, anlatının tuzu biberi sayılan gerilim de eksik olmuyordu. 1946’da bir kısa roman yazmıştım. Örümceklerin Yuvalandığı Patik, yeni gerçekçiliğin acımasız hoyratlığıyla var gücümle girişmiştim konuya, oysa eleştirmenler ‘masalsı’ olduğumu söylemeye başladılar.’’

Calvino metinlerinin ortak noktası tarih bilincini hafızasında taşımasıdır. Fakat tarih onun dilinden dünyaya soğuk bir gerçeklikle değil tam aksi: Deneysel, kendisinden önce kurulmuş olan edebiyatlarla ilişki halinde ve masalsı bir yönle aktarılır. Masalların gerçek olduğundan kuşku duymadığını söyler bize ve gerçeğin her şey olmadığını da. Bu fikirlerin oluşmasında, savaş sonrası Yeni Gerçekçiliği’nden uzaklaşıp Fransız ve Avrupa edebiyatına yaklaşmasında ve kendine özgü bir yazı dili arayışına girmesinde Barthes, Perec, Baudelaire, Proust, Joyce ve Kafka’nın azımsanamayacak etkisi olduğunu hatırlamak gerekir.

Sınırın Ötesinde Olmayı Tercih Eden Calvino

İtalo Calvino’ya göre edebiyatın sınırları hayal gücünü sınırlarının da ötesinde olmalıdır. Çünkü yazarlar her şeyi yazabilirler. Tüm edebi tabular kırılmalı, yaşlı kulaklara daha önce kimsenin anlatmadığı bir sesle yeni hikayeler söylenmeli. Calvino’nun edebiyatını okur için hazırlanmış bir oyuna benzetmemizin yanlış olmayacağı kanısındayım. Ağaca Tüneyen Baron, Varolmayan Şövalye, Görünmez Kentler kitabında tarihin gerçeklerini ve coğrafyanın sınırlarını yeniden şekillendirilerek bizi içeriye davet etmekle kalmıyor, kendi ustalığıyla kurduğu labirentlerde dolaştırırken zaman algımızı da değiştiriyor.

Bir Gövde Gösterisi Olarak: Bir Kış Gecesi Eğer Bir Yolcu


‘’Italo Calvino’nun yeni romanı Bir Kış Gecesi Eğer Bir Yolcu romanını okumaya başlamak üzeresin. Rahatla. Toparlan. Zihnindeki bütün düşünceleri kov gitsin. Seni çevreleyen dünya bırak belirsizlik içinde yok oluversin. Kapıyı kapasan iyi olur; öte yanda mutlaka çalışmakta olan bir televizyon vardır. Hemen seslen ötekilere: ‘Hayır televizyon seyretmek istemiyorum!’ Sesini yükseltmezsen seni duyamazlar seni. ‘Kitap okuyorum rahatsız edilmek istemiyorum!’ O gürültü arasında seni işitmemiş olabilirler, daha yüksek sesle söyle bağır hatta: Ben, Italo Calvino’nun yeni romanını okumaya başlıyorum! Bunu söylemek istemiyorsan seni huzur içinde bırakmalarını umut edelim.’’

Bu kısa alıntı, Calvino’nun Bir Kış Gecesi Eğer Bir Yolcu romanının başlangıç sayfasını oluşturuyor. Daha önce okuduğumuz romanlardan farklı bir kurgusal evreni yaşayacağımızı ve dahası yazarın bize ‘’sen’’ diye hitap ederek anlatının merkezinde okuru barındıracağını sezinleriz. Calvino birbirinden ayrı 10 yazar ve birbirinden ayrı okuma disiplinlerine sahip 10 okur üzerinden metni sürdürür. Romanda iki kurgusal katman bulunur, bunlardan biri yarıda kalan ve birbirlerine bir şekilde değen, birbirlerini saran ve kitabın devamında açıklığa kavuşan on tamamlanmamış roman kurgusu, öteki katman ise bizim yani okurun bulunduğu katman. Gerçeğin sınır çizgileri değişirken okurun bu kurmacanın neresinde olduğunu anlamlandırma çabasına girdiğimizde onuncu okurun biz olduğumuzu işaret eder. Edebiyat tarihinde ikinci tekil şahıs anlatımı sık tercih edilen bir anlatım biçimi değildir. Türkçe edebiyatta da Barış Bıçakçı ve Sema Kaygusuz gibi yazarlar bunun denemelerini yapmışlardır. Sık tercih edilmeyen bir biçimdir çünkü yazarın metni oluştururken bütünü kontrol altında tutması gerekir. Çoklu anlatıcı gibi( Örneğin Faulkner’ın Döşeğimde Ölürken kitabı ya da Antoni Casas Ros’un Enigması gibi) birçok karakterin gözünden öykünün anlatımını sağlamak ya da anlatımda ikinci tekil şahıs yöntemini kullanmak diğer yöntemlere göre daha çok ustalık isteyen biçimlerdir. Ve bir yazarın hünerinin, ortaya koyduğu metin olduğu düşünülürse İtalo Calvino bu anlatım biçimini kusursuzca kullanmasıyla adeta gövde gösterisi yapmıştır.

Belki Mallarme farkında olmadan Bir Kış Gecesi Eğer Bir Yolcu kitabı için kurmuştur şu cümlesini tarihin başka bir diliminde: ‘’Bir kitap ne başlar, ne biter; olsa olsa öyle görünür.’’

İtalo Calvino edebiyatı baştan sona okura, okur olduğunu ve yazarın onu izlediğini hissettiren özel bir bakıştır.