Virginia Woolf’un Yazma Atölyesi

Kitabı elinize aldınız ve Woolf karşınızda. Şimdi size alayla karışık soruyor: "Demek yazmak istiyorsunuz..."

Yazı: Batuhan Sarıcan

Virginia Woolf üzerine yaptığı akademik çalışmalarla tanınan Danell Jones, “Büyük bir yazarla karşılıklı oturup konuşmanın hayalini kim kurmamıştır ki?” sorusuyla başlıyor söze. “Şanslıyız ki,” diyor Jones, “Virginia Woolf’un eserleri, bu türden hayali bir buluşmayı mümkün kılacak nitelik ve nicelikte.” (s.7) Jones, tam da bu bakış açısıyla Woolf’un bugüne kadar yazdığı ve onun hakkında yazılanlardan yola çıkarak karşımıza kanlı canlı bir Virginia Woolf dikiyor. İşte tam da bu noktada, Jones’un sesi Woolf’unsesine dönüşüyor ve kendimizi bir anda Virginia Woolf’un yaratıcı yazarlık atölyesinde buluyoruz. Timaş etiketiyle yayımlanan Virginia Woolf’tan Yazarlık Dersleri kitabından bahsediyoruz.Kitap, Woolf’un yazınında önem taşıyan unsurlarıyedi başlık altında bir araya getiriyor:

1) Yazma Alışkanlığı Kazanmak

“Woolf” hayali atölyesine bir hayli “coşkulu” başlıyor. Daha ilk derste,yazar adaylarını harekete geçirerek bir an önce yazma alışkanlığı kazanmaları için motive ediyor:“Sadece yazın… Saçmalayabildiğiniz kadar saçmalayın. Aptal olun, duygusal olun, Shelley’yi taklit edin. İçinizden gelen her sese kulak verin, dizginleri anlık arzulara bırakın. Dilbilgisi kurallarını, edebi ön kabulleri ve söz dizimine dayalı kuralları boş verin. Kırın, dökün, devirin. Kendi keşfiniz olsun olmasın, her türlü kelimeyi kullanın. Nazım veya nesir biçiminde ya da aklınıza gelen abuk sabuk, anlamsız sözlerle oluşturduğunuz gelişigüzel metinlerle öfkelenin, sevin, alay edin. Ta ki yazmayı öğrenene kadar…”(s.19) Buradan hareketle yazar adaylarının yazı-dışı günlük rutinlerini, yazının can damarı için tehdit olarak gördüğü acımasız ve zararlı bir yaratık (Evdeki Melek) olarak tanımlıyor ve yazmanıza engel olan bu zorunlulukları öldürmenizi istiyor. 15 dakika da olsa, ne yazmak istiyorsan otur ve yaz.

2) Çalışmak

Bu bölüm biraz daWoolf’un yazarlık geçmişine bir yeniden bakış gibi… Tanınmadan önceki hayatına ve yazma tutkusuna yönelik önemli detayları içeriyor. Woolf’un ancak beş roman yazıp gençliğini yitirdiği zamanlarda, yani 40’lı yaşlarında tanınmaya başladığını hatırlıyoruz. İngiltere’nin ilk kadın yazarı Aphra Behn’i(1640-1689) örnek alarak zekâsıyla (kalemiyle)para kazanmayı öğrenmesine değiniliyor. Woolf’un tanınmadan önce çeşitli edebi gazetecilik işleriyle (makale ve eleştiri yazılarıyla) ucu ucuna geçindiği hatırlatılarak hayali atölyeye katılan yazar adaylarına, yazarlık yolunun tümseksiz bir yol olmadığının altı çiziliyor.

Woolf’un meşhur “Yılda beş yüz sterlin ve kendine ait bir oda” gereksinimini de şu şekilde açıklıyor: “Yılda beş yüz sterlin ve kendine ait bir oda derken asıl söylemek istediğim, bir özgürlük alanına sahip olmak ve ne düşünüyorsak cesurca yazmayı alışkanlık haline getirmekti.” (s.31) Yazar adayları bu bölümde, yazar olma yolunda cesur olmak gerektiğini öğreniyor.

3) Üretmek

Hayali atölyenin üçüncü dersi, hayatında sayısız biçim ve yöntemi deneyen Woolf’un yaratıcı yazının kuralları olmadığı savunusunun, bir başka deyişle kendinizi kurallara sıkı sıkıya bağlarsanız sıkıntı yaşayabileceğinizin altının çizildiği bölüm olarak nitelendirilebilir: “Kurmacanın kurallarını kimse bilemez. Bu yolda yalnızca içgüdülerimize güvenebiliriz. Bizler gerçekten yazarsak, söylemek istediklerimizi ifade edebildiğimiz her yöntem mübahtır. Hiçbir metot, hiçbir deneysel çaba -en çılgını olsa bile- yasaklanmamıştır. Daima dürüst olun, sonuç hayret verici olacaktır muhakkak.” (s. 41) Woolf, başkasının görüşünü motamot benimsemektense özgün olmanızı ama Shakespeare, Thoreau ve Hardy gibi büyük yazarlardan da dersler çıkarmanızı öğütlüyor.Bu bölümde ayrıca, yazmaya nereden başlayacağını bilemeyenlere de çok değerli bir tavsiye var: “Sıradan bir zihnin, sıradan bir gününden bir anı inceleyin.” (s. 37) Gerisi istikrarlı bir şekilde yazmak, yazmak ve yeniden yazmaktan geçiyor.

4) Yürümek 

Yürümek, yaratıcı yazarlık atölyelerinden pek de aşina olmadığımız bir başlık. Bu bölümde Virginia Woolf’un sokaklarda avare avare dolaşmasının yazınında niçin önem taşıdığını, amaçsız gibi gözüken yürüyüşlerinin aslında nasıl da “üretme zamanı” olduğunu öğreniyoruz. Bu bölüm, bana birkaç yıl önce New Yorker’da okuduğum bir makaleyi anımsatıyor. Söz konusu yazı, yürümenin düşünmeyi ve yazmayı nasıl beslediğine yönelik zihin açıcı bakış açıları sunuyordu.[1] Benzer bir şekilde Woolf da yürüyüşün düşünceleri tazeleyen, zihnimizin beyaz perdesinde imgelerin belirmesine neden olan bir eylem olduğunu anlatıyor. Odyssey, Ulysses ve kendisinin Mrs. Dalloway eserlerinin, yürüyüş eylemi sonucunda ortaya çıktığını vurguluyor. Bu bölümde dikkatimi en çok çeken söz ise “Bazen insan kendini bir kalemin peşinden tutkuyla ilerlerken bulabilir.” (s. 47) oldu.

5) Okumak 

Yaratıcı yazının okumaktan geçtiği, neredeyse her yaratıcı yazarlık atölyesinin vazgeçilmez tavsiyeleri arasındadır. Bunun üzerine yazarlık atölyelerinde en çok sorulan soru da hangi yazarları/kitapları okumamız gerektiği üzerinedir. Woolf buna şu şekilde cevap veriyor: “Bir insanın başka bir insana okumakla ilgili verebileceği tek tavsiye, hiçbir tavsiyeye kulak vermemesi gerektiğidir.” (s. 53) Burada, Woolf’tan bekleneceği üzere içgüdülerinizi dinlemeniz ve kendinizi, yazmakta olduğu gibi okumakta da özgür hissetmeniz, çeşitli türlerde okuyup kendi ritminizi bulmanız gerektiğinin altı çiziliyor. Edebiyat sevgisinin iyi değil, kötü olarak nitelendirilen kitaplar sayesinde kazanıldığını da Woolf’tan dinliyoruz.

Bu ders başlığı altında yer alan diğer bir önemli unsur ise Woolf’un deneme türüyle ilgili görüşleri; farklı çizgilerdeki dergilere yazdığı edebi gazetecilik yazılarının önemine değinen Woolf, deneme türünün “kolay yazılır” görüntüsünün altında yazarın ustalığının yattığını, yazarın ruhunun kelimelere nüfus ettiğini ve iyi bir denemenin “üslubun zaferi” olduğunu düşünüyor: “En güçlü denemelerin özünde, hayal gücünün kuvvetli ısığı vardır. Bu ışıkla dehanın sınırları aydınlanır, eksiklik ve kusurlarına rağmen, şiir ruhuna sahip bir yazı ortaya çıkar.” (s. 59) Bu bölümde Woolf’un edebi dilini nasıl geliştirdiğine yönelik önemli bilgiler mevcut. Bu açıdan, ikinci bölümdeki “Çalışmak” başlığıyla birlikte okunması ayrıca önemli.

6) Yayımlatma

Ve yayımlatma… Her yazar adayının hayalini süsleyen o yıpratıcı süreç. Gerek roman gerekse öykü veya deneme olsun yayımlatma isteği, herkesin yazar olmak istediği bir ortamda sadece iyilerin sivrilmesiyle sonuçlanıyor. Woolf’un o bilindik önerisi burada da karşımıza çıkıyor: “Lütfen otuz yaşına gelmeden hiçbir şey yayımlatmayın.” (s. 74) Bu sözünü de çok haklı bir gerekçeye, yazdıklarınız hakkındaki okur görüşlerine bağlanma tuzağına düşüp (artık beğenilmek için yazmaya başlayarak) özgürlüğünüzü yitirmeniz riskine bağlıyor. Tabii bir de hem kişilik hem de yazınsal açıdan olgunlaşmak meselesi var:”Kırk yaşında, nihayet kendime ait o sesle yazmayı öğrendim.” (s. 67) Woolf’un bahsettiği otuz yaş sınırı, günümüzde tabii ki üç aşağı beş yukarı oynayabilir, ancak ne demek istediğini anlamışsınızdır.

7) Şüphe Duymak 

Hayali atölyenin hayali katılımcıları için son ders… İyi bir yazarı, hayatta ve etrafında olup bitenlere karşı her zaman aşırı derecede duyarlı olarak nitelendiren Woolf, yazarın edindiği izlenimleri kâğıda yığması değil ayıklaması konusunda uyarıyor. Yazılan cümlelerin tekrar tekrar okunup sabırla gözden geçirilmesi gerektiğini söylüyor. Aynı zamanda romanın canlı olduğunu ve sürekli gelişime açık olduğunu…

Ve yola çıkma zamanı: “Şimdi gidin ve kendi hayalinizi gerçekleştirin.” (s. 86)

Virginia Woolf için Danell Jones’tan sorulur?

Yazar Danell Jones bu kitabı, Woolf’un evindeki (Monk’s House) yazı odasında yazarlık dersi verdiğini hayal ederek kaleme almış. Bu açıdan Woolf’u karşımızda kurmaca bir karakter olarak görmek bir hayli ilginç. Kurmaca dedik ama Woolf’un ağzından çıkanların çoğu, onun vakti zamanında dile getirdiği, kaleme aldığı cümleler aslında. Başka bir deyişle, Jones, Woolf’un yazma eyleminden, kişiliğinden ve karakterinden kesitler sunarak bir bütün oluşturuyor. Woolf’un kaleminin değdiği her kâğıdın derinden incelenmesi sonucunda ortaya konan bu eser, Woolf’a bir saygı duruşu adeta. Jones, onun roman, makale, günlük ve mektuplarının yanı sıra onunla ilgili yazılanlar üzerinden yeni bir Woolf yaratıyor. Tabii ki aslına sadık kalarak. Alışılagelen “nevrotik deha” ön kabulunü de yıkarak Woolf’un“olduğu gibi” tanınmasını da kendine görev edinmiş. Özellikle zekâsına hayran kaldığını her fırsatta dile getiriyor. Zekâ demişken, hem Woolf’u kürsüye yerleştirerek hem de okuru yazmaya teşvik eden deneysel bölüm sonu ödevleri (Yazarlık Yolunda) vermek gibi yaratıcı fikirlerle kitabı zenginleştiren Jones da bu eserde kendi yaratıcılığını konuşturup usta işi bir esere imzasını atıyor.

Burayı biraz açalım: Her bölümün sonunda “Woolf”, atölyesine katılanlara birtakım ödevler veriyor. Burada ödevleri, yıllardır Woolf üzerine çalışmalar yürüten ve onu özümseyen Danell Jones veriyor tabii ki. Jones yirmi yıldan uzun bir süredir verdiği yaratıcı yazarlık atölyelerinden elde ettiği birikimle yazarlara çeşitli alıştırmalar veriyor. Verdiği alıştırmalarla ilgiliyse şunları söylüyor: “Tüm bu alıştırmaların, yazacağınız hikâyeler veya şiirler için aslında birer reçete olmadığını unutmayın. Bu alıştırmaların, sizi tamamlanmış bir esere götüreceğini beklemeyin. Bunları daha çok, yumurta kırarken pasta hamuruna kabuk düşürmemek veya iyi kabaracak bir ekmek hamurunun nasıl yoğrulduğunu öğrenmek için mutfakta geçirdiğiniz vakit gibi düşünebilirsiniz. Bu alıştırmalar, eserinizi ortaya çıkarmakta ihtiyaç duyduğunuz becerileri geliştirmeniz için size yardımcı olacaktır, ancak bunlar tek başına eserin kendisi değildir. Eseriniz, fikirleri, tutkuyu ve mahareti bir sanat eserinde toplayan yaratıcı süreç neticesinde ortaya çıkmalıdır.” (s. 93)

Danell Jones daha önce de bahsettiğimiz gibi Woolf’un sesi oluyor bu kitapta. Woolf’un yazdıkları ve onun hakkında yazılanlar yazarın yaratıcılığıyla birleşip deneysel bir çalışma sunuyor bize. Jones, sadece akıcılığı sağlamak için yeri geldiğinde müdahil oluyor. Onun dışında hep Virginia Woolf’un daha önce kaleme aldığı, paylaştığı düşüncelerini okuyoruz.

 Bu kitabı kimler okumalı?

Eğer Virginia Woolf okumamış ve onu okumaktan çekinen biriyseniz Woolf için bu eserle ısınma turuna çıkmanız doğru bir tercih gibi gözüküyor. Zira yazmanın sadece belli bir zümreye ve erkeklerin egemenliğine ait olmadığına inanan Woolf, okuyarak ve yazarak kendimizi yazarlık için eğitebileceğimize inanıyordu. Bu kitap da onun bu görüşünü fazlasıyla destekliyor. Yazar adaylarına verecek en büyük tavsiyede Woolf’un bu görüşleriyle doğru orantılı: “Çok kapsamlı okumak, düzenli olarak yazmak ve sınırlarını aşmaya çalışmak.” (s. 13)

Kitapta yaratılan hayali atölye katılımcılarının sorduğu sorular ise aslında dünyanın dört bir yanındaki yaratıcı yazarlık atölyelerinde sorulan ve cevabı aranan sorular aslında. “Woolf” kesin cevaplar vermekten kaçınıyor. Bu hayali atölyenin (ve yedi kalemden oluşan ders başlıklarının) yanı sıra Okuma Önerisi ve Kurmaca, Hatırat ve Şiir Notları kısımları da yazarlık adaylarına yol gösterir nitelikte.

Bu kitap, yazar olmak veya Virginia Woolf’u daha yakından tanımak isteyenler için önemli bir kaynak. Kısa ve öz bir anlatım. Virginia Woolf’un yazarlık atölyesine katılma ayrıcalığını, Ebru A. Kesen ve Merve Ön’ün ortak çevirisiyle okuduğumuz Virginia Woolf’tan Yazarlık Dersleri kitabıyla yaşayabilirsiniz.

Kitabı elinize aldınız ve Woolf karşınızda. Şimdi size alayla karışık soruyor: “Demek yazmak istiyorsunuz…”

  • Virginia Woolf’tan Yazarlık Dersleri -Danell Jones
  • Çeviri: Ebru A.Kesen ve Merve Ön
  • Timaş Yayınları
  • 144 sayfa

[1]https://www.newyorker.com/tech/elements/walking-helps-us-think

Ne Okuyorum? ekibinin kolektif paylaşımlarının hesabıdır. Arkasında sadece bir kişi yoktur. Bir fikir vardır! Hiç!