Aç Adam ile Aylak Adam

Nedendir bilmem farklı zamanların, bambaşka şehirlerin, birbirine neredeyse zıt sosyal statülerin insanı bu iki adam, bana oldukça benzer göründü. Yusuf Atılgan’ın Aylak Adam‘ı C. ile Knut Hamsun’ un Açlık romanının isimsiz fakat kendisine isimler uyduran kahramanından (bunlardan biri de Andreas Tangen’dir) bahsediyorum. Bakın benzerlik burada bile başlıyor. İki yazar da güçlü duygularla sarıldıkları, kendi yaşamlarından fırça izleri bıraktıkları kahramanlarına isim vermekten imtina etmişler.

Yusuf Atılgan

Yusuf Atılgan

 

Knut Hamsun

Knut Hamsun

İki eseri de okuyanlar bilirler: C. zengin, affedersiniz paralı, bir adamdır. Parasını hiçbir zaman saymaz, bol keseden bahşişler verir. Andreas ise kelimenin tam anlamıyla açtır, çoğunluk 10 krona muhtaçtır. Fakat zaman zaman para bulduğunda tam da doyacak dediğinizde düşünmeden onu başkasına verişine şahit olursunuz. Borcunu asla unutmaz, borç istemeye çekinir. Dediğim gibi çok zıt görünüyorlar. Fakat bana böyle benzer görünmeleri neden? “Belki Andreas’ ın parası olsa o da C. gibi olurdu.” diyorum.

C.’yi  sokakta gördüğü iki kızdan hangisini takip edeceğine anlık bir hisle karar verirken, onu sokaklar ve caddeler boyu izlerken görürüz. Üç gün takip eder onu, ilk kez o sokakta konuşmak için. Sonunda dördüncü gün söylenir ilk sözler. Andreas ise önünde yürüyen kız kardeşlerden birine elinde kitap bile olmadığı hâlde ”Kitabınızı düşürdünüz Matmazel!” diye laf atar. Onun da takibi kızın evine dek sürer. Sonraları bu kızı üç gün boyunca kara giysiler içinde görür de yine dördüncü gün konuşmaya başlarlar. C.’nin Güler’i bir gün gece yarısına dek izin alır annesinden. Kara giysili Matmazel ise annesinin ve ablasının evde olmadığı bir gün çağırır Andreas’ ı evlerine. Bu gizli ilk kaçamaklarının bitişinde de bir benzerlik vardır.

Nasıl bir adam gideceği yere daha varmadan, yarı yolda tramvaydan iner? ”… yalnızsa, aylaksa onun nerede ineceği bilinmez.” C.’yi tramvaylarda, sinemada, kahvede; Andreas’ ı boyuna sokaklarda, parklarda buluruz.

Ya başka insanlara bakışlarındaki benzerlik! Andreas etraftaki insanları izlerken hayatın içinde balo salonunda gibi salınan mutlu insanlar görür. ”Bu gözlerin hiçbirinde kaygı yoktu, omuzlarında yük.” diyor. Tek kahır çekeni kendisi buluyor. C. ise insanların bulduklarıyla yetinmelerine ve böyle yaşayabilmelerine şaşıyor. En mutlu görünenlere bile karamsar gelecekler kurguluyor. Belki kendisi öyle mutlu olamayacağı için, üç odalı evlerde yaşayan, bir kızı, bir oğlu olan çiftlerin mutlak mutsuzluğun pençesine düşeceklerini söylüyor. Belki o  insanları kıskandığından, kendi iç huzurunu bulamayışından yapıyor bunu. Mutlu ve iyimser insanlara tahammül edemiyor.

Andreas aylak biri sayılmaz. Fakat düzenli bir işi olmadığından sürekli boştur. Karnını azıcık doyurduğunda sürekli yazar yazar. Fakat yazdıkları nadiren beğenilir. Genellikle halkın anlayışı için ağır bulunur ve reddedilir. ”Yazıyı alsanız da üslûbunu biraz basitleştirseniz? Ya da halkın daha iyi anlayabileceği şeyler yazsanız?” derler ona. C. ise para kazanmak gibi bir kaygısı olmadığı için tüm boş vaktini düşünerek geçirir. Ne düzenli bir işi vardır ne de resim yapmak gibi bir uğraşı. Bir zaman yazmaya başlamıştır fakat tüm yazdıklarını yırtıp atar. Onun da sorunu başkaları tarafından anlaşılamayacak olmaktır. Ne var ki Andreas’ ın aksine birinin söylemesine gerek kalmadan kendisi keşfetmiştir bunu: ”Onlar ‘Sonunda beni sürüklediği felakete rağmen onun kollarına atıldığım gecenin tadını unutamıyorum.’ diye başlayan hikâyeler isterler, benimkileri değil.” demiştir. Yellenen bir adamla başlayan, sürekli burnunu çeken bir kadından bahseden yazılarını, kimsenin onu anlamayacağını bildiği için atar.

İkisi de sağlam ilişkiler kuramayan, topluma karışamayan karakterlerdir. C. ”Ben çoğu geceler içiyorum. Şakağımdaki ağrıyı duymamak için, iştah açmak için falan diyorum ama değil, biliyorum. Bir çeşit umutsuzluktan kurtulmak için içiyorum. Belki kendi kendimden.” diyor. Andreas ise açlıktan sarhoşa dönüyor sık sık. Sokaklarda yapılmayacak işler yapıyor, hayallere dalıyor. Belki o da umutsuzluğundan kaçmak için prenses Ylajali’nin sarayında görüyor kendini.

Kimdir Ylajali? Kusursuz sevgilidir, mutluluğun adresidir. Onu bulsa her şey tamama erecektir. Beğendiği kızın adını da Ylajali koyar. Ama Ylajali her zaman hayallerdedir. C.’ nin Zehra’sı kimdir peki? Anne şefkatini, kadın bedenini, gerçek sevgiyi bir benlikte toplamış teyzesidir. Delice kıskandığı. İdeal bir kadın vardır ikisinin de hareketlerini yöneten. Andreas Ylajali’nin karşısına çıktığında alnı açık olmak ister. C. ise mavi gözlerde hep o kadını arar. Sonunda bulduğunu sandığında ise yetişemez.

20160907_184237

İki kitabı da okuduğumda şiddetli benzerliği hissettim fakat bunu anlatmaya çalışırken sayfalardan tanıklar aradım kendime. Belki okuduğunuzda bana hak verirsiniz. Ya da benzerliklerden söz etmeye bile değmeyecek bambaşka insanlar görürsünüz. Belki karakterlerini değil yaşadıklarını benzer bulursunuz. Yine de bu kadar ”belki” den sonra emin olduğum tek şey yalın anlatımlarıyla iki eserin de okunmaya değer olduğudur. Okumanız dileğiyle.

(1991, Ankara) Ömür boyu öğrenci, diploma derlemcisi, Türkçe sevdalısı ve Farsça meraklısı. ezel.sahiner@gmail.com